Ekim 1991 · s. 408 · 3 dakikalık okuma
Dehşet ve Hayret
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

Aşk u şevk vadilerinde seyahat eden her yolcu, zaman zaman aşk ateşiyle yanar-gezer, zaman zaman da sevgilinin sunduğu ölümsüzlük şarâbını içer ve şevk ü târâbla coşar.. yanıp gezerken "ey sâkî aşkın od'una yandıkça yandım bir su ver!” der inler; sevgilinin aralanan kapısını iştiyâkla süzerken de "parmağım aşkın balına bandıkça bandım bir su ver!” der, yalvarır ve "mezîd" ister.
Yolcuda, yolculuk düşüncesi, dünya endişesi ve mesâfeler mülâhazası bakî kaldığı sürece; tâbir-i diğerle, yolcu tecellî-i esmâ ve sıfâtı aşıp tecellî-i zâtla şereflendirileceği "an "a kadar, ateş ve şürb -yanıp- yakılma ve perde arası cilvelerle (
) - Rableri onlara tertemiz bir şarap sunmuştur) nasibini alıp ma'rifet vadilerinde mezîd arama- devam eder. Böyle bir sînede her yeni vâridat, yeni yeni iştiyak menfezleri açar.. her açılan menfezden onun gözüne - gönlüne ışıklar akar-gelir. Onun duygu ve düşüncesi, eşyâ ve gönlü arasında bir tığ gibi işler ve kendi ma'rifet kaneviçesini örer.. bir arının; çiçeklere bal olma yolunu açıp onları peteklere taşıdığı gibi, o da esma ve sıfât-ı ilâhînin tecellileriyle salınan çiçekleri gönlüne taşır, onları vicdanın kadirşinâs imbiklerinden geçirir., kirpiklerinin gidip tâ sıfat huzmelerine iliştiğini duyar gibi olur.. ve "zât!" der kendini hayret ve dehşete salar...
Gülistân sahibinin:
"
”

Yer yer cemâlini gösterir ve tamamen görünmeden de hemen saklanırsın! Böylece kendi pazarını kızıştırır bizim de ateşimizi arttırırsın. Ben gönlümü kaptırdığım (sevgiliyi) perdesiz görünce bana bir hâl olur. (Bir hâl olur ki) yolumu yitiririm. Kâh olur sevgili (sinemde) ateş yakar; kâh olur bir serpinti ile onu söndürür. Onun içindir ki, beni, hem yanıp kebâb olmuş, hem de (deryalarda) boğulmuş görürsün” sözleriyle, sâlikin ateş ve şürb hâlini ifadesi, dehşet ve hayret mûsikîsiyle seslendirilmiş gibidir. İsmail Hakkı Bursevî'nin:

bak gör, "
" den bütün ebrâr oldu mest, o lâyezâl cemâlinden yedi, beş, dört oldu mest" sihirli beyanlarıyla onları sürekli mest ü mahmur göstermesi, değişik zaviyeden ve ayrı bir yaklaşım...
Hak yolcusu, dehşet ve hayret vâdilerinde dolaşırken, kalb balansı iki âleme göre ayarlanmamışsa, yâni duygular, hâlin enginliklerinde pervâz ederken, mantık ve muhâkeme mişkât-ı nübüvvetle irtibatlı değil ve seyahat Hakikât-ı Ahmediye (as) zıllinde sürdürülmüyorsa, bîhuş olma, muvâzeneyi kaybetme, şaşkınlığa düşme, dolayısıyla da rûh-u şeriata muhalif söz ve davranışlarda bulunmak kaçınılmaz olur.

Mısır kadınları Hz. Yusuf'un cemâlini gördüklerinde "kendilerinden geçmiş ve o dehşet içinde" kendi ellerini kesmişlerdi. (Ey gözümün, nûru efendim!) eğer onlar senin cemâlini görselerdi, ellerindeki hançerleri kalblerine saplarlardı. Senin güzelliğinin bahsedildiği yerlerde; Yusuf'un güzelliğinden söz etmek efsâneden ibaret kalır." O sihirli, o kıvrak ve o içten sözleriyle Molla Câmî, dehşet ve hayreti ne güzel anlatır! Fânî ve güzelliği kendinden olmayan dünyevî hüsün ve cemâller insanı böyle baştan çıkarırsa, güzellikler ve kemâller, güzellik ve kemâlinin pekçok perdelerden geçmiş gölgesinin gölgesi bulunan bir Zât'ın müşâhede ve mükâşefesiyle hâsıl olan hayret ve dehşetin baş döndürücülüğünü kavramak zannediyorum bizler gibi fânilere müyesser olmayacaktır.
Hizmet erlerinin, hizmet mülâhazasıyla, maddî-mânevî, cismânî-ruhânî bütün zevklerini sarıp-sarmalayıp, gözün, kulağın ulaşamayacağı bir kenara koymaları hizmetlerinin çehrelerinde İlâhî inayetin cilvelerini görüp, hayretlerle, hayranlıklarla dopdolu ve vazife-inayet arası gelip-gitmeleri ve bir ölçüde hizmetin dışında her şeye karşı kapalı bulunmaları
hazine-i hâssasından ışık ordusuna husûsî bir hayret mevhîbesi olsa gerek...