Sızıntı Arşivi

Mayıs 1998 · s. 180 · 9 dakikalık okuma

Dünya Değişiyor Ya Biz

Ahmet Kuru · Sosyoloji

Osmanlı âlimlerinden Emir Mehmed 1580 yılında Amerika’nın keşfine dair yazdığı ‘Tarih-i Hind el Garbi adlı eserinde şöyle demektedir: Avrupalılar Bahr-i Muhit’ in sınırlarını buldular.Yeni Dünya ve Hindistan’a mâlik oldular. Bir kısmı Hürmüz Adasına yerleştiler İslam milletleri coğrafya ilminden habersiz olduklarından Avrupa deniz: ticareti istilasının tehlikesini maalesef takdir edemiyorlar. Elbette bunun akıbeti fena olacaktı.(1)”

Maalesef, o dönemde, Osmanlı Devleti coğrafi keşifler karşısında stratejisini belirleyememiş ve ülkeler arası rekabette liderlik durumunu kaybetmiştir. 18. asırda Batıda yaşanan “aydınlanma hareketi” karşısında da tavır beliryememiş olan Osmanlı, müteakip asırda meydana gelen sanayi inkılabı sonrasında yarıştan tamamen kopmuştur. Devletin, kültür, bilim ve idare ile ilgili hemen hemen bütün müessese ve kadrolarının -koskoca imparatorluğu çölleştirme pahasına-yığıldığı İstanbul, yeniçeri isyanları gibi kısır çekişmelerle uğraşırken, Avrupa, dokuma sanayi inden buhar makinesine. Oradan elektriğe ve derken petrole uzanan bir süreçte devamlı kendisini yeniliyordu. Dünyadaki değişim ve gelişmelere yabancı kalmanın sonucunda ülke kendisini yenileyemedi ve dışa bağımlı hale geldi.

Osmanlı’nın duraklama ve gerileme dönemini incelerken sadece askeri mağlubiyetlerinden bahsetmek meselelerin arka planından habersizlik alametidir. Büyük fikir adamı yetiştirememiş, teknik buluş yapamamış, iktisadi hamleye girişememiş bir devlet, zaten birçok sahada mağlup olmuş demektir. Bu mağlubiyetlerde en mühim faktörlerden bir tanesi günün şartlarına uygun stratejiler geliştirilememiş olmasıdır. Günümüz Türkiyesi de eskisinden çok daha hızlanmış global değişimlere ayak uydurabilmek için dünyayı çok yakından takip etmeli ve statükoculuktan uzak durmalıdır. Özellikle 1989’dan sonra dünya çok hızlı bir şekilde kabuk değiştirmektedir ve bu değişime katkıda bulunanlarla seyirci kalanlar geleceğin dünyasının gâliplerini ve mağluplarını teşkil edeceklerdir.

Yirminci Yüzyılın Sonu

Paul Kennedy global değişimleri ve dünyada kazanan ve kaybeden ülkeleri belirleyecek kriterleri ele aldığı kitabına ‘Yirmi birinci Yüzyıla Hazırlanırken’ adını koydu. Halbuki John Lucakcs 20.yüzyılın sona ermiş olduğunu, l9l4’ten 1989’a (Utanç Duvarının yıkılışına) kadar sadece yetmiş beş yıl sürdüğünü ilan etmişti(2). Bu yüzden Peter Drucker’da yeni gerçekleri işlediği kitabına şöyle başlıyordu: “Bu kitap, ileride meydana gelecek hadiseler ve gelecek yüzyıl hakkında yazılmamıştır: Tam tersine, önümüzdeki yüzyılın şimdiden geldiği, hatta içinde bir hayli yol almış olduğumuz: tezini savunmaktadır(3).’’

Dünyanın bugünü ve yarını hakkında kafa yoran birçok uzmanın üzerinde ittifak ettikleri yeni yüzyıl, beraberinde neleri getirmiştir? Bu yeni asra ayak uydurabilmek için ülkeler ne gibi yatırımlar yapmaktadırlar? Bu ve benzeri sorulara cevap ararken, karşımıza çıkan değişimleri dört ana başlık altında toplamak mümkündür:

1- İnsan Gücü ve Eğitim: Küreselleşen dünyada bilgi, teknoloji ve yetişmiş insan gücünün ehemmiyeti devamlı artmakta ve günümüz devletleri bu konulardaki alt yapı yatırımlarına büyük kaynaklar ayırmaktadırlar. Bundan dolayı, Amerikalı bazı yazarlar, kendi insan güçlerine değer katan yabancı yatırımcıları, dış ülkelere yatırım yapan ABD firmalarından daha milli kabul etmektedirler. ( 4)

20. yüzyıl ile başlayıp son yıllarda gittikçe hızlanan eğitim seferberliği ülkelerin en temel hedefi haline gelmiştir. ABD’de 19. yüzyılın önde gelen iş adamları arasında liseden mezun olmak şöyle dursun lisede okuyan bile yoktu. Bilgiye dayalı işler 20. yüzyılda hızla çoğaltmaya başladı. ABD’nin 1900’de nüfusu 75 milyon iken, bugün 250 milyona ulaşmıştır. Oysa lise öğretmenlerinin sayısı 10 binden az iken. 500 binin üzerine çıkmıştır(5).

Amerika’da eğitim sadece devletin sorumluluğu altında olmayıp, III.sektör adı verilen gönüllü kuruluşlarca yerine getirilmektedir. III.sektör, ülkenin fiilen en büyük iş vereni durumundadır. Amerika’da 90 milyona yakın kişinin gönüllü faaliyetlere katıldığı bilinmektedir. Birçok hastane ve eğitim kurumu, bu sektörü temsil eden dini ve benzeri grup ve birliklerce işletilmektedir. İnsanı değiştirmeye ve gençliği eğitmeye yönelik kâr gâyesi gütmeyen bu kuruluşlara sahip olmakla Amerika, diğer devletlerden üstün bir konumdadır. Aralarında milletler arası hayır kurumları ve ülke çapındaki binlerce şubesi ve bir milyon gönüllüsü ile Amerikan Kızılhaçı gibi kurumlar bulunmaktadır. Her şehir mahalli yardım kurumlarına destek veren yıllık yardım toplama kampanyaları düzenler. Bu teşkilatlara bağlı sağlık kurumları, izci dernekleri ve gezici aş evleri bulunmaktadır(6).

Japonya, ABD ile, ekonomik rekabetin yanı sıra, eğitim alanında da yarışmaktadır. Japonya’da okuma yazma bilmeyen insan oranı % 0.7 gibi çok düşük bir seviyededir. Bunun yanı sıra, Japon çocuklarının okula gittikleri gün sayısı yılda (cumartesi yarım gün dahil 220’dir.(7) Türkiye’nin, çağdaşlaşma yolunda katetmesi gereken uzun bir yol olmasına ve gelişmiş ülkelerden çok daha fazla çalışmasının gerekmesine rağmen, eğitim süresinin sadece 180 gün olması, halledilmesi gereken bir problemidir.

2- Ekonomi: Eğitime önem vererek yetişmiş insan gücü ve bilgi birikimi alanında başarılı olan ülkeler, ekonomik alanda da büyük bir avantaj elde etmektedirler. Günümüzde bilgi, pazarlanan bir mal haline gelmekte, internet kullanımıyla daha da hızlanarak devlet sınırlarını aşmaktadır. Sermaye, iş gücü ve teknolojinin taşınabilirliği, toprağın ehemmiyetini azaltmıştır. Bunun sonucu olarak Japonya, Tayvan, Güney Kore gibi coğrafi imkânları son derece kısıtlı ülkeler. Rusya gibi büyük devleri geçebilecek duruma gelmişlerdir. Devletlerarası rekabette iktisadi politikaların ehemmiyeti artmıştı

Ekonomik küreselleşme günümüzde ulaşılan milletler arası üretim, dağıtım ve finans sistemlerinin bir sonucudur. Yaşanan değişimlerle birlikte ekonomik kavramlar hızla değişmektedir. Amerika’da yaşanmış bir olay bu değişime güzel bir misaldir:1987 yılında bir Amerikan forklift* imalatçısı olan Hyster Co. Japon firmalarına karşı Ticaret Bakanlığı’nın özel gümrük vergisi koymasını talep eder. Buna cevap olarak Japon firmaları Amerika’da forklift imalatına başlarlar. Bunun üzerine Hyster rakip forkliftlerin hala Japon mamulleri olduklarını, zira birçok aksamının Japonya’dan geldiğini iddia eder. Ne var ki yapılan araştırmada Hyster’in rakibinden daha çok yabancı aksam kullandığı ortaya çıkar. Bunun üzerine Ticaret Bakanlığı memurları.,Amerikan veya yabancı forklifti şeklinde bir ayırımın yapılamayacağını kabul ederler. Davayı sonuçlandırmak için şöyle bir tarifte karar kılınır: “Amerika’da iskeleti üretilen forklift Amerikan forkliftidir!(8)”

Amerikalı iktisatçı Robert Reich’in ekonomik küreselleşme hakkında verdiği bir başka misal de şudur: General Motors (GM)’dan bir Pontiac alan Amerikan vatandaşı farkına varmadan uluslar arası bir anlaşmaya girmektedir. GM’ye ödenen 20.000 dolardan yaklaşık 6000 doları rutin emek ve montaj işleri için Güney Kore ye, 3.500 doları gelişmiş aksam için Japonya’ya, 1.500 doları stil verme ve tasarım mühendisliği için Almanya’ya, 800 doları küçük parçalar için Pasifik ülkelerine, 500 doları reklam ve pazarlama hizmetleri için İngiltere’ye gönderilmektedir. Geri kalan kısım (6.700 dolar) GM hissedarlarına kalmaktadır ki, onların içinde de birçok yabancı hissedar vardır.(9)

Yerli malı-yabancı malı kavramları sermaye alanında da altüst olmuştur. Hisse senetlerinin, günün yirmi dört saatinde Tokyo, Hong-Kon, Zürih, New York gibi büyük borsalardan alınıp satılmasıyla tek bir dünya piyasası oluşmaya başlamış ve sermaye devlet sınırlarını aşmıştır. Dünyada bu değişimler yaşanırken, ülkemizde sermaye ve şirketlerin İslami-gayri İslami olup olmadığının tartışılması geri kalmışlığımızın bir göstergesidir.

3- Teknoloji: Geleceğine en çok yatırım yapan ülkelerin başında Japonya gelmektedir. Barınma dahil toplam sabit yatırımları ABD’nin iki mislidir. Sivil Ar-Ge harcamalarının GSMH’ye oranı ise, hem Avrupa hem Amerika’dan daha fazladır(10).

Gelişmiş ülkelerde yapılan Ar-Ge çalışmaları sonucunda tarımda büyük mesafeler kat edilmiştir. Hızla artan dünya nüfusunun beslenebilmesi için insanlığın daha ileri teknolojilere ihtiyacı vardır. 1950- 1984 yılları arasında gıda üretiminde tarihin en büyük artışı görüldü. Bu dönemde dünya pirinç üretimi hemen hemen iki katına çıkarken, hububat hasılatı tam 2,6 kat arttı. Bütün bunlara rağmen hala 500 milyonun üzerinde insan yetersiz beslenmektedir. Bu duruma sebep olan faktörlerin başında Afrika ülkelerinin dünyadaki teknolojik gelişmelerden uzak kalmış olmaları ve sömürüye maruz kalmaları gelmektedir. Aynı alan miktarı üzerinde, Afrikalı bir çiftçi yılda 600 kg tahıl üretirken, Kuzey Amerikalı meslektaşı 80.000 kg üretebilmektedir.(11)

Bilimsel gelişmelerin teknolojiye dönüştürüldüğü ülkelerde robot kullanımı da yaygınlaşmaktadır. Japonya gibi nüfus artışı olmayan ülkeler, işçi ihtiyacını robot sanayisi ile kapatmaya ve böylelikle kaliteyi de artırmaya yönelmişlerdir. Hâlihazırda işsizliğin hüküm sürdüğü gelişmekte olan ülkeler ise.,bu metodu kullanamayacaklardır(12)

Teknolojinin sağladığı imkânlarla ulaştırma sektöründe de büyük atılımlar yapan ülkelerden biri olan Fransa’da ortalama tren hızı saatte 250 km iken ülkemizde sadece 80 km’dir(13). Bu hıza ayak uydurduğumuz takdirde, TCDD ile 8 saat süren İstanbul —Ankara seyahati 3 saate inecektir.

4-Haberleşme: Devlet sınırlarının ehemmiyetini azaltan bir başka gelişme de iletişim alanında yaşanmaktadır. Televizyon sayısının 600 milyonu aştığı dünyamızda seyirciler ticari malları tükettikleri gibi haber ve filmleri de tüketmektedirler. Böylece otoriter rejimlerde, hükümetlerin halklarını cehalet içinde tutmaları giderek zorlaşmaktadır. Çernobil’in görüntüsünü bir Fransız ticari uydusu hemen çekmiş ve Rusya dâhil bütün dünyaya ulaştırmıştır. Tiannenmen Meydanı olayları da Çin’in kapalılığına rağmen bütün dünya tarafından takip edilmiştir ve tepki görmüştür. Bilgi ve açıklığın doğruluk, dürüstlük. hakkaniyet ve demokrasiyi beraberinde getireceği umulmaktadır.’

Türkiye, telekomünikasyon sahasında. dünyada yaşanan gelişmeleri takip etmeye çalışmaktadır. PTT bu alanda yaptığı yatırımlarla başarı sağlamış ve birçok yeniliklere imza atmıştır. Özel TV ve radyoların kurulması ile de büyük mesafeler katedilmiştir. Fakat, maalesef ülkemiz basın ajanında dünyanın çok gerisinde kalmıştır. Japonya’da yayınlanan gazetelerin toplam tirajı 72.7 milyona ulaşmış durumdadır. Bu ülkenin yarısı kadar nüfusa sahip olmamıza rağmen, Türkiye’de. gazete tirajlarının toplamının 3 milyon civarında olması kültür seviyemizin düşüklüğü nü göstermektedir. Dergi ve kitap okuma oranlarımız da gelişmiş ülkelere göre çok düşük durumdadır.

Tarih Aleyhinize Tekerrür Etmesin

“Gelişmekte” olan ülkeler, küreselleşmeden faydalanabilmek için, rekabet güçlerini artırmalıdırlar. Bunun için de, iyi yetişmiş bir nüfusa, çok sayıda sosyal bilimci ve mühendise. gelişmiş finans yapısına, iyi haberleşme imkanları ve bilgi birikimine, yeterli sermaye, girişimci ve çok milletli şirketlere sahip olmaları gerekmektedir.

Türkiye’nin dünyaya ayak uydurabilmesi için bu tür alt yapı yatırımları gerekli, fakat tek başına yetersizdir. Teknolojik gelişmelerin yanı sıra yapılması gereken sosyal değişiklikleri ve bunlara mani olabilecek tehlikeleri Paul Kennedy şöyle izah etmektedir:

“Bağnaz güçlerin açık araştırma ve tartışmayı engellediği, politikacıların özel çıkar gruplarının desteğini almak için yabancılara ve azınlıklara karşı bayrak açtığı, medyanın tamamen ticarileştiği. halkın düşük kültür seviyesinden dolayı ciddi meseleleri gündemin altına ittiği toplumlarda global düzeydeki gelişmelerin kavranması imkansızdır.(15)”

Peter Druckerda bizi kıskandırmak istercesine şöyle demektedir: “Değişikliklerin ne kadar çabuk olacağını bilemiyoruz. Ancak önce nerede tesirli olacaklarını tahmin ede- biliyoruz: ABD. Bu en şeffaf en esnek, en az merkeziyetçi ve en az denetimci eğitim sisteminin Amerika’da bulunmasındandır(16)”

Dünya değişiyor. Türkiye bu değişime ayak uydurarak, demokratik, çok sesli ve üretken bir ülke olmak zorunda. Kısır çekişmeler içinde boğulduğumuz takdirde dünyaya sosyo-kültürel olarak bir katkıda bulunamayacağımız gibi, dışa bağımlılıktan kurtulmamız da mümkün olmayacaktır. Geçmişimizden aldığımız ders ve ibret ile geleceğe hazırlanmalıyız ki tarih aleyhimize tekerrür etmesin.

*forklift: Kısa mesafeli yük taşıyıcı ve istif edici makine

Kaynaklar

1- Nakledeıı: Zeki Velidi Togan. Bugünkü Türkistan ve Yakın Tarihi. İstanbul, 1947, ss. 126-127.

2- John Lucakcs. Yirminci Yüzyılın ve Modem Çağın Sonu. Sabah Yay. , İstanbul 1994, s.1.

3- Peter Drucker, Yeni Gerçekler, İş Bankası Yay. , Ankara. 1996. s. 1.

4- Robert Reich, “Who is us?’. Harward Business Rewiev. January-February 1990, ss. 53-64.

5- Drucker. a. g. e. ,ss. 177-178.

6- A.e.s 201.

7- Paul Kennedy. Preparing for 21st Century, Random House, NewYork. 1993, s.140.

8- Mııstafa Özel. Küresel Rekabet. İz Yay . İstanbul.1994. s.57.

9- A.e. ,s. 11.

10- A. e. ,s. 140.

11- Kennedy, a. g. e., ss. 65-67.

12- A. e, s.87.

13- Elif Yılmaz, “Hızlı Tren”. Bilim Teknik. sayı:362(Ocak 1998).

14- Kennedy, a. g. e.. ss. 52-53.

15- A. e, s. 341.

16- Drucker. a. g. e. - s. 257. Aralık-1997 /(7)