Sızıntı Arşivi

Ağustos 2002 · s. 316 · 6 dakikalık okuma

Dengeler Dünyası

Fatih Karahisarlı · Prof. Dr. · Edebiyat

Birbirini ortadan kaldıran kuvvetlerin sonucu olarak meydana gelen durma hali; herhangi bir cismin veya insan bedeninin dikey durumu; hareketin düzenliliğini ve devamını sağlayan kuvvetlerin bağdaşması; organik hayatın bileşkenleri arasında meydana gelen uyum; farklı ve karşıt varlıklar arasında bulunan ve durma, ahenk veya uyumluluk oluşturan uygun ilişki ve oran; siyasi kuvvetlerin, yetkilerin, etkilerin, birbirini sınırlayacak şekilde dağıtılması; baskı imkanını ortadan kaldırarak huzurun yerleşmesini sağlayan kuvvetler eşitliği; eğilimler ile kabiliyetlerin ölçülü bir şekilde bağdaşmasından doğan iç huzuru; ekolojinin konusu olan bitki örtüsü ve faunayı meydana getiren canlılar arasındaki uyum.. şekillerinde tarif edilen hadiseye denge denilmektedir(1).
Canlıların dengelerini sağlayabilmeleri, kainatta mevcut olan birbirine dik üç ayrı düzlem (bir odanın köşesindeki üç ayrı düzlemin kesişmesi) yanında bir de doğru bir hat boyunca olan (lineer) yöndeki hareketlerin dengelenmesiyle olmaktadır. İnsanlarda bu düzlemlere bir de metafizik düzlem eklenmektedir ki, bu düzlem nazar-ı dikkate alınmadan insanın genel manada dengesini sağlaması ve muhafazası mümkün görünmemektedir.

Mikro ve makro alemde denge
Görüldüğü gibi denge; gerek, mikroskoplarla gözlenebilen mikro-alemde; gerek teleskoplarla gözlenebilen makro-alemde, gerekse bu iki alem arasında var olan ilişkilerde kendini aşikar bir şekilde göstermektedir. Dikkat edilecek olursa, her ortamda görülen dengelerin ortak özellikleri, içlerinde bağdaşma, uyum, ahenk, orantı, eşitlik ve huzur kavramlarını bulundurmuş olmalarıdır.

Mikro-alemde; canlı organizmalardaki kimyevi ve biyolojik hadiselerde gerekse atomu meydana getiren proton, nötron ve elektron arasındaki fiziki hadiselerde hep bu dengeyi görmekteyiz. Hücrenin içi ve dışı arasındaki sodyum-potasyum dengesi o kadar önemlidir ki, bozulduğu, yani içeride sodyum, dışarıda potasyum arttığı zaman o hücrenin, dolayısıyla o organın fizyolojisi bozulacak ve neticede hastalık meydana gelecektir.


Aynı şekilde, elektron, proton veya nötron arasındaki denge bozulunca; ya beklenmeyen bir hareket, ya da hareketsizlik, dolayısıyla neticenin elde edilememesiyle karşılaşılacaktır. Mikro-alemdeki bu dengeler, bilerek veya bilmeyerek insan iradesiyle bozulabilmekte ve neticelerine göre bizleri az veya çok meşgul edebilmektedir.

Gezegenler arasında (makro-alem) müthiş bir denge mevcut olup, irademiz ve gücümüz dışında mükemmel bir şekilde devam edip gitmektedir.

Normo-alemde denge
Normo-alem dediğimiz ve diğer insanlarla ilişkiler içinde bulunduğumuz ortamda 'denge vardır' demekten çok, 'olmalıdır' diyoruz.

İnsanlararası münasebetlerde; kızarken, severken ya da nötr kalırken, dengeli olunmalı. Kızdığımız kişi veya kişiler, ileride dostumuz olduğunda veya sevdiğimiz insanlar ileride düşmanımız olduğunda, altından kalkamayacağımız faturalar ödemeyelim.

Olabilecek her türlü hadise karşısında iz'anlı ve insaflı olma, insanlararası münasebetlerde dengeli olmanın esaslarındandır. Bunların başında da, insanın Rabbisi'yle ilişkisindeki denge gelir. 'Tut beni Allahım, tut ki, edemem Sensiz' iz'anıyla sadece Rabbisi'ni nokta-i istinad ve nokta-i istimdad bildiği ölçüde sağlam bir murakabe yolunda ve dolayısıyla da emniyette bir denge içinde sayılabilir(3).

Dünya-ahiret dengesi
Dünya ve ahiret dengesi, kurulması ve devam ettirilmesi gereken en önemli dengelerden biridir. Her malın kendine göre bir değeri olduğu gibi, dünyanın ve ahiretin de kendine göre değerleri vardır. Dünya geçici bir durak, ahiret de kalıcı bir mekan olduğuna göre; ahiret lehine fark, kıyaslanmayacak kadar büyüktür. "Ey benim halkım! Bu dünya hayatı bir meta'dan, geçici bir eğlenceden ibarettir. Ahiret ise, işte asıl yerleşecek yer orasıdır." (Mü'min Suresi, 40/39). Ahiretin kazanılması, dünyada gerçekleştirildiğine göre, bu hassas denge daima göz önünde bulundurulmalıdır. Denge, ahiretin kazanılmasına doğru endekslenirse, daima kazanma kuşağında bulunuluyor demektir. Sadece dünyaya endekslendirilen bir dengenin kazanma şansı yoktur.

Fakr u gına dengesi
Bizim dış alemde gözle görüp elle tutabildiğimiz fiziki dünyada dengeler olabildiği gibi, metafizik alemin de kendine göre dengeleri vardır. Bunlardan birisi de; 'fakr u gına' dengesidir.


Fakirlik, yoksulluk, muhtaç bulunduğu şeylere sahip olamama manasına gelen fakr, erbabınca kalben bütün varlıklardan vazgeçip abd ve mab'ud münasebeti içinde bulunmak ve yalnız Allah (cc)'a muhtaç olma, varlığa karşı ihtiyaç alakalarından kurtulma şuuruyla yaşamaya denir ki, tasavvufçuların 'fakr'dan anladıkları da işte budur. O, halkın anladığı manada fakirlik ve yoksulluk olmadığı gibi, insanlara karşı ihtiyaçlarını ihsar ederek, dilencilikte bulunma da değildir.

Fakr; varlığı kendinden olmayan her şeyden alakayı kesip, doğrudan doğruya Hazreti Ehad ü Samed'e teveccühden ibarettir.

Fakr; insanın kalp gözünün, Hakk'ın tükenmez hazineleri açan nurdan bir anahtardır; bu anahtara sahip olan dünyanın en zengini sayılır.

Fakr; gınanın kapısıdır; o kapıdan geçebilenler, 'Malikül Mülk'ün sonsuz definelerine ulaşırlar. Ulaşırlar da, fakrı aynı gına bulurlar. Bu itibarla da Hz. Cüneyd'in de buyurduğu gibi diyebiliriz ki, 'gına fakrın kemale erme keyfiyetinden başka birşey değildir'.

Evet, Allah (cc)'a karşı iftikar tamamlanınca, mutlak gınaya ulaşılır. Gınaya ulaşılınca da insan ruhu başka bir şeye ihtiyaç hissetmez ki, halk arasında, 'Asıl zenginlik, kalp zenginliğidir' sözünün manası da bu olsa gerek.

Evet insan, böyle bir zenginliğe erince, adeta her yerde geçerli bir kredi kartını elde etmiş gibi olur. Böyle sırlı bir sermayeye sahip olan ise, ne güçsüzdür, ne de fakir.

Kabz u bast dengesi
Metafizik boyuttaki dengelerden biri de 'kabz u bast' dengesidir.

'Hemen her seviyedeki insanın değişik buudlarda yaşama yörüngesi içine girip, onu tesir altına alan kabz u bast, yaşadığı hayatın şuurunda olan ve duyarak yaşayan hemen her ferdi alakadar eder.

Kabz; tutulma, derdest edilme, avuç içine alınma, can çıkacak hale gelme veya manevi feyizlerin kesilmesi ve boşlukta kalması demektir. Buna karşılık 'bast' ise; yayma, açma, sergileme, ferahfeza bir duruma erme veya insanın, varlık içinde rahmet vesilesi olma noktasına yükselip, eşyayı istiab haddine ulaşması şeklinde tarif edilebilir.

Havf u reca (korku-ümit) iradi birer tavır ve Hakk yolunun salikleri için bir ilk menzil ve ilk nokta olmasına karşılık; kabz-bast bir kısım iradi sebeplerin dışında hakikat yolcusunun yolunu kesen veya onu şahlandırıp kanatlandıran nihai sınırda sırlı bir alışveriştir.

'Havf u reca, istikbale ait sevilip sevilmeyen şeylere karşı bir endişe hissi, bir ümitlenme neşvesi ise; kabz u bast, halihazır itibari ile kalbe gelen değişik boy ve renkteki dalgaların tesirinde, kalbin neşe ile atması veya kasvetle kasılması şeklinde de yorumlanabilir…'(4)

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Münazarat'ta (5), dengeyle ilgili, günümüzde hala tartışma konusu olan bir konuya ne kadar mükemmel bir yaklaşım sergilemektedir: 'Vicdanın ziyası (ışığı), ulumu diniyedir, aklın nuru fünunu (fenler) medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. İftirak ettikleri (ayrıştıkları) vakit birincisinde taassub (tutuculuk), ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder (doğar).'

Zaten, vicdanla akıl arasındaki bu denge sağlanabilirse, birçok problemin kendiliğinden ortadan kalkacağı aşikardır.

Pek tabii her hal ve durumda dengeli olma ve bir orta yol, yani denge tutturma önemlidir. Fakat, bazı zıt anlamlar arasında denge kurmak yanlış bir yoldur ve dengesizliğe götürür. Burada kantarın topuzu, iyi ve doğrudan yana olmalıdır. İyi-kötü, aydınlık-karanlık, fedakarlık-egoizm, doğru-yanlış, hürriyet-istibdat, kurb (Allaha yakınlık) -bu'd (Allah'tan uzaklık)(3), şeklindeki zıtlıklar bu çerçevede sayılabilen misallerdir.

Ferd ve millet olarak herkesle geçinme, düşmanlıkları azaltma, mümkünse ortadan kaldırma, küskünler cephesi oluşturmama, kul hakkı yememe, takılmama, geniş düşünebilme, lüzumsuz işlerle enerji kaybına sebep olmadan enerjiyi gerekli yerlerde kullanabilme de, sosyal açıdan dengenin ne denli önemli olduğunu bize göstermektedir. Ne zaman ki bunlardan sapmalar olmuş, o zaman sözü edilen karışıklıklar, yani genel anlamda anarşi meydana gelmiştir.

Netice
Netice olarak şunu müşahade etmekteyiz ki, insan olarak, gelişigüzel ve istediğimiz gibi davranma hakkına sahip değiliz. Dengeler dünyasında yaşıyoruz. Gerek bizi meydana getiren hücreler, gerek kendilerinden istifade ettiğimiz cansız varlıklar ve canlı alemler, gerekse etrafımızı kuşatan ekosistem bir denge içinde çalışmaktadır. O halde biz de, içinde bulunduğumuz toplumda, birbirimizin hakkına riayet ederek, çevremizi suiistimallerle kirletmeden yaşamak zorundayız.

Kaynaklar
1 Meydan Larousse.
2 Bediüzzaman Said Nursi, İşaratü'l İ'caz, Envar Neşriyat, İstanbul, 1989.
3 M. Fethullah Gülen, Kalbin Zümrüt Tepeleri 2, Nil Yayınları, İzmir, 2001.
4 M. Fethullah Gülen, Kalbin Zümrüt Tepeleri 1, Nil Yayınları, İzmir, 1999.
5 Bediüzzaman Said Nursi, Münazarat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1991.
6 Sızıntı Dergisi, "Dünya Muvazenesinde Bir Devlet", 2. cilt, sayı 15, İzmir, 1980.