Eylül 1992 · s. 12 · 2 dakikalık okuma
Dine Dönüş

Batı dünyası, Rönesans'tan itibaren Hristiyanlığın baskıcı tutumundan kurtulup, rahatlama merhalesinin ardından, pozitivist ve materyalist felsefeye kayarken, bu gidişe Doğu'da da hususan İstanbul'da çanak tutanlar olunca neredeyse bütün bir dünya, maddenin dar kalıpları arasına hapsolunarak, buhranlar içinde kıvranmaya başladı. Geçen asırdaki içtimaî kargaşalar ve bu asrın dev savaşları âdeta sefih medeniyetin bünyesindeki rahatsızlıklara ve nihayet bunlara dayanamayıp kusmasına benziyor. Daha da kötüsü, kaybedilen değerlerin adını anmaksızın, insanlığın meselelerine teşhis koyanların, her ameliyede ayrı bir yara açmış olmaları ve 20. yüzyıl insanının kurtarıcılardan bir türlü kurtulamayışıdır.
Ancak günümüzde gittikçe artan miktarda sağduyulu seslerin işitiliyor olması, şimdiye kadarki fikrî tabularda büyük değişiklikler olduğunu, hatta birçoğunun yıkıldığını gösteriyor. Doğu'da çoktan beri başlamış bir toparlanma ve kendine gelme, insanlığın kulağına birşeyler fısıldıyor. Belki de Doğu'da İslâm'ın şaha kalkışına mukâbil, Batı'da da İslâmiyet ile İttifak halinde olacak İsevîlik rûhu da çoktan dirilmeye başladı.
Dinin yeniden ehemmiyet kazanması hâdisesinin en mühim saiki, şüphesiz dinden uzaklaşan cemiyetlerdeki ahlâkî çöküntü, ve suç nisbetlerinin baş döndürücü artışıdır. Bu husûsa temas eden İngiliz eğitimci John Patten, dinin gündelik hayattan ihracının şimdiki keyfiyetimiz üzerinde derin tesirleri olduğunu belirterek, şöyle diyor:
"Hayat şartlarımızın hayli kolaylaşmasını sağlayan bilim ve fen, aynı zamanda bizi îmândan uzaklaştırmada yegane unsur olmuştur. İlmî düşünce dendiğinde, ispatlanabilir düşünce anlaşılıyor. İnanç ise pozitif ölçüler içinde ispat edilemediği zannedildiğinden bilimsel ve aklî olmuyor. Halbuki, 'yaptıklarından hesaba çekilme' korku ve inancındaki zayıflama, dünyada iyi ve kötü olmanın ebedî neticeleri hakkındaki korkuyu izale ediyor. Yani iyi de olsan, kötü de olsan aynı. Tabiî, bu ferdî ahlâkı bozarak suça yöneltiyor.
Öyle zannediyorum ki Britanya'nın İkinci Dünya Savaşı sonrası kayıt ve istatistiklerini inceleyen bir araştırmacı, kiliseye devam nisbeti ile çeşitli suçlar ve ahlâksızlıklar arasındaki ters orantıyı rahatlıkla görecektir.
İnsan doğarken iyi ve kötü mefhumlarıyla doğar, Büyüdükçe de her bir fert kendine göre iyi ve kötüyü seçer. İşte ahiret inancı, bu noktada kişinin iyiye yönelme hissini takviye eder. Bu ise ibadete devam ile olur. İkinci Dünya Savaşından beri suçlarda, artış görülüyor. Niçin? Çünkü aynı ölçüde din hayattan uzaklaştırıldı.
Ailede, otoritenin yıkıldığına ve değerlerin altüst olduğuna dair çok şey yazıldı, çizildi. Bu konu mühimdir. Aileler, çocuklarının yetişmesine dikkat etmeli, ancak bunu yaparken çağın gereklerine göre hareket etmeliler. Aksi halde onların peşinden mahkemelerde dolaşır, cezalarını ödemek zorunda kalırlar. Diğer bir çözüm de bu işin okullarda ciddiyetle ele alınmasıdır. Kimbilir, belki de birgün hakkıyla din eğitimi ihtiyaca binaen geri dönecektir"
Cemiyette huzur ve ahengin sağlanması için dinin gerekliliği daha önce de birçok sağduyu sahibi, mütefekkirler tarafından tekrarlandı. Kimileri ise bunları boş inançlar ve kuruntular olarak niteledi. Lakin, meselenin ehemmiyeti, düşünenleri bu konuya ciddîyetle eğilmeye sevkediyor.
Dine dönüş çağrılarının insanlık çapında yankıları gözönüne alındığında, tarihî bir değişimin eşiğinde olduğumuz anlaşılıyor. Evet, insanlık sanayi öncesi dönemlerde dini, sonra da sanayileşmiş bir toplum olarak dinsizliği tecrübe etti. Şimdi üçüncü bir kombinezona adım atarak 21. yy. arefesinde dini, hayata hayat yapma yolunda ilerliyor.