Sızıntı Arşivi

Haziran 1988 · s. 181 · 4 dakikalık okuma

Ekolojik Dengede Zamanın Rolü

T.Halid Yücesan · Ekoloji

Bize bağlı olmayan ve kendisinin her yönüyle bizi sınırladığı ‘zaman” hayatla iç içe girmiş ve hepimiz için çok mühimdir. Çünkü dünya üzerindeki canlı ve cansız bütün varlıkların müşterek yönlerinden biri de zamanın tesirlerinde olmalarıdır.

Tabiatta görülen ekosistemlerin devamlılığı zamanla alakalıdır. Ekoloji ile uğraşanlar tarafından “ölümden yeni hayat” veya “yaşayanlar ve ölenler bütünü oluşturur” şeklinde tezat gibi görülen, fakat geniş manada düşünüldüğünde doğru oldukları anlaşılan ifadeler ile zamanın rolü dile getirilmiştir. Yaratıcı’nın bu nizamı Budizm’de felsefi olarak şu şekilde ifade edilmektedir:“Eğer ağacın yaprakları yeni bir hayatın kaynağı olacaklarını bilselerdi rüzgâr estikçe yere düşeceğim diye korkudan tirtir titremezlerdi” Hakikaten, ağaç yapraklarının meydana getirdiği ölü örtünün, milyonlarca mikroorganizma için bir hayat kaynağı olduğu bilinen husustur.

Ekosistemlerde zamana bağlı olarak gerçekleşen periyodik değişikliklere “ritmik hadiseler” denir. Her gün görüp yakinen müşahede ettiğimiz; her kuşun belli zamanlarda yumurtlayıp, belli süreler yumurtaları üzerinde kuluçkaya yatmaları; göçmen kuşların belirli zamanlarda binlerce km uzağa gitmek için, hareket etmeleri; bazı hayvanların kış uykusuna belirli zamanlarda yatmaları; bitkilerin çiçek açma; tomurcuklanma ve yaprak dökmelerinin zamana göre ayarlanması bütün bu faaliyetlerin zaman kıskacından geçirilerek bir program ve intizam içinde aksamadan yapılması bir planlayıcıya işaret etmektedir.

İlim çevreleri, canlıların zamana karşı gösterdikleri bu ritmik davranışları bütün yönleriyle henüz tam olarak açıklayamamakla beraber bazı neticeler elde edilmiş ve canlılardaki bu özelliğe “fizyolojik saat” veya ‘‘biyolojik saat’’ ismi verilmiştir. Bazı ilim adamları, göçmen kuşların göç zamanlarının geldiğini bazı enzimlerin salgılanmasıyla anladıklarını iddia etmektedir. Havaların soğuması veya ısınmasıyla bu enzimin aktif hale geçerek kuşlarda bir nevi huzursuzluk veya rahatsızlık meydana geldiği, kuşun bu yolla bulunduğu mekânı terk etmeye zorlanmış olduğu ifade edilmektedir.

Bazı hayvanlar aylar—yıllar boyu laboratuarda suni ışık ve sabit iklim şartları altında denemeye alınmıştır. Yani bu hayvan için gece—gündüz ve mevsim farkları ortadan kaldırılmıştır. Bu şartlar altında da günlük saatlere uyarak ritmik hareketlerini sürdürdüğü gözlenmiştir. Aynı şekilde kış uykusuna yatan hayvanlar mesela ayılar üzerinde yapılan çalışmalar oldukça dikkat çekicidir. Denemeye alınan ayı için 500 voltluk ışık ve her türlü yiyeceği temin edilmiş buna rağmen laboratuarın yeknesak hayat şartları karşısında şaşırmamış, yavaş yavaş yağlanmaya başlamış ve normal vaktinde kış uykusuna yatmıştır.

Hayvanlar kendi biyolojilerine bağlı olarak takdir edilmiş bir ömürlük takvime sahiptirler. Bu da bilhassa beyinlerindeki epifiz salgıları sayesinde yapılmaktadır. Çünkü kuşlar üzerinde yapılan bir incelemede bazı kuşlarda epifiz bezi çıkarılınca kuşun artık gündüz uzunluğuna bağlı olarak, ritmik hareket yapmadığı görülmüştür Fakat bu kuşa “melatonin hormonu” enjekte edildiğinde ritmik hareketlerinin tekrar başladığı görülmüştür. Bu sebeple bu bezin, yalnız gündüzleri salgıladığı melotonin hormonunun, bir zaman bildirici olarak tesir ettiği hükmüne varılmıştır.

Kuşların ötme zamanı ile alakalı bir araştırmanın neticelerine göre; çeşitli kuş cinslerinin mart ayı içinde sabahları ötmeye başlama zamanı ayın birinci gününden sonuncu gününe doğru gittikçe erken saatlere kaymaktadır. Mesela martın üçüncü günü saat 6.40’da ötmeye başlayan kuşların bu faaliyetinin ayın sonunda 5.20’de başlayacak kadar erken saatlerde olduğu belirlenmiştir. Bunun sebebi de güneşin her geçen gün biraz daha erken doğmasıdır.

Canlı topluluklarının göze çarpan diğer bir hususiyeti de kendilerini mevsimlik zaman değişmelerine uydurmuş olmalarıdır. Mevsimlik zaman değişmesi ile bitki ve hayvanların beslenme, üreme göç etme ve diğer hareketleri kastedilir. Bazı geniş yapraklı bitkilerin sonbaharda yapraklarını dökmesi bu nevidendir. Bitki yapraklarının dökülmesiyle bazı tedbirler de alınmış olur.

Bunlar:

—Işığın az olduğu kış mevsimlerinde ve erken ilkbaharda bitki üzerindeki tomurcukların daha çok ışık alması temin edilir.

—Yaprakların dökülmesiyle buharlaşma (transpirasyon) sathı azaltılmış olur. Böylece, kışın topraktan suyun alınması güç olduğundan fizyolojik bir kuraklığın önüne geçilmiş olur.

—Kışın, bitkinin tepe tacında 1 m2 alana düşen tozlar 60 kg. kadar bit basınç yapar. Yaprak dökülmesiyle bundan korunulmuş olunur.

—Birikmiş olan zararlı maddeler, yaprak dökülmesiyle bitkiden uzaklaştırılarak temizlik yapılır.

Böylece zamana bağlı olarak ekosistemlerde bazı değişiklikler meydana gelmekte ve bunlar akıl almayacak derecede hassas gayelere göre planlanmış olarak hiç aksamadan, mükemmel bir şekilde cereyan etmektedir.

Mevsimlik zaman değişmesi, hayvanlar üzerinde de son derece enteresan tesirler yapmaktadır. Mesela, bütün hayvanların doğum zamanı öyle ayarlanmıştır ki, doğan bir yavru dünyaya geldiği zaman, enerji temini bakımından (sıcaklık ve besin) en elverişli bir mevsime sahip olsun; bu devrede gelişebilsin ve kendini dış şartlara karşı koruyabilecek durumda kışa girebilsin. Bunun tipik bir misali Orta Avrupa şartlarında yaşayan karacaların üreme devrelerinde görülmektedir. Bunların çiftleşme zamanı, ana ve babanın iyi beslendiği yani bol besin bulduğu Temmuz—Ağustos ayıdır. Fakat spermanın yumurtayı döllemesinden sonra bu yumurta (embriyo) Kasım ayına kadar istirahata geçer. Kasım—Mayıs ayları arasında yavru ana karnında gelişir. Beslenme ve sıcaklık bakımından en elverişli zaman olan Mayıs ayında yavrular dünyaya gelir.

Bunun gibi daha binlerce misalini verebileceğimiz canlılardaki zamanla bütünleşme ve biyolojik saatler mevzuunda bugün bilinenler bilinmeyenlerden çok daha az olmakla birlikte her yeni keşif hayretimizi daha çok artırmaktadır. Bu mevzuda yapılan fizyolojik ve biyokimyevi çalışmalar her kademede ilahi bir hikmet ve programın hiç şaşmadan yerine getirildiğini gözler önüne sermektedir.

T. Halid Yücesan