Temmuz 1982 · s. 6 · 2 dakikalık okuma
Dil Belası
ÇERÇEVE

Çok konuşmak, aklın ve ruhun dengesizliğine dayanan bir marazdır. Makbul söz, en kestirme yoldan ve muhatabın kafasını teşviş etmeden ona birşey anlatan sözdür. Muhataba birşeyler anlatabilmek İçin uzun boylu konuşmaya gerek yokdur ve hatta çok defa uzun bir konuşma beraberinde bir kısım zararlar da getirir. Zira çok söz tenâkuzdan (1), tenâkuzlar ise karşı tarafın kafasında çeşit çeşit yeni sorular meydana getirmeden hâli değildir. Böyle bir durum ise, faydadan daha ziyade muhatab için zararlı olacakdır.
Akıllı insan, konuşmak yerine, hem kendisi hem de başkaları için faydalı olabilecek şahısların konuşturulmasını temin eden insandır. Aslında aklı kâinat fenleriyle kalbi de ilâhî mevhibelere doymuş ve olgunlaşmış kimselerin yanında başkalarının konuşması saygısızlık ve o kâmil ruhların susması da topluma zarardır.
Az söylemek, çok dinlemek bir fazilet ve ermişlik nişânesidir. Devamlı kendini dinlettirmek arzusu ise, her zaman bir cinnet eseri olduğu iddia edilmese bile, mutlak bir muvazenesizlik ve hayâsızlık olduğunda şüphe yokdur.
Söylenecek her söz, bir meseleyi halletmeye ve bir soruya cevab vermeye yönelik bulunmalıdır. Söylerken de sorana ve dinleyenlere bıkkınlık vermeden katiyyen kaçınılmalıdır.
İnsanın, sükût durması gerektiği yerde sükût etmesi ve konuşması îcap ettiği yerde de konuşması normal ve tabiîdir. Ne var ki, daha istifadeli olabilecek kimselerin konuşmaları, her zaman şâyân-ı tercih bulunmalıdır. Bayie bir şey, her şeyden evvel bir edeb işi ve sükût durmanın faziletini idrak etmeye bağlıdır. Atalarımız ne hoş söylemişlerdir: "Konuşman gümüş ise sükûtun altındır."
İnsan çok söz söylemekle değil, söylediği sözlerin yerinde ve faydalı olmasıyle kadrini kıymetini yükseltir. Aksine, heryerde uluorta konuşan kimse, hele konuştuğu şeyler de yüce mefhumlara ve ihtisas isteyen mevzulara dairse, hem bir sürü hatalara düşer hem de kendi değerini düşürmüş olur. "Ço.k konuşanın çok sakâtatı olur." sözü ne kadar yerinde ve kıymetli bir sözdür.
İnsan sözüyle kendini gösterir ve davranışlarıyla ruh yüceliğini aksettirir. Her sözü mutlaka onun söylemesi lâzım geliyormuş gibi lafı kimseye bırakmayan gevezeler, zamanla bütün dostlarından nefret ve tahkir görmeye başlarlar. Böyle bir durum ise, zaman zaman onların da söylemeye muvaffak olabilecekleri güzel sözlerin dinlenmemesini ve dolayısıyle çok yüksek hakikatların -bir geveze söylediği için-tezyif edilmesini netice verir ki, bu da o yüce hakikatlara karşı hürmetsizlik ve saygısızlığı ifade eder.
Az yeme, az uyuma gibi az konuşma da ötedenberi olgun kimselerin şiarı olmuşdur. Ruhî melekelerin gelişmesinde insana ilk tavsiye edilen şey, lisanına hâkim olup lüzumsuz ve münâsebetsiz sözlerden sakınmasıdır. Zira heryerde ağzını açıp saçma-sapan söz edenlerin, kafa ve gönüllerinden daha büyük olan lisanları, ihtimal ki, onların daimi helâketlerine sebeb olacakdır. Hem burada hem de orada..
Hele yapmadıkları şeyleri söyleyenlerin hâli bütün bütün acı ve onlar hesabına düşündürücüdür. Bu itibarladır ki, en doğru sözlünün beyanında dil ve apışarasını muhafaza etme, cennetlere uçmanın birinci vesilelerinden sayılmışdır.
İnsan, çok konuşma, kendi beyanını beğenme ve başkalarına söz hakkı tanımama hastalığından uzak kaldığı nisbetde Yaradan ve yaratıklara yakın ve onların nazarında sevimli olur. Aksine, ne Hak katında ne de halk katında umduğunu bulamaz.
B. Ramiz Gülen
(1) Tenâkuz: Söz ve fikirlerin birbirini tutmaması, biribirine zıt olması.