Sızıntı Arşivi

Kasım 1991 · s. 457 · 10 dakikalık okuma

Elektromanyetik Dalga Kirliliği

Aydın Boz · İnceleme

Amerikan harp sanayiinde mühendis olarak görev yapan Robert Strom da öteki pek çok insanlar gibi aynı amansız hastalığa yakalanmıştı..Kanser... Fakat Strom yine de hiç yılmadan, bu hastalığın kaynağını bulabilirim inancıyla araştırmalara koyuldu. Üç yıl boyunca yaptığı testler neticesinde, bu çalıştığı yerde yüksek dozda elektromanyetik dalgaların mevcut olduğunu ortaya çıkardı. Bu çalışmalarından kısa bir süre sonra da doktorlar Strom'da bir de kan kanseri(lösemi) keşfettiler. Strom, bu hastalıkların ve zararların ortaya çıkmasında esas suçlunun işverenin olduğunu belirterek haklarında dava açtı. Ağustos 1989'da mahkeme Strom lehine karar vererek işvereni 500 000 dolar ödemeye mahkum etti. Ancak bu hasta mühendis kısa bir süre sonra eriyerek öldü gitti. Strom, hazin haliyle bu cihette çığır açarak kanser vak'aları ile elektromanyetik dalgalar arasında bir bağlantı olduğunu ortaya koydu.

Şu anda her birerlerimiz, bulunduğumuz duruma göre belli nisbette elektromanyetik dalgaların tesiri altında tutulmaktayız. Bilindiği gibi elektrik akımının bulunduğu her yerde elektromanyetik alanlar ve dalga boyları oluşmaktadır. Elektromanyetik dalga deyince ilk akla gelen televizyon ve radyo yayınlarıdır. Ancak elektromanyetik dalga kavramı bu kadar dar ma'nâda anlaşılmamalıdır. Görünür ışık, gama ışınlan, çok farklı frekanslarda iletişim sağlayan araçların haberleşme vasıtası hep elektromanyetik dalgalardır. Bu münasebetle her varlık bulunduğu yere göre belli yoğunlukta elektromanyetik dalgalara maruzdur. Özellikle elektrik ve elektronik teknolojisinin gelişmesiyle insanların ürettiği elektromanyetik dalgalar büyük ölçüde yayılma göstermiştir.

Bilindiği gibi bir iletkenden elektrik akımının geçmesi iletken çevresinde bir elektromanyetik alan oluşturur. Akımın değişken olmasıyla bu alan da değişken olur ve bu durumda bir elektromanyetik dalga meydana gelir. Akımın frekansına ve şiddetine göre elektromanyetik dalga daha geniş alana yayılır ve tesiri de aynı oranda artar. Telsiz, radyo, televizyon vericilerinde, konuşma ve o elektrikî sinyale dönüştürülen görüntüler elektromanyetik dalga halinde yayılması için antene uygulanır. Işın veya dalga olarak tanımlanan herşey, fizikî ma'nâda elektromanyetik yönüyle değişik hususiyetler arzeder. Bu ışınlar ne kadar kısa dalgalı olursa, o nisbette fazla enerji yayar ve belirli bir dalga boyundan sonra canlı bünyesi için tehlikeli olurlar.

Günümüzde pekçok bilim adamı elektromanyetik dalgaları, çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasında tek âmil olarak görmektedirler. Bu hastalıklar en basitinden baş ağrısı, mide bulantısı, fenalık, beden ve gönül yorgunluğu gibi rahatsızlıklarla başlamakta ve kötü sonla noktalanmaktadır; kanser... ABD'nin önde gelen ilim ağırlıklı dergilerinden "Science"in yeni yayınlanan son araştırma yazısında EMF'nin (Elektromanyetik dalgalar), insan sağlığını tehlike çemberine atan en büyük can düşmanı olduğu mevzuu üzerinde kat'iyyetle hemfikir olunduğu genişçe anlatılmaktadır.

İlk olarak Rus doktorları 1960'lı yılların ortalarında bu ışınların ve dalga boylarının kötü tesirlerini farkettiler. Yüksek gerilim hattında, elektrik direklerinde, trafo merkezlerinde vs. gibi yerlerde çalışan işçiler umumiyetle baş ağrıları, yorgunluk, İştahsızlık, bulantı ve cinsî isteksizlik gibi rahatsızlıklardan yakınıyorlardı. 1986 yılında görevim icabı bulunduğum Seydişehir'de. Seydişehir Alüminyum Tesisleri'nde çalışan teknisyen arkadaşlar" sana fabrikayı gezdirelim" dediler. Gittik. Tahminen normal bir oturma odası büyüklüğündeki üç teknisyen arkadaşın görev yaptığı odaya girdik. Odanın elektriğini yaktıklarında müthiş bir aydınlık hâsıl oldu. Tavana baktığımda gördüğüm manzara beni şaşkına çevirdi. Altı çift büyük floresan lambası mevcuttu. Teknisyen arkadaşlar şaşkınlığımı anladılar ve : "Bu tesisleri ruslar kurdular. Bir müddet işlettiler ve yakın zamanda da bize devredip gittiler, ama yine de kârdan hisseleri var. Fabrikanın pek çok yerine bakarsan, israf olan çok şeyler görmen mümkündür!" dedi­ler. Ben o zaman sadece israf gö­züyle bakmıştım, ama elektroman­yetik dalgaların zararlarını öğre­nince, rusların neden ve ne niyetle bu kadar çok elektrikli alet, ısı ve ışık üreticilerini bu fabrikaya fazlaca döşediklerini yeni yeni anlıyorum. Demekki boşuna yapmıyorlar! Uzmanlarımızın dikkatlerini istirham ediyorum..!

15-20 yıl öncesine kadar, dü­şük enerjili, iyonlaştırıcı olmayan radyasyonun mikrodalga olmadıkça veya iç ısınma yapacak düzeyde bu­lunmadıkça "zararsız" olduğu zan­nediliyordu. Bugün ise, bu mevzuda elde edilen bilgiler ışığında, düşük enerjili, iyonlaştırıcı olmayan radyas­yonun "biyolojik yönden aktif"oldu­ğu ve dokulara önemli zarar verdiği bilinmektedir. 1979'da salgın hasta­lıklar uzmanı N. Wertheimer ve fizik uzmanı Ed Leeper, Denver şehrinde kan kanserine yakalanan pek çok çocuğun, umumiyetle yüksek geri­lim hattı ve trafoya yakın yerlerde ikâmet ettiğini ve gündüzleri de bu­ralarda devamlı oynadıklarını tesbit ettiler. Daha sonraki araştırmalar da bu gerçeği teyid ediyordu. Milli Sağ­lık Teşkilatı'nın 1950'li yıllarda yayın­ladığı sağlık raporunda da bu tür za­rarlara dikkat çekiliyordu. 20-65 yaş grubu arasında yapılan gözlemler­de, dalgalı akım (alternatif) ve man­yetik alanların kol gezdiği kaynak iş­leri, enerji santralleri ve yüksek gerilim hatlarında çalışanlarda, sine­ma makinesi operatörlerinde, elekt­rikçilerde ve tramvay sürücülerinde ölümle noktalanan kanser vak'aları görülüyordu.

Son yıllarda yapılan yeni ça­lışmalar daha vahim tablolar sergile­mektedir. Kaliforniya Üniversitesi'ndeki tıp uzmanlarından S. Preston ve M. Mack sundukları ra­pora göre 10 yıl veya daha fazla sü­reyle elektronik-elektroteknik gibi mesleklerde çalışan erkeklerde bu kanser tehlikesi diğerlerine göre 10 kat daha fazladır. EMF-tümörleri kan kanserine yol açmakla beraber, özellikle de beyin ve lenf sistemle­rinde varlıklarını hissettirmektedirler. Bu tümörler çok nadir gözükmekte­dir. Pek çok deney ve gözlemlerde ancak çok kısa bir an için tesbit edi­lebilmektedir.

Milli Kanser Enstitüsü'nden kanser uzmanı David Thomas bu mevzûyu biraz daha açıklığa kavuş­turdu. Göğüs kanseri olan 250 erkek hasta üzerinde yaptığı geniş çaplı araştırmasında bu tümörlerle alâkalı asıl bağlantıyı yakaladı. Thomas, bu elektromanyetik dalgaların sağlığı tehdit edici tehlikeler neticesinde er­keklerde bu egzotik(sinsi) tümörün meydana getirdiği rizikoların iki kat daha fazla zarara yol açtığını, diğer araştırmacılar ise altı kat fazla olarak tesbit ettiler. Uzun araştırmalara da­yanan bu kat'î tesbitleri değerlendi­ren Çevre Koruma uzmanları bu elektromanyetik dalga alanlarına " Gizli Ölüm alanları” olarak isim taktı­lar. Sağlığı tehdit eden bu tehlike çemberi üzerindeki yoğun araştırma ve incelemeler ABD, İsveç, Türkiye, Kanada, Rusya, B.Almanya ve İngil­tere gibi devletlerde büyük bir hızla devam etmektedir.

Gün geçtikçe doktorlar elekt­romanyetik dalgalarla bağlantılı ola­rak yeni vak'alar ortaya çıkarıyorlar. Bunlardan birisi özellikle Philadelphia ve Hamburg'daki araştırmalarda tesbit edilen âni çocuk ölümleridir. Ölen bebek ve süt çocukları umumi­yetle şehir merkezlerindeki eğlence yerlerindeki(!) yerleşim bölgelerin­de, ana cadde ve metro yakınların­daki evlerde oturdukları anlaşılmış­tır. Buradaki yoğun elektromanyetik dalgaların uzun süre tesirleri süt ço­cuklarının büyüme ve gelişme hor­monlarının, binâenaleyh vücudun düzenleyici sisteminin arızalanması­na yol açmaktadır. Bu korkunç etki, vücudun önemli uzuvlarının çalışma ve en çok da uyku ritmini düşürmek­te ve hatta bozabilmektedir; yani "ecel bacadan gelmekte, uykuda bastırıvermektedir"

ABD’li araştırmacılar en son olarak evlerde sıkça kullanılan elekt­rikli battaniye ve diğer elektrikli ısıtı­cılar ve ışıtıcılar(kalorifer,spot lam­balar vs.)ile kadınlardaki düşük, erken doğum ve özürlü doğumlar arasında kesinlikle bir ilişki olduğu­nu gözlemlerle ispatladılar. Kış ayla­rında bebeğini, çocuğunu yitiren an­nelerin sayısının yaz aylarında yitirenlerden daha fazla olduğu an­laşılmıştır. Zaten yaz aylarındaki ço­cuk ölümlerinin en büyük sebebini de güneş altında kalmaktan müte­vellit çeşitli hastalıklar, temizliğe riayetsizlik ve kozmetik ürünlerin kulla­nımı gibi faktörler oluşturmaktadır. Bunlar da incelemeye değer bir baş­ka mevzuu...

Günden güne artan cihazlar sebebiyle de ışınlanma tehlikesi yüksek dozda -bilhassa şehirlerde-artmaktadır. Günümüzde bu cihaz­lar içerisinde en tehlikeli olanları TV, bilgisayar ekranları ve mikrodalga fı­rınlar gibi elektrikli cihazlardır ki, bu­radaki elektromanyetik dalgalar, dal­ga dalga ve süratli bir şekilde yayılmaktadır. Dolayısıyla bugün çevre kirliliğinden bahsederken, ar­tık bir "elektromanyetik dalga kirliliği"nden de bahsedebiliriz. Bremen'de 16 çeşit kompüter üzerinde yapılan gözlemlere göre bu cihazlar, ekranın arka kısmından dehşet veri­ci elektromanyetik dalga yaymakta­dırlar ki, böylece sinir sistemindeki bilgi aktarma merkezlerini zarara uğratmakta, devamlı olarak baş ağ­rıları, başta ve kaslarda uyuşmalar, daimî miyopluk, konsantrasyon za­yıflığı, nefes darlığı, uzun süreli kalp rahatsızlıkları, hamilelikte özürlü ve sakat doğum, zeka geriliği gibi prob­lemler, unutkanlık, ruhi depresyon­lar ve bilhassa çocukların eğitimi açısından yanlış bilgilendirme ve kö­tü alışkanlıklar gibi insanın ruh ve beden sağlığını tehdit eden birçok problemin ortaya çıkmasına yol aç­maktadırlar.

Televizyon ve bilgisayar ek­ranlarına maruz kişilerde, bu dalgala­rın kromozomları tahrip etmesi neti­cesinde, umumiyetle bütün kanse­rlerin ve özellikle beyin tümörlerinin ve kan kanserinin (lösemi) arttığı gö­rülmüştür. Bilgisayar ekranları, bey­nin özellikle hipotalamus ve hipofiz bezi ön lobu bölgesinde doku bo­zukluğu yaparak cinsi hayatı ve üre­meyi bozmaktadır. Hipotalamustan çıkan gonadotropin hormonlarının yetersizliği neticesinde kadınlarda âdet bozukluğu ve düşükler olmak­tadır. Bilgisayar ekranındaki yanıp sönmeler de bir çeşit saraya neden olabilir (fotosensitii epilepsi). Ekran­dan yayılan ışınların her biri tehlike sınırının altında olsa bile, birlikte etki yapınca çok tehlikeli; kanser yapıcı, katarakt yapıcı vs. olabilmektedir. Şu anda tavsiye edilen en Önemli tedbirler ise; hiç kimsenin ekran başında tam gün çalışmaması, ekranlara filtre takılması, koruyu­cu önlük kullanılması, iki saat ek­ran karşısında kaldıktan sonra en az yarım saat süreyle ara verilme­si, gebelere ekran yasağı uygu­lanması vb. gibi ehemmiyetli hu­suslardır.

Heidelberg Üniversitesi Sağ­lık Enstitüsü araştırmacılarından Biyoklimatolog Dr. Andras Varga, elektromanyetiğin tesirlerine henüz çok az ehemmiyet verildiğini ifade ediyor. Oysaki bu tür şualar, vücut hücrelerinin denge kaybına ve vücu­dun elektrik? dolaşımının zarar gör­mesine sebep olmaktadır. Bilindiği gibi bedenî fonksiyonların hepsi, çok küçük gerilim değerlerine sahip (1-250 mikrovolt arası) elektrikî sü­reçlere dayanır. İnsanın sinir siste­mi, uzunluğu tahminen 500 000 km.'ye ulaşan sinirler ve 25 milyar sinir hücresi ile muazzam bir elekt­rik şebekesini andırmaktadır. Vücu­dun içinde dengeli ve intizamlı bir şekilde düzenlenip, yerleştirilen bu sistemin dışarıdan tesir altına alın­ması halinde tabiî sirkülasyon zarar görebilir. Bununla birlikte, Dr.Varga ve diğer uzmanlara göre, vücudun bağışıklık sistemi ve dolaşım sistemi sürekli zayıflar ve böylece kanser riski de artmış olur.

Dr.Varga'nın araştırma rapo­runda devamla şunlar belirtilir:

Her frekans aynı derecede te­sir etmez, ancak her ışık tayfının etki alanında tesirli olabilecek frekanslar vardır. Burada esas mesele EMF' nin tesir alanına giren canlının has­salarını bulabilmek idi. Günümüz ilim adamları bu temel iki alıcıyı artık iyice tanıdılar; gözler ve vücuttaki belli başlı ince hücre zarları. Gözler­den giren elektromanyetik dalgalar direkt olarak beyine nüfuz ederler. Burada -özellikle epifiz bezine(beyindeki diensefalin(ara beyin) den gelişir. İyi bir ışık alıcısı olarak vazi­felidir.)- meydana getirilen melatonin hormonuna(uyku devrelerini ve ergenlik döneminde ortaya çıkan iç salgı değişikliklerini düzenleyici) ta­mamen tesir etmektedir. Canlının uyku ritmini alt-üst eder ve dolayısıyla meme kanserine meydan verir. Fareler üzerinde yapılan deneylere, bunlarda aynı şiddette, yani 0.8 gauss (manyetik alanın şiddet ölçüsü)'lık manyetik alan tesbit edilmiştir ki, bu da melatonin hormonunun ge­ce faaliyetini %30–50 oranında dü­şürmesi demektir.

Bugün araştırmacılar, 50 Hz.'lik zayıf elektromanyetik alanın insan vücuduna yaptığı en önemli tahribatı şu şekilde özetliyorlar: Bu manyetik alanlar, aynen zayıf elektrik akımında olduğu gibi, hücre zar­larına tesir eden; değişken ve böyle­ce de enerji kaybının oluştuğu bir dalga meydana getirirler. Zarlar ara­sında, muhtelif yükte sodyum ve po­tasyum elementlerinin oluşturduğu çift kat elektrikî tabaka mevcuttur. Siemens'in elektrikli ocak ve mikro-dalga fırınları da işte bu alaşım ve faktörlerden imâl edilmektedir. Bü­yük bir gerilime sahip bu elektro­manyetik dalgalar, sinirler vasıtasıy­la direkt beyine ulaşmaktadır. Dolayısıyla bedenî ve ruhî arızalar ve aksaklıklar gün yüzüne çıkmakta­dır. Radar ve buna benzer diğer elektronik araçların yaydığı yüksek frekanslı dalgalar, canlılarda irsî hu­susiyetleri kontrol eden nükleik asit­lerin yapı taşları olan nükleotitleri (DNS) birbirinden ayırır, parçalar. Bunun için de sadece 7x1012 gram­kuvvet şiddetinde çok az bir güç da­hi yeterli gelmektedir.

Biyoklimatolog Dr.Varga'nın ilginç tesbitlerinden biri daha; tavuk embriyolarına muhtelif şiddette şuâ gönderilir. Neticede 3 ilâ 21 kuluçka günleri arasında elektromanyetik dalgalara maruz bırakılan civcivler, yumurtalarından çıktıktan beş gün sonra ecelle kucaklaşıverirler. Ağızlarına hiçbir yiyecek alamıyorlardı, çünkü iç organları ve sinir sistemleri nakıs ve ârızalı oluşmuştu. Zayıf elektrik şualarına maruz bırakılan hayvanların %20'si, insanların da %15'i tamamen suiteşekkül, nakıs ve özürlü olarak dünyaya gelmektedir. Şu anda kullanılan elektrik enerjisinin yayılımı santimetrekarede 2 milivattır(mW/cm2.). Bu ise resmen belirlenen, güvenlik sınırından (2.5mW/cme.) düşük durumundadır. "Bu durumda elektrikli ev cihazlarını kullanan veya elektro daktiloyla çalışan hamile kadınların korunduğunu, sağlıklı olduklarını nasıl izah edeceksiniz, sorarım size!" diyor, Dr.Varga. Diğer taraftan, yine ABD'de yapılan incelemeler, çok yüksek voltajlı elektrik enerji hatlarının, vücutlarındaki bir pille yaşayan kalb hastalarını menfî yönde etkilediğini göstermiştir.

Elektromanyetik dalga yayılması sadece insan ve hayvan sağlığına tesir etmekle kalmıyor, aynı zamanda elektroniğe de ileri derecede etkili olmaktadır. 1985'de düşen Tornado uçağının düşüş sebebinin, Münih yakınlarında bulunan bir radyo istasyonunun savaş uçağına ait komuta otomatını bozması olduğu tesbit edilmiştir. Yine 1982'de NASA uzay dairesi, elektromanyetik tesirlerle mücadele etmek zorunda kalmıştı. "Columbia "'uzay aracının inişini filme alan TV kameralarının sinyalleri, yer merkezi ile astronotlar arasındaki radyo-telefon görüşmesini felce uğratmıştı.

Aslında yakın bir gelecekte eninde sonunda bütün ülkeler bu problemleri yakından yaşayacağa benziyor. Acaba nükleer kirlilikle tabiatın ölüp, yok olmaya başlaması yanında bu dalga yayılmalarının da mı tesiri olmaktadır? Bu vahim durum da ilim adamlarımız için araştırmaya değer ayrı bir sahadır...