Sızıntı Arşivi

Temmuz 2003 · s. 304 · 8 dakikalık okuma

Damlalar

Damlalar · Edebiyat

Güle hasret

M. Said Güven


Şiirler yazmalıyım şehrin duvarlarına
Adın için pervasız ve adınla başlayan
Mücrim bir feverandır yarına bırakılan
İhanet yanlış tercih hain geride kalan
Sırf çoğalmasın diye bende artık bu yalan
Şiirler yazmalıyım şehrin duvarlarına
Adın için pervasız ve adınla başlayan

Hatıranla donandı her zerresi zamanın
Gam sultanı gönlüme dönmemek üzre geldi
Açılıp örtülerim kaybeden kim bilindi
Ansızın ezberimden kelimeler silindi
Yokluğundan gayrısı varlığını yitirdi
Hatıranla donandı her zerresi zamanın
Gam sultanı gönlüme dönmemek üzre geldi

Şiir yangınlarıdır beni sana hapseden
Yüreğim yankısını ancak ateşte bulur
Gözlerim nara bakar ve göğsüm alev solur
Gelir kızıl bir umman sözlerime doluşur
Yar! Senin hasretinde kelimeler tutuşur
Şiir yangınlarıdır beni sana hapseden
Yüreğim yankısını ancak ateşte bulur

Bir Sina'dır sensizlik hiç vahası olmayan
Bitmeyen susuzlukmuş diğer adı sevdanın
Hüzünleri çoğaltmak mutadı bu devranın
Ufkumuzu kaybettik gönlümüzde hicranın
Ey Gül! Hitamı yok mu bu kıpkızıl sahranın
Bir Sina'dır sensizlik hiç vahası olmayan
Bitmeyen susuzlukmuş diğer adı sevdanın

Künyeme siyah hatlar çekilir boydan boya
Kimse anmaz adımı ışıklı sayfalarda
Kalbim nurlara mail ruhum karanlıklarda
Umuda kanat yasak Kaf Dağı uzaklarda
Ey Dost! Beni görmezsen dehşetli sorgularda
Künyeme siyah hatlar çekilir boydan boya
Kimse anmaz adımı ışıklı sayfalarda

Dönüş

Ayşe Çakır


İşte akşam yakın, güneş dönüyor
Durgunlaştı hızla aktığım nehir
Hazin bir törene hazırlanıyor
İçinden düğünle çıktığım şehir.

Ben zannettim nefis tahir edildi
Viran köşeleri şehir edildi
Uyuyup kalınca tehir edildi
Kalbin orucuna kalktığım sahur.

Kurduğum hayaller aynada imiş
Saadetler öbür dünyada imiş
Kobranınkinden de ziyade imiş
Gönül bahçesine ektiğim zehir.

Ah! Bundan sonrası yokuş inmektir
Bu geldiği yere geri dönmektir
Hayat bir güneşse de bu bir sönmektir
Son faslı geçiyor çektiğim kahır.

Çağrı

Yılmaz Gül

Kulak ver neslinin şu feryadına
Elde derman dilde ferman var iken
Gitti gidiyor yetiş imdadına
Elde derman dilde ferman var iken

Kaybolup da taze ömrü bitmesi
Bu diyardan çekip ele gitmesin
Her şey yitik bari kendi yitmesin
Elde derman dilde ferman var iken

Elini uzat ki sil gözyaşını
Omuz ver de bükük koma başını
Yıktırma o canım hilal kaşını
Elde derman dilde ferman var iken

Geri durma, atıl, çekme kendini
Yık Allah için nefs denen bendini
'Dermanındır' dert bildin mi derdini
Elde derman dilde ferman var iken

Hele bulsun artık şaşmaz mihengi
Bolsa da benzeri bulunmaz dengi
Göster ki; kazansın asrıyla cengi
Elde derman dilde ferman var iken

Noktayı seyre dalmak

Ayşe Ayman

Büyük beyaz bir kağıdın tam ortasına simsiyah bir kalemle çizebileceğim en karmaşık ve en basit şekli çiziyorum: Bir nokta koyuyorum. Kağıt karşımda, nokta gözlerimin içine bakıyor. Gözbebeklerimi deliyor, oradan beynime sıçrayıp bütün zerrelerimi dolduruyor. Gözlerimin içine bakıyor nokta ve inliyor:

Ya en başa koy beni, başlangıç olayım. Yan yana gelip çoğalayım, üzerine yazılabilecek her şeyin üzerinden geçeyim; eksileyim, çoğalayım, ezileyim, büzüleyim, uçayım, konayım, bütün kainatı kelimelerle doldurup yine Allah'ı anlatmak için yeterli olmayayım. Veya en sona koy beni, son nokta olayım, başlamadan bitsin her şey.

Bütün hızımla kağıttan kaçmaya çalışsam da, bir kez zihnime girmiş ve kalbime saplanmış noktanın haykırışlarından kurtulmam mümkün olmuyor.

Yapmak istediğim asla son noktayı koymak değil. Korkularımın; cüz'i irade olarak Külli İrade'nin yanında sayılmayacak kadar küçük ve yetersiz oluşundan değil, Külli İrade'ye beslediğim sınırsız muhabbet ve saygıdan dolayı ruhumu kaplamasını istiyorum. Ümit denizini kurutmak değil, onda boğulmak; sabretmekten kaçmak değil, olanca hızımla ona koşmak ve bütün düzenimi onun üzerine kurmak istiyorum. Hayır illa ki o noktayı bir yere yerleştireceksem, bu asla son nokta olmayacak.

Tek nokta başlangıçta olmalı. Tek noktayken bölünmeli, çoğalmalı, üç nokta haline gelip devamlılığı temsil etmeli. O içime düşen nokta her zerreme bir parçasını bırakmalı, içimden geçenlere şekil verip, onları kelimelere dönüştürüp kağıda dökmeli. Kalbimde yoğunlaşıp aşkın şeklini almaya çalışmalı. Ne kadar bölünse; kendini çoğaltsa; kalbimden dışarı taşıp her cismin üzerinden geçse; harfler, heceler, kelimeler, cümleler destanlar olsa da, saf aşkı, aşkımı ve Yaratıcı'yı anlatmaya muktedir olamasa... Fakat yine de hiç durmasa, aşkın içine saldığı ateşle durmaksızın onu anlatmaya çalışsa... Sonra soru işaretlerimi oluştursa yan yana ve karşıma dikilse, cevap arayışlarımla hep diri tutsa beni.

Tek nokta deyip geçmemeli. Bir noktanın peşinde, alemler yaratılıp bozulabilir; hayatlar kurulup yıkılabilir; kalbler kırılıp yakılabilir; bir kez aşka düşüp, dönüşü olmaz yollara girilebilir. Mutlak İrade'nin her şeye kadir olduğu bu kainatta, noktadaki hikmetlerle, insan; insanlığını, kulluğunu, acziyetini, yücelerin yücesi ve kötünün kötüsü olabilmekteki sırrı, en önemlisi aşkı kavrayıp çözebilir. Belki de, uykudan uyanmaya niyetlenmenin ilk şartı budur. Tek noktayı başlangıca koymak ve sonra, o noktanın içindeki hiçliğe dalmak...

Mağrur olur vedamız

M. Bayram Çelik

Yıllar, nehre düşmüş yapraklar gibi mecburi yolculukların pençesindedir, çoğu zaman. Bazen hiç başlamamak hayalleriyle avunmak da vardır. Ama yolculuk başlamıştır bir kere ve ucunun nerede olduğu meçhuldür. Bazen kıyılara tutunmak, bir yerden karaya çıkmak ihtimali geçer yürekten. Fakat ayrılık yaydan fırlamıştır ve vedanın sine dağlayan pençeleri yakadan düşmeyecektir. Gerçi şair: 'Kavuşması olan vedanın olmaz elemi / Ayrılık vaktinde yaşasam da cehennemi' diyerek kendince tesellide soluklanma niyetindedir; lakin gidenlerin hiçbirinin geri dönmediği yolculukta akıbetin meçhuliyeti, teselliyi ölçmekte insanı acziyetiyle baş başa bırakmaktadır.

Güneş; omuzlara ayrılık acısını, gönüllere gurbet sızısını ve dudaklara veda tasasını bırakarak batmışsa, ay mütebessim çehresiyle bu tabloya kendi rengini katar. Ve o an, 'Ölüm ile ayrılığı tartmışlar / Elli dirhem ağır gelmiş ayrılık.' diyen gönül ehline teşekkür edesiniz gelir. Ayrılık gündeme göktaşı gibi düşmüş ve gidenin ardından kalanlar: 'Durmadan aylar geçer, yıllar geçer gelmez sesin / Hasretin kalbimde de lakin sen neredesin?' demeye hazırlanmaktadırlar. Gidenin kalbi cam kırıklarıyla dolu ise, kalanın da gözlerini Seyhan doldurmuştur sanki.

Ayrılık hüzzam bir şarkının en lirik bestesini sıralar mısralara. Onda fettan haykırışların sığ kahkahaları yoktur. Tabloyu yaşanılır kılmak için dudaklardan taşan zoraki tebessümlere beyhude aldanmayalım. O tebessümlerde, gülerken ağlamanın asaleti gizlidir hep.

Ayrılık başlı başına bir çığlıktır. Onu bir trenin düdük sesi, bir otobüsün egzos gürültüsü veya limandan ayrılan bir gemiyi uğurlayan martıların üzüntüsü örtemez. İnsanlar çok şey için: 'yazılmaz, yaşanır.' derler; ama bunu ayrılık kadar hak eden başka ne ola ki!

Vakit tamamdır artık, yolculuk başlamalı, 'aslında hiç durmadı ki' demek neyi değiştirir?

Yolculuk başlamıştır, karanlıkta mecalsiz sallanan eller, öylece havada kalmıştır. Gözyaşları zoraki tutunur kirpiklere, dudaklar depremdedir belki de. Dokunsan ağlayacak gibidir bazıları. Bazılarına dokunmaya da gerek yoktur. 'Güle güle git!' demesi kolaydır sadece. Oysa gülmek, kimin nasibi olsun ki bu hengamede.

Bizim payımıza hüzün düşmüştü yine. Şair: 'Hüzün ki, en çok yakışandır bize!' derken neyi kastetmişti, sorusu cevabını buluyordu gözlerimizde: 'Uzun satırlar yazdık acılar üstüne / Kısa satırlarda kaldı mutluluk / Onu da parantezlere bıraktık / Noktalar koymadık, virgülle geçiştirdik / Anlatamadığımız dertleri, üç ünlemle bitirdik / Yazamadığımız şeyleri soru işaretlerine bıraktık / Mesela dedik, kurduğumuz hayallere / Umut dedik ihtimallere / Sevda dedik, uzattık boynumuzu pamuktan ipliklere / Can bıraktık.'

Şair: 'Dağlarda gül hüznü var, vakti gelmiş vedanın.' derken zaman ayrılığı büyütüyordu. Veda, herhalde gönle vurulan en ağır darbedir. Acıyla imtihan edilmiş, ızdırapla beslenmiş, kahırla sulanmış bir gönlü ancak bir veda yerle bir edebilir. Yaşarken farkına varamadığımız nice mütevazı ayrıntı, ayrılırken koskoca bir dağ olup bağrımızın başına oturuverir. Sonra acı bir tebessüm bırakırsınız şehrin nar tanesi ufuklarına, bin hatıranın nasıl da filizlendiğini görürsünüz arkada kalan manzaranın çakır gözlerinde.

Uykusuz, annesiz ve İstanbulsuz kaldığım; ama yetişecek çiçeksiz kalamadığım günler hey! Anadolu'nun zeytin karası gözlerindeki mağlubiyetten utanıp, bakışlarımı usulca üzerlerine çevirdiğim güzel insanlar hey! Yangınlarla çevrili bir coğrafyayı bakışlarındaki durulukla serinleten gonca güller hey!

Hangi yöne baksam, gözlerim aşina bir hatıra ile doluyor.

Hangisinden başlayıp, hangisinde durup biraz ağlayayım? Hangisinin gözlerinden devşirdiğim hüzünleri anlatayım? Hangisinin ayaklarına kapanayım? Hangisinin gözyaşlarından dem vurayım? Hangisinin gönlüne sığan koskoca sevdaları anlatayım?

Ne gönlümde takat, ne de kalemimde mecal var!

Ey şehir! Halitler gönderdim senden, Orhanlar emanet ettim topraklarına ve nice dostlar bıraktım yarınlarına. Ve bir akşam biten hikayemizden, biraz hüzün, biraz gurur ve biraz da dostluk kaldı bana. Gitmek kaderimiz olunca, arkada kalan hayalinin hasreti de kor oldu içimizde.

Yangınlarımızı alıp düştük yollara. Bir 'off!' çektik önümüzde uzayan mesafelerden ürkerek. Yaşatmak için yaşamak düşüyor bize.

Hoşça kal ey şehir! Son gemi kalkıyor limanından bu akşam...

Gece ve yediveren

Arzu Çetin

Yediverenin gözyaşları düşer toprağa
Geceler ağlamayı unuttuğunda.
Kızıl bir sabah renk çalar,
Ve dalları bükülür yediverenin
Güneşler şükre darıldığında.
Seherin alacası yine türküdür oysa.
Serçenin su başında mırıldandığı
Rüzgar ıslık çalmaz, duaya alışık
Rüyaları çıkmaz olur yediverenin.
Kupkuru gecenin sabahıysa yudumladığı
Gündüzleri pembe yaprağına bulaşır
Yedileri vefasızlığa karışır.
Mahmurluk ezer çünkü yaprağını
Ve gaflet bir çiçeğe en yakışmayanı.
Dağların başı dönmeli oysa mis kokudan
Damla damla bir geceyle beraber
Rengarenk dualar inmeli buluttan.
Yediveren sarılmalı yeşilin incecik beline
Sabahın kapısı açılmalı tozpembelere
Ve gecenin ıslaklığıyla dönmeli gerçeğe.
Bir yediveren sabahı nur edince
Binlerce güneş gelmeli dile.
Ve yıldızların parlak şahitliğinde
Bir yıldız da toprağa düşmeli.
Gecenin en mavi renginde
Bir yıldızı da yediveren büyütmeli.

Gurbet yazılmış

Arslan Mayda

Ürkek ve korkulu çıktık sıladan
Baktım adımıza gurbet yazılmış
Gönlüme sorarsan burun sızısı
Gurbetten sılaya 'sabret' yazılmış

Çocuk neşvesiyle gezdiğim yerler
İnce bir yangıyla yanıp tüterler
Hasreti ben gibi benden beterler
Ders-i ıslah için ibret yazılmış

Yollara baktıkça kendin alıştır
Gurbet sevdiğinden ayrı kalıştır
Sessizce bir dua, bir yakarıştır
Yerlere, göklere affet yazılmış

Ne geceler biter, ne uyku gelir
Sorular, çözümler aklım gerilir
Bizi görüp duyan halimi bilir
Şu dünya sırtıma külfet yazılmış

Rabb'im lütfederse boynumda tasma
Ölçüler Hira'dan dengeni sarsma
Her varlık bir kitap okunan esma
Seyredip görene hayret yazılmış

Dün, bugün içinde bitiş adına
Guruba meylediş batış adına
Nebi'nin velinin ders kitabına
Dünyası gönlüne 'kabr'et yazılmış.