Temmuz 1987 · s. 7 · 10 dakikalık okuma
Dante Alighieri
Fuat Bozer · Dr. · Biyografi

Bu yazı hiçbir şekilde Dante Alighieri'nin şahsiyetini övmek üzere kaleme alınmamıştır. İnsanların "iyiler ve kötüler", "başarılılar ve başarısızlar" ve benzen şekillerde tasnifi, şüphesiz bu değerlendirmeyi yapacak olan şahsın elinde mevcut kıymet hükümlerine ve kriterlere bağlıdır. Kainatın medar-ı iftiharını, yaratılmışların en üstününü tanıyamamış, ona karsı saygı ve hürmet hisleriyle dolmasını bilememiş olması gibi çok mühim sebeplerden dolayı biz; elimizde mevcut, zaman ve mekana bağlı olarak değişmeyen mutlak kriterler açısından Dante'yi ancak, kendisine verilen çok büyük fırsatı kaçırmış bir talihsiz olarak değerlendiriyoruz. Bu yazı sadece, Batının ilim ve teknikte olduğu gibi edebiyat ve kültür sahasında da islamiyetten mühim iktibaslar yaptığını delillendirmek maksadıyla hazırlanmıştır.
1200 senelerinde İtalya'nın mühim bir şehir devleti olan Floransa iki muhalif guruba ayrılmıştı. Bir yanda "Aklar" diye adlandırılan zenginler, diğer tarafta "Karalar" diye adlandırılan asilzadelerle birlikte, küçük esnaf ve halk bulunuyordu. Dante bu kargaşa içinde doğdu ve büyüdü. 1289'da komşu Arezzo şehri ile Floransa arasında ticari bir anlaşmazlık sebebiyle çıkan savaşta gösterdiği başarılar sebebiyle şair—filozof luğuyla birlikte kahraman olarak da tanınmaya ve sevilmeye başladı. Floransalılar dürüst ve çalışkan bir insan olarak gördükleri Dante'ye duydukları hürmeti göstermek için 1300'de henüz 35 yaşında iken onu İdare Komisyonuna başkan olarak seçtiler.
Bu devrede Aklar ve Karalar arasındaki anlaşmazlık had safhaya varmıştı. Dante son çare olarak durumu düzeltmesi için papadan yardım istemeye gittiği sırada Karalar Fransa kralının kardeşini Floransa'ya çağırdılar. Neticede çıkan savaşta Floransa bir harabe durumuna geldi. Dante'nin arkadaşları öldürüldü.
Dante Roma'dan dönerken yolda kara haberi alır. Floransa yıkılmış kendisi de doğup büyüdüğü vatanından sürülmüştür. Üstelik de eğer şehre gelecek olursa diri diri yakılacağı kendisine bildirilir. Dante bu hadiselerin vuku bulduğu 1302 yılından ölüm zamanı olan 1321'e kadar, Floransa'ya tekrar dönebilmek hayaliyle sürgün olarak yaşadı.
Yakınları Dante'yi çok severlerdi. O, günün hep aynı saatinde sofrasının başına oturur; az yer, az içerdi. Damaklarının zevkine düşkün kimselerden, iyi ve lezzetli yemeklerden başka düşünceleri olmayanlardan hep nefret etmişti. Pek konuşkan sayılmazdı, düşüncesi sorulmazsa susmayı tercih ederdi. Fakat konuştuğu zaman da mevzuun ruhuna en uygun fikirleri dile getirirdi. Dante, iki yüzlülerin en amansız düşmanıydı, insanların riyakarlık etmelerine asla tahammül edemezdi. Sürgün hayatında bin-bir türlü zorluklarla karşılaştığı halde, insanlar karşısında hiçbir zaman boyun bükmemişti. Günün birinde 50 veya 100 florin gibi çok küçük bir para cezasını ödemesi şartıyla canından çok sevdiği Floransa'sına dönebileceği kendisine bildirildiğinde:
"Hayır, vatana dönmenin yolu bu değildir. Fakat siz ilerde Dante'nin haysiyetine uygun başka bir yol bulursanız, onu seve seve kabul edeceğimden emin olunuz. Yok, eğer Floransa'ya dönebilmenin başka bir yolu mevcut değilse; o da güneşin, yıldızların ve hakikatin ışığını dünyanın başka yerlerinden seyrederek ömrünü tamamlayacaktır..' karşılığını vermişti.
1319'da Ravenna'da bir senyörün misafiri oldu. Meşhur eseri "Commedia"yı burada tamamlamıştır. O esnada ümidi hala sönmemişti ve günün birinde Floransalıların onu tekrar vatana çağırarak, başına şeref tacını giydireceklerine inanmaktaydı. Fakat bu ümidi boşa çıktı ve 1321 Eylülünde sevdiklerinden uzakta, vatan hasreti içinde son nefesini verdi.
Dante, İtalyanca'ya büyük hizmetleriyle de anılır. Filoloji mevzuunda otorite olanlar: "Ondan önce İtalyanca diye bir dil yoktu, Dante'den sonra İtalyanca adlı yepyeni bir lisan doğdu." derler. Latince ve İtalyanca olarak iki gruba ayrılan eserleri arasından en sevilenleri, bu sebepten dolayı İtalyanca yazılanlardır. Lirik manzumelerden müteşekkil Vita nuova ve felsefi-siyasi-ahlaki mevzular ihtiva eden Convivio bunların başlıcalarıdır. Fakat Dante'yi dünya çapında bir şöhret yapan Commedia'dır.
Commedia'nin mevzuu kendi şahsi hayat dramından kaynaklanmıştır. Dante yüz kızartıcı bir şekilde, haysiyetine bir türlü sığdıramadığı uydurma suçlardan dolayı çok sevdiği vatanından sürgün edildikten sonra müracaat ettiği bütün çarelerin boşa çıktığını görünce, nihayet büyük bir hakikati kavramaya başlar: İnsanlığın gerçek saadeti ancak Allah'a iman etmekle mümkündür... İnsanların sayısız adaletsizliklerinden, karşılaşılan türlü türlü zorluklardan insanoğlu sadece iman kalesine sığınmakla korunabilir. Herkes bu kaleye girip, acılarını dindirmeye bakmalıdır...
Sürgüne mahkum edildikten sonra Dante'nin gösterdiği ilk reaksiyon şiddetli bir öfke kriziydi. Zaman geçtikçe, kızgınlığı yatıştı ve sükunete tam mânâsıyla kavuşunca da bir filozof olarak hadiseler arasındaki sebep—netice bağlantısını ortaya çıkarmaya karar verdi. Uzun sürgün senelerinde o zamanın Avrupa'sının sosyal tahlilini inceden inceye yapmaya vakit bulabilmişti. Neticede kendi başına gelen hadisenin, kan ve ateş içinde yüzen Avrupa'da hergün olagelenlerden sadece bir tek numuneyi teşkil ettiğini gördü. Ruhunu kemiren şüphe ve tereddütler, bütün hristiyanlık dünyasını bir baştan bir başa kıskacı içine almış olan manevi krizin ufak bir yansımasıydı. İnsanlar hiç durmadan günah işliyor, neticede de hadsiz ızdıraplar çekiyorlardı. Siyasi teşkilatlar rakipleriyle, şehirler—şehirlerle, devletler—devletlerle, kilise de bunların tamamıyla amansız bir ölüm kalım savaşına tutuşmuştu. Dini duygular zayıflıyor ve üzerlerine durmadan yeni yeni şüphe bulutlarının gölgeleri düşüyordu. Hakikate bağlılık, adalet, fazilet gibi mefhumlar; hırs ve tamah sisleriye her gün biraz daha dumanlanan zihinlerden yavaş yavaş siliniyorlardı. Biri çıkıp yolunu ve hedefini şaşırmış insanlığa rehberlik etmeli, ona doğru yolu göstermeliydi!
Sonunda, Dante bu işi bizzat üstlenme kararına vardı. Commedia'da güttüğü maksadı Convivio'da ve ayrıca "Cennet"i Can Grande'ye takdim için yazdığı mektupta şöyle izah etmişti: "Commedia'yı kaleme almaktaki tek gayem, insanları içlerinde bulundukları sefaletten kurtararak, onları, saadete kavuşturmaktır."
Son senelerde yapılan araştırmalar, Dante'nin bu hedefe ulaşabilmek için islamiyet'ten başka bir dayanak bulamadığını ortaya çıkarmıştır...
Commedia esas bakımından bir "vision'' dur, yani ahiret alemine yapıldığı tasavvur edilen bir seyahati anlatır. Ahiret yolculuğunu mevzu eden bir yazı yazmayı ilk düşünen Dante değildir. Eski devirlerden kalma birçok eserde de kahramanlar yolculuklarını cehenneme kadar uzatmışlardır. Ulysses'i, Homeros, Tartoros'a indirmiş; Vergilius Aeneis'inde, kahramanı Aeneas'ın cehennemin karanlıklarındaki. tasvirini de yapmayı ihmal etmemiştir. Fakat gerek Homeros, gerekse Vergilius cehennemi, ancak çok silik ve belli—belirsiz bir şekilde anlatabilmişlerdi. Bu sebeple e-seri için o cehennem tasvirlerinden Dante, iki şeytanla iki nehirden başka malzeme bulamaz. Tevrat olsun, İncil olsun; ahiret tasvirleri bakımından, Vergilius'un Aeneis'inden pek daha zengin değillerdi.
12. yüzyıl Avrupa'sı islam dünyasıyla bir kültür alışverişi içine girmeye başlamıştı. Dante için islamın bu renkli, cazip ve büyüleyici havası hiç de yabancı değildi. Gençliğinde hayranlıkla okuduğu Troubadour'ların mısraları islam şiirinin taklidinden ibaretti. Edebiyat kritikçileri, islamın kokusunu Vita nuova'da duymak için pek öyle keskin bir buruna ihtiyaç olmadığını söylerler. Dante, Beatrice'nin öldüğü gün ile saati, rakamların en "tam"ı kabul ettiği "dokuz" olarak hesaplayabilmek için, müslümanların takvimini kullanmıştır. Yine Vitanuova'da "Sevgi" Dante'ye rüyasında göründüğünde: "Ben" der "her noktasına ayni mesafede olan dairenin merkeziyim, ya sen nesin zavallı çocuk?". İlim ve edebiyat tarihçileri, daire ile merkezi arasındaki nisbetin "Her şeyin başı Allah'dır!" mânâsına gelen bir formül halinde İbn-i Rüşd tarafından ortaya konduğunu ve Dante'nin bu ifadesinin, onun orijinal tarifine dayandığını söylerler. Benzer şekilde, Convivio'nun da Gazali, Farabi gibi islam alimlerinin fikir ve nazariyeleriyle dolu olduğu görülür. Fakat Dante'nin eserleri içinde islami görüşleri en yüksek nisbette taşıyanı Commedia'dır. Nitekim Commedia'nın kanaviçesi baştan başa islam peygamberinin (s.a.v) Kur'ân'da nakledilen ahiret yolculuğundan ilham alınarak işlenmiştir. Commedia'da hadiselerin başlangıç ve gelişmesi, İsra ve Miraç hadiselerine dayanır ve yine onlara benzetilmeye çalışılarak bir neticeye bağlanır. Dante'nin cehenneme ait plan ve tasvirleri, o dünyaya gelmeden yirmibeş sene önce Peygamberimizin (s.a.v) göğe çıkışı üzerine iki eser yazmış olan İbn-i Arabi'ninkine çok benzer. Cehennemin benzer bir tarifi de Ebul'alâ'nın Risâlât'ında aynen mevcuttur.
İslamiyetten önce yapılmış cehennem tasvirleri çok basit, cehennemde verildiği söylenen cezalar ise adeta çocukçadır. Kur'ân ve hadiste tasvir edilen cehennem ise alabildiğine teferruatlı ve hakikaten "olması gerektiği" şekildedir. Commedia'daki cehennemde şehvet düşkünlerini savuran cehennemî kasırgadan tutunuz da kan nehrine, çamur deryasına ateş yağmuruna ve buz mahzenine kadar her şey islam kaynaklarından alınmıştır. Ayrıca gerek pagan-hk, gerekse hristiyanlık devrine ait kitaplarda son derece sathi ve kifayetsiz bir üslupla, "sadece" cehennem ve cennetten bahsedilir. Onlarda bu iki ebed ülkesi, arada bir geçiş mahalli bulunmaksızın kesin sınırlarla birbirinden ayrılmıştır. "Arafdan ilk defa söz eden Kur'ân olmuştur. Bir takım insanların çile doldurup, cehennemliklerin-kilere göre daha az olan günahlarının kefaretini sıkıntı ve hasretle ödedikten sonra cennete ehil hale gelmek üzere bekledikleri yer olan Araf, sonraları Dante'nin de tesiriyle hristiyanlık alemince aynen benimsenmiştir.
Dante, cehennemde yaptığı gibi Araf-da olan hadiselerin tasvirinde de İslam kaynaklarının görüşlerinden faydalanmıştır. Commedia'nın kahramının da tıpkı Hz. Muhammed (s.a.v) gibi ruhani bir yıkanma şekliyle insanlık ahvallerinden arındığı söylenir. Cennette de benzerlikler birbirini takibeder ve Arş'ı âlâ'ya doğru olan yolculuk aynı semavi sıralama içinde verilir.
Fakat ne yazık ki, kendisi koyu bir katolik olan Dante, bütün görüşlerini kendisinden aldığı tek kaynak olan İslam Peygamberini (s.a.v) Ortaçağ hristiyan dünyasında dilden dile dolaşmakta olan bir hurafeye göre, hristiyanlığı değiştirmiş papalığa namzet bir kardinal olarak kabul etmek gibi korkunç ve çirkin bir hataya düşer.
Commedia'nm birinci manzumesi şöyle başlamaktadır: Dante karanlık ve vahşi bir ormanda yolunu kaybeder. Bu orman, Dante'nin, Allah'ı unutarak günahlar içinde yaşadığı dünyayı temsil etmektedir. Dante de aslında tek bir şahıs olmayıp, bütün insanlığın sembolüdür. Ormanda geçen müthiş geceden sonra nihayet gün doğmuş, güneşin ilk ışıklarıyla beraber şair—filozofun kalbinde de bir ümit parıltısı belirmiştir. Dante ormandan kurtulmak, "insanlara her yerde doğru yolu gösteren" güneşin aydınlattığı bir tepeye ulaşmak ister, ama ne mümkün... Üç yırtıcı canavar, bir pars, bir arslan ve bir dişi kurt önüne çıkarak yolunu keserler.
Burada temsili mânâsıyla Dante, bir ademoğlu olarak aklın yol göstericiliğinden faydalanmasını bilemeyerek ilkin sefahatin sembolü olan parsa yenilir, ikinci düşman kalbi hayatla alakalı olan günahlardır ki, kibir ve gururu temsil eden arslanla sembolize edilir. Sonuncu düşman olan dişi kurt ise hırs, tamah ve cimrilik gibi çirkin huylara işaret etmektedir.
Mutluluk tepesine erişme ümitlerini kaybetmek üzere olduğu esnada, her türlü nefsi tutkunun üstüne çıkmış akl-ı selimin sembolü olan ruhani bir şahıs Dante'nin karşısında belirir. Onun ve arkadaşlarının rehberliğinde, insanlığa "Dünyaya niçin geldiklerini" gösterecek bir seyahat başlar.
Commedia'da ilk önce cehennem tetkik edilir. Orası, dinin ve aklın kılavuzluğundan faydalanamayanlar ve nefsani arzularını frenleyemeyenlerle doldurulmuştur.
Esas cehenneme varmadan önceki giriş bölümünde korkaklar koğuşu bulunur. Onlar dünyada ne iyilik ne de fenalık işlememişler ne isyan etmiş ne de bir ideale bağlanmışlardır; sadece ve sadece kendi sefil arzularını düşünmüşlerdir, o kadar... Onlar için şöyle nidâ edilmektedir:
"Dünya onların adlarını çoktan unutmuştur,
Merhamet ve adalet onları hep hor görür,
Bırakın onları düşünmeyin; sadece bir bakıp, geçin..."
Dante'ye göre onlar dünyada idealsiz bedenleriyle hiç durmadan, leş sineklerinin ortasındaki iğrenç bir "sancağın" peşinden koşar, dururlar.
Dante, cehennemin dokuz daireden müteşekkil olduğunu anlatır: Birinci dairede mükafata olduğu kadar cezaya da müstehak olanlar, yani sevapları günahlarından az olanlar bulunur. İkinci dairede şehvetlerine esir olanlar, üçüncü dairede haram—helal demeden önüne geleni yiyen oburlar, dördüncü dairede cimriler ve müsrifler, beşinci dairede dünyada hiddet ve öfkelerinin tutsağı olarak yaşayanlar, altıncı dairede dini itikatlarına kötü şeyler karıştıranlar, yedinci dairede mütecavizler, sekizinci dairede hilekârlar, dokuzuncu dairede hainler azab çekmektedirler.
Dante icabettirdikleri cezanın şiddetine göre günahların kendi içlerinde şu üç ana gruba ayrıldığını iddia eder:
a) Nefislerine mağlup olarak selim aklı kullanamayanların cezaları diğerlerine nisbetle daha hafifçedir.
b) Cebir ve şiddet kullanarak insan kardeşlerine, kendi nefislerine ve dine karşı günah işleyenler orta derecede azap çekmelidir.
c) Hile ve soğukkanlılıkla hıyanet günahı, çok daha şiddetli cezalan icabettirir. Çünkü bu günahı işleyenler, Allah'ın en büyük lütuflarından olan aklı, insanları kötü yola saptırmakta kullanmışlardır.
Cehennem seyahati esnasında derinlere doğru inildikçe manzaranın dehşeti artar... Etraftan şehvet tutkusuyla sadakattan ayrılanların, geçici heveslerine mağlup düşenlerin iniltileri yükselmektedir. Oburlar ve pisboğazlar, üç başlı aç bir köpeğin dişleriyle hiç durmadan didiklenmektedirler. Müsrifler ve cimriler iki grup halinde toplanmış, göğüsleriyle kocaman kayaları zıt istikametler de birbirleri üzerine itmeye çalışmaktadırlar. Birinci grup "Niçin atıyorsun?" diye haykırırken, ikinci grup da "Niye tutuyorsun?" diye bağrışmakta ve devamlı olarak hep aynı başlangıç noktasından tekrar bu işe koyulmaktadırlar.
Dante dördüncü dairenin tam ortasından geçildiği esnada, kapkara, cıvık ve durgun bir bataklığa varıldığını söyler. Burada, yan bellerine kadar pis batağa gömülmüş halde birtakım günahkarlar yatmakta ve bunlar birbirlerini hayvanca ısırmaktadırlar: "Onlar ki kendilerini Öfkeden hiç alıkoymamışlar, dünya hayatından küskün, kötümser ve mütecavizce konup, göçmüşlerdir,.."
Daha derinlerinden tahammülü imkansız kokular yükselmektedir. Orada dini tahrif edenler, ruhun ölümsüzlüğüne inanmayanlar yatmaktadır, tıpkı Epikür ve Epi-küryenlere benzer şekilde "vur patlasın -çaloynasın" zihniyetini taşıyanlar gibi...
Cehennemin son dairelerinde ise hendeklere gömülü bazı günahkarların ayakları alev yalazları içinde yanarken, onlar işitenlerin kulaklarını sağır edecek şekilde feryat etmektedirler. Bu kimseler, dünya hayatında dini esasları kendi kör nefis hesaplarına alet edenler ve inanmadıkları halde inanıyor görünen münafıklardır.
Dante, cehennem gezisinden sonra; gerisin geriye yukarı doğru ilerlemek suretiyle cehenneme göre huzur mahalli olan Arafa gelinebildiğim ye orada umumi olarak üç farklı grubun mevcut olduğunu söyler:
a) Kalblerinde kibir taşıyanlar,
b) Hasetler,
c) Öfkeliler.
Dante, Araf'ın katlarının da yukarıya doğru sıralanıp gitmekte olduğunu; bundan sonra yeryüzü cennetinin, daha da ilerde semavi cennetlerin başladığını söyler. Commedia'da semavi cennetlerdeki makamlar şöyle sıralanır: Birinci gökte imanlı oldukları halde bazı defalar sözlerinde durmamış olanlar, ikinci gökte iyilik etmesini sevenler, üçüncü gökte mevcudatı sevenler, dördüncü gökte alimler, beşinci gökte din uğrunda savaşmış olanlar, altıncı gökte adaletli idareciler, yedinci gökte tefekkürde zirveye ulaşmış mutasavvıflar, sekizinci gökte peygamberler...
Commedia'nın kahramanının seyahati, 12. yüzyıl Avrupa'sına mahsus bazı inançlar ile islam kaynaklarında mevcut "İsra ve Mirac" hadiselerine dair rivayetlerin sentezinden meydana gelen bir terkibe uygun şekilde, cennetin en üst katlarına kadar sürer, gider...
Derleyen Dr. Fuat Bozer