Ekim 1987 · s. 23 · 3 dakikalık okuma
Denizin Biyolojik Fenerleri

Derin denizlerin diplerine doğru inildikçe, güneş ışığının tesirinin giderek azalmasıyla koyu bir karanlığın hakimiyeti her yeri kaplar. Güneşin nüfuz edemediği böylesi derin ve karanlık sular ise adeta bir güzellikler ve sırlar ülkesi gibidir. Elinizdeki feneri yakarak çok enterasan görüntülerle karşılaşabileceğiniz gibi, yakmadan da semada yıldızların ışıl ışıl parlamalarına benzeyen veya gece donanmalarının geçişini hatırlatan bir takım görüntülere şahit olabilirsiniz. Bu enteresan görüntüler ahtapotların bazı türlerinin üzerine yerleştirilmiş ve kendi parlaklığını ayarlayabilen küçük benekler tarafından gerçekleştirilir.

Denizlerin derinliklerinde yaşayan canlılardaki bu ışıkların sayısı ve yerleri türlere göre değişir ve bu sayı her türde sabittir. Kiminde baş tarafta toplanmış, kiminde bir sıra halinde, kiminde ise geometrik bir şekil arz eder.
Karanlıkta kendileri değil, sadece vücutlarındaki ışık görülür. Bu ışıklı uzuvlar, çevrenin aydınlatılmasında, dişi erkeğin birbirlerini bulmasında ve avları cezbetmede de kullanılır. Aynı zamanda her tür gördüğü ışık demetinden yaklaşanın dost veya düşman olduğunu kolaylıkla ayırdedebilirler.
Deniz dibinin karanlıklarında yaşayan bu küçük canlılara bahşedilen ve onların hayatlarının mühim bir unsuru olan ışık nimeti ilim adamlarını şaşkınlığa ve düşünmeye sevketmektedir. Evrim fikrini savunan bilim adamları ise bu hususiyetin yaratılıştan verilmediğini, sonradan kazanılmış olduğunu nasıl ispat edeceklerini kara kara düşünmektedirler.
Enteresan hususiyetlere sahip bu ışık saçan omurgasızlara deniz diplerinde çokça rastlanmaktadır. Fakat bunlar içinde, en gelişmiş ışık organları, en karmaşık ışık saçma mekanizmaları ile Histioteuthis adlı deniz dibi sufyası, son derece alaka çekici olandır.
Histioteuthis kafadanbacaklı olup, yumuşak bir bedene, avını kolaylıkla yakalıyabilmek için içi satıhlarında vantuzlar bulunan sekiz kola ve iki dokungaça sahiptir. Derin sularda yaşayan Histioteuthis'in biyolojik aydınlanma fonksiyonu, nazik bedenleri üzerine yerleştirilmiş ve kendi parlaklığını ayarlıyabilen küçük benekler (fotoforlar) tarafından gerçekleştirilir.

Bu benekleri oluşturan hücreler ışığa karşı son derece duyarlı olup adeta birer pozometre (ışıkölçer) gibi çalışırlar. Böylece Histioteuthis kendi parlaklığını ayarlayarak, dostları arasında farkedilir bir üye, düşmanları karşısında ise farkedilemiyecek cansız bir varlık gibi görülür.
Bilim adamları Histioteuthis üzerinde yaptıkları araştırmalarda, öncelikle biyolojik aydınlanmanın temel maddesi olan luciferini aramışlar. Neticede, canlının hazım ifraz bezlerinde bu maddenin üretilip depo edildiğini bulmuşlardır. Burada üretilip depo edilen madde bir dizi reaksiyonla değişime uğrayacağı ışık üretici organla ra gitmektedir. Işığı asıl dışarıya aksettiren benekcikler hayvanın gövdesinin hemen her yerinde bulunabilir. Ancak umumiyetle kollarda, manto kesesinde, gözlerin etrafında yer alır. Bu benekcikler arasında rahatça hareket edebilecek, hem avını nemde yaklaşan düşmanlarını görebilecek bir şekilde biri diğerinden çok büyük olmak üzere iki göz yerleştirilmiştir.
Görme organlarındaki bu farklılığın hikmeti, su sathı yakınlarında küçük gözlerini, derinlerdeyse büyük gözlerini kullanmalarıdır.
Aynı maddeler iki deniz dibi ahtopotunun hazım ifraz bezlerinde ilim adamları tarafından tespit edilmiştir. Fakat ışı üretici organa sahip olmadıklarından, ilim adamları bu ahtopot cinsinin tehlike anında denizin karanlığına parlak ışık bulutları meydana getirerek kaçabileceğini tahmin etmektedirler.
Biyolojik Işıklar Nasıl Çalışır? Birçok organizmalar luciferinler olarak bilinen hususi bileşikler vasıtasıyla soğuk ışık yayarlar. Bu moleküller luciferaz enziminin varlığında oksijenle reaksiyona girerler. Bu oksidasyon uyarılmış durumda bulunan kararsız bir molekül hasıl eder. O stabil hale geçerken düşük enerji seviyeli görülebilir ışığın bir fotonunu meydana getirir. Bu reaksiyon kimyevi enerjinin ışık enerjisine dönüşümü demektir. Son derece randımanlıdır ve hiç bir ısı hasıl etmez.

Deniz organizmalarının çoğunda bu reaksiyon ve ışık neşri fotocit adlı hususi hücrelerde meydana gelir. Bununla beraber karidesler ve küçük krustaceler deniz suyuna bu maddeleri fışkırtırlar ve bu reaksiyon burada meydana gelir. Bu karidesler düşmanlarından saklanacak kadar parlak bir aydınlık bulutu hasıl edebilirler. Foto protein olarak bilinen kararlı luciferin—luciferaz kompleksi deniz kurtları ve karidesler gibi hayvanlardan elde edilebilir. Aeguorev gibi deniz analarında bu luciferin okside edilmiş durumda olduğundan oksijen yokluğunda da bu canlılar ışık meydana getirebilirler. İhtiyaç duydukları tek madde kalsiyum iyonlarıdır.
Farklı canlılarda (ateşböcekleri, yuvarlak kurtlar, bakteriler) farklı kimyevi yapılara haiz bir kaç eşit luciferin tesbit edilmiştir. Çoğu ışık hasıl eden hayvanların luciferinleri ise tespit edilememiştir. Zira yarım ton deniz anasından ancak 10 mg. saf fotoprotein elde edilebilmiştir. Kafadan bacaklıların avlanması ve yetiştirilmesi ise çok güç olduğundan ışık organlarının işleme mekanizması hakkındaki bilgiler çok eksiktir; bununla birlikte, günümüzde, bu meseleyle alakalı çalışmalar hızla artmakta ve mühim bilgiler elde edilmektedir.
New Scientist'ten Selman Öz