Aralık 1985 · s. 34 · 2 dakikalık okuma
Dünya

Burada hiç kimse durucu değil,
Hepimiz dünya'dan göçmeye geldik.
Kör olan bu işi görücü değil,
İyiyi kötüden seçmeye geldik.
Bezgirgânlar gibi alış-verişle,
Öbür âlem için bir sürü işle,
Az bir sıkıntı, biraz bekleyişle,
Hakk'a giden yolu açmaya geldik.
Gelmedik buraya bir dâvâ için,
Encâmı karanlık bir kavga için,
Dünyalara ait bir sevdâ için,
Bizler âb-ı hayat içmeye geldik.
Kehf-ashabı gibi mağaralarda,
O en kutlu ile mübarek GAR'da,
Henüz ölüp gömülmeden mezarda,
Bitmeyen çileyi çekmeye geldik.
Niceler düştüler dünya ağına,
Vuruldular bahçesine bağına,
Anlarlar varınca son durağına,
Bizler o durağı geçmeye geldik.
* * *
Yunus Emre'nin şiirlerini hatırlatan bir şiirle karşı karşıyayız. Şiirde anlatılan, dünyadan ziyade "Eşref-i Mahlukat" olarak tavsif edilen insan ve insana düşen vazifelerdir.
Şiir, hece vezniyle yazılmıştır. Halk edebiyatı nazım şekillerinden "koşma"yı andırmaktadır. Hece sayısı 11'dir. 6+5 şeklinde duraklara ayrılabilir. Şiirde umumiyet itibariyle tam kafiye kullanılmıştır. Şiirin kafiyelenişi (aBaB, cccB, çççB, dddB, eeeB) şeklindedir.
Dünya şiirinde, "belirli bir dünya görüşü" dile getirilmektedir. Asrımızın mozaik medeniyeti ve dünya telakkisi karşısında, fıtrata dayanan tevhidi telakkinin terennümleri ile karşılaşıyoruz.
Ölüm hadisesi kimsenin inkar edemiyeceği bir hakikattir. Bu hakikatin altında yatan hikmetler vardır. İnsan bu dünyaya belirli bir maksat için gönderilmiştir. Dünyadaki hayatı bu maksata ayine olmalıdır. Bu hakikat şiirin ilk dörtlüğünde ifade edilmiştir. Yaşadığımız alemde imtihan sırrının iktizası olarak zıtlar cem edilmiştir. İnsanın vazifesi bu zıtlar içinde "iyiyi, kötüden seçmektir." Varlık sırrına akıl erdiremiyenler, tesadüfen dünyaya geldiklerine inananlar "kör" dürler. Körlerin bu sırrı anlamaları mümkün değildir.
Şiirin bundan sonraki bölümlerinde yapılacak vazifeye açıklık getirilmektedir. Dünyanın üç yüzü vardır:
Birincisi: Esma-yi İlahi-ye bakar. Bu yüzüyle dünya güzeldir. Çünkü asıl maksat, Allah'ın gösterilmesidir.
İkincisi: Ahirete bakar. Yani dünya ahiretin tarlasıdır. Şiirde "öbür alem" diye tanıtılan ahiret için dünyada yapılacak "bir sürü iş" in olduğu ifade edilmektedir.
Üçüncüsü: Doğrudan doğruya insanın heveslerine hitap eder. Bu yönüyle dünya merduttur.
Asıl vazifesi "Hakk'a giden yolu açmak" olan insanın bu yolda karşılaşacağı bazı sıkıntılar olacaktır. Ve bu tabiidir.
Şair, şiirde ferdi bir ifade kullanmıyor. "Geldim" yerine "geldik" kullanarak bir topluluk namına konuşuyor. Buna "cemaat" diyoruz. Hakkı temsil etme makâmında bir cemaat... Bu cemaatin fertleri şahıslarında değil, davalarında fani olmuşlardır. Dünyanın ufak meseleleri onların semtine selam vermez. Neyi, niçin yaptıkları bellidir. "Encamı karanlık değildir." Bu, ne dünyaları fethetme, ne de semaları fethetme kavgasıdır. Bu, bütün insanlığa "ab-ı hayat" içirme kavgasıdır.
Dördüncü kıt'ada bazı telmihler yapılıyor. "Kehf Ashabı" hakikate gönül vermiş ve kendi devrinin şerlerinden kurtulmak maksadıyla mağaraya sığınmış bazı gençlerdir. Bunlar üçyüz sene mağarada kaldıktan sonra uyanmışlardır. Mağarada onların hakikat uğruna katlandıkları bir çile vardır. Yine İslam Tarihinde bir "HİCRET" hadisesi vardır ki, Efendimiz (A.S.M.) ile birlikte Hz. Ebubekir (R.A.)'ın Sevir Mağarasında müşriklerin takibatına uğramaları ve yakalanma endişeleri vardır. Bu da değişik bir çiledir. Bu çile o günden bugüne kadar inanan zümrenin vasf-ı mümeyyizi olmuştur. Şair "Bitmeyen çileyi çekmeye geldik" sözüyle bunu anlatmıştır.
Şiirin son bölümünde dünyaya vazifeli geldikleri halde, dünyanın cazibesinden kendini kurtaramayanlar anlatılıyor. Bunlar hatalarını ancak "son durağa vardıkları" zaman öğreneceklerdir. Vazifenin idraki içinde olanlar ise "o durağı" geçmeye gelmişlerdir.
Zülfü Gökçe