Eylül 1989 · s. 8 · 1 dakikalık okuma
Dinya Hayatı
Yatkın Bektöre · Op. Dr. · Edebiyat
Op. Dr. Yatkın Bektöre
Çok yakın bir arkadaşım, 3-4 yaşlarındaki oğlunu kucağına almış, telaşla muayenehaneme gelmişti. Küçüğün ateşlendiğini ve kusmaya başladığını söylüyor, oğluna duyduğu sevgi onda büyük bir üzüntü ve endişe meydana getiriyordu. Kısa bir muayeneden sonra, yediği bir şeyin dokunmuş olabileceğini düşünerek sorduğumda;
-"Buzdolabındaki 1 kiloya yakın dondurmanın hemen hemen hepsini yemiş. Biz sonra farkettik dedi". Mesele anlaşılmıştı. Ancak çocuğuna karşı büyük bir muhabbet duyan babayı teskin etmek, çocuğu tedavi etmekten daha zor olmuştu. Bu itibarla çocuğun da babasını ne derece sevdiğini göstermek, aynı zamanda hastalanmasına sebep olanın dondurma olduğunu ihsas etmek için;
- Oğlum, babanı mı yoksa dondurmayı mı daha çok seviyorsun? dedim. Çocuğun cevabı:
- Dondurmayı... olmuştu.
Evet, çocuk henüz 3-4 yaşındaydı. O sevdiği şeye fazla düşkünlüğün kendisine zararı olacağını, ayrıca onu temin edenin babası olması cihetiyle, öncelikle onu sevmesi gerektiğini, onun için hiçbir şeyi esirgemeyenin, dondurma gibi bir şeyle kıyas bile edilemeyecek bir varlık olan babası olduğunu bilecek, idrak edecek şuurda değildi. Sadece nefsinin sesini dile getirmişti.
İşte biz büyükler; çoğu zaman bu idraksiz, şuursuz ufacık çocuğun durumuna düşerek, bize sonsuz nimetleri bahseden Yüce Rabbimize şükretmemiz, en çok O'nu severek O'na yönelmemiz gerekirken, yine O'nun lütfü olan dünya nimetlerini daha çok sevmiyor muyuz? Dünya hayatına dalarak kulluk görevlerimizi unutmuyor muyuz? Bu fâni dünya hayatına fazla düşkünlüğün bize zararı olacağını bile, bile...