Haziran 1982 · s. 20 · 3 dakikalık okuma
Dil Üzerine
Fatih Bağcıoğlu · Yrd. Doç. Dr. · Dil

Dilin en mühim hususiyetlerinden biri de kendine mahsus kanunları bulunması ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık olmasıdır. Bunlar dil kaideleridir. Bu kaideler dilin yapısına hakim olan temâyüllerden doğmuş bir takım prensiplerdir. Dildeki kaideler dilin asırlar boyu devam eden hayatında yapısını ayakta tutan hususiyetleri gösterirler. Dilde zaman zaman bir takım değişiklikler ve gelişmeler olur. Fakat bu gelişme ve değişmelerin dilin kaideleri çerçevesinde olması icab eder. Dile yapılan her müdahale onun kanunlarına, kaidelerine uymak zorundadır. Dil kendi kanunlarına, esaslarına aykırı hiç bir zorlamayı kabul etmez. Onun yapısı herkesin İstediği gibi ona müdahale etmesine müsait değildir. O fertlere ve cemiyetlere tâbi olmayan bir nizama sahiptir. Yapılacak bir takım yanlış müdahaleler, zorlamalar dile hiçbir şey kazandırmaz; aksine onu bozar, anlaşılmaz hale getirir. Dil anlaşılmaz hale geldiği zaman da her-şey bozulur, karışır. Önce dilde sonra kültürde daha sonra da milletin hayatında ciddî bozukluklar baş gösterir.
Günümüzde durum budur. Dile yapılan yanlış müdahaleler, zorlamalar Türk dilini bozmuş, anlaşılmaz hale getirmiştir. Son kırk yıl içinde dilden anlamayan kimselerin lisana müdahale etmesi neticesinde bir yığın yanlış, kusurlu ve eksik kelimeler "türetilmiştir". Meselâ: Türkçede olmayan eklerle kelimeler yapılmaya gidilmiştir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1. —Sal/—sel ekiyle, bilimsel (ilmî), dinsel (dînî), ruhsal (ruhî), tinsel (ruhî, ruhânî, manevî), tarihsel (tarihî), bölgesel (bölgeyle alakalı, bölgeye ait, mıntıkavî, mevziî), kişisel (şahsî), yöresel (mahallî), deneysel (tecrübî), mantıksal (mantikî), toplumsal (içtimaî, sosyal), yazımsal (edebî) .... gibi sayısız kelime "türetilmiştir". Halbuki —sal/—sel eki Fransızca bir ektir. Türkçenin hiçbir devrinde ve şivesinde nisbet (bağlılık, İlgi, mensubiyet, merbutiyet) eki olarak böyle bir eke tesadüf edememekteyiz. Uysal, kumsal gibi bir iki kelimede görülen ek, nisbet manası taşımaz.
2. Yine —al/—el ekiyle yapılan bütün kelimeler yanlıştır. Çünkü bu ek de Türkçe değil, Fransızcadır. Bunun için: Özel (hususî), genel (umumî), doğal (tabiî, normal), ulusal (millî), yerel (mahallî), tüzel (hükmî, hukukî), kural (kaide),.... gibi kelimeler yanlıştır.
3. —tay/" ekiyle yapılan danıştay (devlet şurası) sayıştay (divan-ı muhasebat, muhasebat divanı), kurultay (kongre)... gibi kelimeler yanlıştır. Çünkü bu ek Moğolcadır.
4. —ay/-ey ekleriyle yapılan kelimeler de yanlıştır. Zira bu ekler de Moğolcadır. O halde: olay (hadise), deney (tecrübe), düzey (seviye), birey (fert), onay (tasdik, tasvip), dikey (amut, amudî), yatay (ufkî) ve benzeri kelimeler Türkçe olamaz.
5. —man/—men eki İle yapılan kelimeler de yanlıştır. Bu ek eski türkçede yoktur. İsimden isim yapma eki olarak kocaman, karaman gibi birkaç kelimede görülür. Bu ekin yanlış olarak fiil köklerinden kelime teşkil etmekte kullanılması ise büsbütün hatalıdır. Bu sebepten, öğretmen (muallim, hoca), okutman (lektör, okutucu), yazman (katip), yönetmen (müdür, idareci) denetmen (murakıp, müfettiş), danışman (müşavir), ve benzeri kelimeler yanlıştır. Bunlar arasında sadece öğretmen tutunmuştur.
6. —av/—ev ekleriyle yapılan sınav (İmtihan), ödev (vazife, vecibe), görev (vazife)... gibi kelimeler yanlıştır. Çünkü bu ekler (—av/—ev) veya -v eki Türkiye Türkçesinde yoktur. Eski Türkçede de yoktur. Aslında Türkçede başlangıçta "v" sesi mevcut değildi.
İleriki sayılarımızda yukarıda saydığımız ekler, bunların fonksiyonları, vazifeleri, kullanışları üzerinde daha geniş olarak, tek tek, vereceğimiz misallerle durmak istiyoruz.
Görülüyorki "Öz Türkçecilik" adı altında, Türkçe, yabancı eklerin istilasına uğratılmış, bozularak karmakarışık bir dil haline getirilmek istenmiştir.
Öte yandan Türkçe olmayan kamu, acun, tamu, imge terim, zor gibi bir çok kelime Türkçe diye İleri sürülmüş, bunun yerine herkesin bildiği, kullandığı kelimeler Türkçeden atılmak istenmiştir.
Böylece dilde ve kültürde anarşi başlamıştır. Ama değişen bir şey yoktur; hangi devirde ve nerede olursa olsun iş, ilimden mahrum, bilgisiz kimselerin eline geçtiği, layık olanlar işden uzaklaştırıldığı zaman aynı kötü akıbete maruz kalınmıştır.
Eğer güzel dilimizi ve millî kültürümüzü yaşatmak istiyorsak lisanımızı iyi öğrenmeli, ilim dışı uydurma kelimeleri kullanmamalıyız.
Fatih Bağcıoğlu