Mart 1991 · s. 75 · 5 dakikalık okuma
Ecelin Habercisi Alkol

Her geçen gün dînî ve kültürel değerlerinden biraz daha uzaklaştırılan toplumumuzun, karşı karşıya geldiği en önemli meselelerden biri de hiç şüphesiz alkollü içki tüketimindeki artıştır. 14 asır önce Peygamber Efendimiz (sav) “İçki her kötülüğün atlasıdır.” ikazıyle bu elîm tehlikeye karşı her an tetikte olunması gerektiğini bildirmiştir.
Alkolikler bugün gelişmiş ülkeler (!) için en büyük problem kaynağıdır. Alman Çevre Koruma Derneği tarafından yapılan bir araştırmada Avrupa'da yılda 1,6 milyar galon şarap, içki, bira, gibi alkollü içecekler üretilmekte ki, bu yılda kişi başına 4,8 galon düşmektedir.
İstatistikler ABD'de 24 milyon, Birleşik Almanya'da 13,Fransa'da 8.9, İngiltere'de 13.6 ve Rusya'da 14,3 milyon alkolik olduğunu göstermektedir.
Alkol, vücudumuz için bir ihtiyaç maddesi olmadığı gibi toksik (zehirli) tesirde bulunan zararlı bir maddedir. Tamamına yakını kana karışan alkolün damlası dahi aynı etkiyi gösterir. Kan, başta beyin olmak üzere, bütün vücudu dolaşarak alkolün bu etkisini yayar. İçilen her damla alkol beyin hücrelerinden bir kısmının ölümüne sebep olur. Beyin hücreleri ise yenilenmezler. Sık sık alkol alan kişiler siroz hastalığı riskini arttırırlar. Günde 100 gr. ethanol bu riski erkeklerde on katına, kadınlarda ise sadece 70 gramı tam yüz katına çıkarmaktadır.
Alkol kişinin bütün bedenî fonksiyonlarını uyuşturduğu halde, kanunen yasak uyuşturucular listesine dahil edilmemektedir. Medenî ve insan hakları savunucusu (!) Batı'nın, ticarî kâr uğruna kitleleri ve masum genç insanlarımızı ağır ağır yok etmesi ne kadar düşündürücüdür. Alkolden en fazla mide ve karaciğer zarar görür. Alkolün beşte birini mide cidarı alır, kalan kısmı ince bağırsakta emilir. Yarım ilâ bir saat sonra tamamen kana geçer. Karaciğer, alınan alkolün saatte ancak binde 0,15 kadarını yok edebilmektedir. İlk artık madde (asitaldehit)'in oluşumundan sonra sirke asidine ve neticede su ve karbondiokside dönüştürülür. Asetaldehit vücutta bulunan maddelerle nöradrenalin ve dopamin adında morfine benzer uyuşturucu maddeler oluştururlar. Alkoliklerin bu maddelerle uyuşturucu müptelası haline geldikleri kabul edilmektedir.
Görüldüğü gibi alkolden en fazla zarar gören karaciğerdir. Bu uzvun hücreleri bir müddet sonra sertleşir ve ipliksi bir görüntü alır. Bu bozuk doku, kan damarlarını sıkıştırır ve dolaşımı bozar. Damarlarda toplanan kanın plazması bir müddet sonra karın boşluğuna süzülür ve karın şişer. Alkolün karaciğere olan zararlı etkileri neticesi üç tablo ortaya çıkar: Yağlı karaciğer, alkol hepatifi ve karaciğer sirozu. Karaciğer sirozu, günümüzde hemen hemen bütün batı ülkelerinde ölüm sebepleri arasında ilk sıraya girmektedir. Akciğerlerde ise kan toplanmasına, bronşite, kangrene sebep olabilen alkol, üreme organlarına da gayet kolay menfî tesirlerde bulunur.
Alkolün zarar verdiği organların en önemlilerinden biri de sinir sistemidir. Müzmin alkolikler bazen hiç sarhoş olmayabilir. Ama zamanla, el, kol, bacak, dudak ve dil titremesi, sık sık olan kramplar, sara nöbetine benzer kriz geçirmeler, bir müddet sonra ise hayal görme ve çeşitli sesler duyma hâdiseleri başgösterir. Ethanol maddesi sinir hücreleri zarında çözülüp yağ ve suyla eşit olarak karıştığından biyokimyacılar, bu maddenin plazmaya da geçtiğini kabul ediyorlar. Bu madde hücrelerin geçirgenliğini de yok eder. Neticede sinir sistemi ve merkez durumundaki beyin tahrib olur. Hafıza, meleke ve mantıkî düşünme kabiliyetleri zayıflar. Sinirlere yerleşen bu uyuşturucu madde beyin merkezlerine tamamen yayılarak açlık ve susuzluk duygularını bozup, solunum ve dolaşım bozukluklarına da sebebiyet verir. En son olarak beyin ve beyinciğin hareket koordinasyonunu devreden çıkarır.
Sadece Almanya'da alkol yüzünden yılda 23.000 insan ölmektedir. 1989'da 1891 masum insan, alkolün sebebiyet verdiği trafik kazalarında hayatını kaybetmiştir. Yılda 400.000 iş kazası da yine alkol neticesinde vuku bulmuştur. İşten atılan her altı kişiden biri alkol yüzünden bu acı sona katlanmak zorunda bırakılmaktadır.
1990 yılında yapılan bir araştırmada yalnızca Almanya'da alkol yüzünden (alkolik anne-babanın idraksizliğinden) her 340 çocuktan biri hayatı boyunca çekeceği bir hastalıkla doğmaktadır (Alkolembriyopati). Küçük yapılı, kilosuz ve yüzde anormalliklerle görülen bu hastalık çocuğun beyninde de hasarlara yol açmaktadır. Bu hasta çocukların binde otuzu kronik kalp rahatsızlıklarına maruz kalmaktadır. Gözler, böbrekler, kollar, bacaklar, kalçalar ve üreme organlarında da hastalık sebebiyle gelişme bozukluğu mevcuttur.
Alkolün anne karnındaki bebeğe en büyük zararı yeni yeni teşekkül eden beyni üzerinde olmaktadır.
Beyindeki sinir hücrelerinin (düğümleri) büzülmesiyle sinaps bağlantıları azalmakta ve böylece de sakat ve eksik doğumlar vuku bulmaktadır. Artık her yerde, özellikle TV ve radyoda görmeye alıştığımız zihni ve bedeni özürlü çocuklar sanki alkolik anne-babanın cezasını çekiyormuş gibi oraya-buraya itilmekte ve bu hazin tablo karşısında ise esas suçlu olan anne-babalar duyarsız kalmakta ve belki de sahip çıkmaktansa, başından atmayı yeğlemektedirler. Bu içler acısı manzara. Bize Mehmet Akif 'in şu beyitini tedai ettirmektedir.
“Merhametin yok diyelim nefsine;
Merhamet etmezmisin evlâdına?”
Alkolembriyopati çocukların anne-babadan genler yoluyla aldıkları bu maddeye bağımlılık, onların en azından beşte birini alkolik hâle getiriyor. Normal olarak cemiyet içerisinde bu nisbet 30 kişide birdir.
Ne enteresandır ki, “bira zararsızdır” şeklinde çeşitli fikirlerin ileriye sürüldüğü bir dönemde biranın diğer birçok zararını bir yana koyalım, kansere sebep olan içkilerin en başında geldiğini ifâde eden yayınlar bir hayli artmıştır. Norveç Fredirikstad Hastanesi psikiyatri uzmanı Dr. Otto Haug kendi geliştirdiği metodu ile alkolün beyin dokusuna yaptığı tahribatı açıkça göstermiştir. Hayret verici netice şu idiki, bira içenlerde beyin hasarının alkol yüzdesi en fazla içki olan viski içenlerdeki kadar, hatta bazı vakalarda daha yüksek olması idi. Kendi zamanının en tanınmış kimyacısı olan Dr. Harvey Willey (Encyclopedia Britanica'dan): “% 3 nisbetinde dahi etilalkol ihtiva eden bira bir şahsı sarhoş edecek alkol miktarına sahiptir”: demektedir. Merhum Ord. Prof. Dr. Fahrettin K. Gökay: “Almanya'daki alkoliklerin hemen hepsi bira içerek tımarhanelere, veya hapishanelere girmektedirler. Bu ülkenin bira bayramlarında bira içerek sarhoş olanlar açıkça görülebilir”, sözüyle biranın da kesinlikle sarhoş edici özelliğe sahip olduğunu vurgulamaktadır. Dr. Arthur Maschberg, yaptığı araştırmalar neticesinde, fazla miktarda bira içenlerin gırtlak kanserine yakalanma ihtimalinin, içmeyenlere oranla % 15 daha fazla olduğunu belirterek şunları söyledi: “Biliyorum, bu haber benim gibi bira içenleri mutsuz edecek, ama söylenenler gerçek!”
Gençleri alkolizme götüren önemli bir başlangıç noktası, serbest bira satışı ve reklâmlardır. Henüz lise çağında birçok genç, birayı alkollü içki olarak görmediğinden, okul çevrelerine yakın cafe ve birahaneleri doldurmaktadırlar. Günümüzde dahi Türkiye'deki toplam alkollü içki sarfiyatının maalesef büyük ekseriyetini bira teşkil etmektedir. Bu mevzûdaki küçük bir ihmal telâfisi imkânsız sosyal problemlere yol açabilir.
İçki ve diğer uyuşturucu belâlarıyla karşılaşanlar sadece kendileri batmıyor, toplumlarını da felâkete sürüklüyorlar... Öyle ki, bugün modern tıp bile alkolik ve uyuşturucu mübtelâsı olanlardan kan dahi alınamayacağını, böylelerin kanlarının en büyük tehlike haline geldiğini ilân etmiştir.