Temmuz 1982 · s. 4 · 2 dakikalık okuma
Aksonlardaki Sır

İnsan ve diğer canlılardaki çok sayıda sistemlerden biri olan sinir sistemi, bu sistemler içinde en karmaşık olanıdır. Beynimizde ve omurilikte bulunan hücre sayısı 14 milyara yakındır. Bunların 10 milyardan fazlası beyinde, kalanı ise omurilikte bulunur. Sinir sistemini hücreler ve bunların uzantıları meydana getirir. Uç uca eklendiklerinde bu uzantıların boyunun 800.000 km. ye ulaştığı hesaplanmıştır. Biz bu yazımızda sinir sisteminin binlerce hususiyetlerinden sadece aksonlara ait olanlarından bahsetmek istiyoruz.
Binlercesi birarada demet halinde seyreden aksonlar (sinir uzantıları) çok ince borucuklar halindedirler. Bunların içerisinde hücre içi sıvı yapısına benzer sıvı bulunur ve hücre içi elektrolitlerini ihtiva eder. Aksonun etrafını miyelin denen bir kılıf sarar. Bu tabaka elektron mikroskop ile; 500.000 defa büyütülüp bakılırsa içice soğan zarı gibi dizilmiş tabakalardan meydana geldiği görülür. Miyelin kılıfının vazifesi sinirlerdeki elektrik akımının birbirine geçmesine (kontakt) mâni olmak, yani kabloların etrafındaki naylon gibi yalıtkan vazifesi görmektir. Bu kılıfın da dışında Schwan kılıfı denen tabaka bulunur ki buradaki hücreler sinir uzantılarını beslerler.
Sinir uzantıları (akson) arasındaki kontaktlara mâni olan miyelin tabakası canlının doğması ile her zaman gelişmesini tamamlamış olmaz. Sinirlerde miyelinleşme çeşitli canlılara göre hususiyetler arzeder. Canlılarda hayat? ehemmiyeti haiz organlara giden sinirlerde bu tabakanın teşekkülü doğumdan önce tamamlanır. Bu tabakanın teşekkül etmediği sinirlerin gittiği bölgeler faaliyet yapamazlar. Yeni doğan çocukların yürüyememesi buna misaldir.

Miyelinleşme işi büyük bir intizam ve hikmetle cereyan eder. Meselâ yeni doğan bebekte, doğumla birlikte İrade ile çalışan kaslara giden sinirlerde miyelinleşme olmadığı için, yürüyüş mümkün olamaz. Hattâ doğumdan sonraki bir-iki hafta ağrı hissi de gelişmemiştir. Bu mesele belki de tartışılabilir, bununla beraber çocuk cerrahisi kliniklerinde bu dönemde anestezi (bayıltma) yapmadan ameliyat yapıldığı da bir gerçektir.
Çocuğun yürüyemediği, konuşamadığı ve gıda temini için lüzumlu faaliyetleri yapamadığı bu devrede, şefkatle üzerine titreyen anne ve babası imdadına yetişir. Sinirlerdeki miyelinleşme tamamlandığı zaman da çocuk muntazam bir yürüyüş içine girer, mutfağın kapısına dikilir ve annesinin kendisine yiyecek birşeyler vermesini bekler.
Hayvanlar âleminde ise durum başkadır. Kedi ve köpek gibi hayvanlar kendilerine ayrılan kulübelerinde yalnız başına yaşarlar. Yavruları ile daha sıkı bir şekilde ilgilenebilirler ve onları emzirir ve yiyebilecek hale gelince de peşlerine takarak yiyecek ararlar. Bu hayvanlarda sinirlerin mİyelinleşme5İ doğumla birlikte başlar ve insana göre daha çabuk hareket ve serbest yaşama kabiliyeti kazanırlar.
Dana, tay, kuzu gibi hayvanlarda durum daha da enteresandır. Bu hayvanlar doğar doğmaz" ayağa kalkarlar ve annesinin memesine yapışırlar. Büyük ve küçükbaş hayvanlarla dolu bir ahırda bir sabah yeni doğmuş ve hemen ayağa kalkmış birkaç yavruyu görmek mümkündür. Bu hayvanlarda İse sinirlerin miyelinleşmesi doğumdan önce tamamlanmıştır. Böyle olmasa idi, belki de bu hayvanlar doğar doğmaz diğer hayvanların ayaklan altında ezilirdi.

Görülüyor ki canlı vücudunda cereyan eden binlerce hâdise gibi, sinirlerde miyelin teşekkülü bile canlıların hayat şartları ve zamana göre değişiklikler arzetmekte ve büyük bir İntizamla vücuda gelmektedir. Akıl nimeti olmayan bir hayvanda ise yavrunun hayatının devamı için sinir sisteminin inkişafı ve teşekkülü doğumla birlikte tamamlanmıştır.
Akıl ve ruh ile mücehhez insana şefkat gibi bir duygu da verilince yavrusunun sinir sisteminin gelişmesine kadar ona ne derece ihtimam gösterdiğini hepimiz görüyoruz.
Dr. Hamit İspirlioğlu