Ocak 1988 · s. 24 · 2 dakikalık okuma
Çocuklar Güle Benzer
Yusuf Doğaner · Doç. Dr. · Edebiyat

Çocuklar öbek öbek caddelerde, elele oyunlar dünyasında... Bazen yalnız, kapı eşiğinde, köşe basında.. köprü altında... Kimi gülmeli, kimi ağlamalı çokca çoşkun hareketli, sevinçli ta gönülden sevecenliğiyle renklerin raks ettiği dünyalarında küçük mü küçük... Ve büyümek sevdasının ümid tomurcukları ruhlarında.. düşünceli düşünceli ayna karsısında büyük mü büyük. Bazan okul yolunda kendi halinde, ders dinlerken kendi âleminde ve annenin kucağında gönülleri hoplatacak kadar sevecen mi sevecen..:
Sevgi ve şefkat adeta çocukların varlığıyla gerçek mânâsını bulur. Ve kadın onunla annelik makamına erişir. Ubudiyet çizgisinde mukaddes mi mukaddes. Büyür çocuk şefkatin sınırlarını tayin ettiği özgür dünyasında, saf düşünceleri, kötülükten, nefretten, kinden nasibini almamış gönülleri ve tebessüm dolu çehreleriyle mutluluğun raksını oynayarak.
Çocuk bir diriliştir. Yokluğun varlığa ayna olan ruhuna "Ol" emriyle giydirmen beden.. ve insanlığa rahmet hazinelerinden saadet hediyesi. O dünyaya gözünü açmadan, daha henüz anne rahminde iken hayata ermek ve annenin şefkat dolu kucağına atıvermek ister kendini. Bu arzuyla ta oralardan inler, annenin gönül dağını dumanlarcasına... "Anneciğim kalbinin sesini duyuyorum. Sen de kalbimin atışlarını hissedebiliyormusun? Ben seni özler oldum. Sen de beni aynı duygularla bekliyorsun değil mi? Beni koklayacak mısın? Çok sevecek misin?"
Çocuk güzeli sever ve küçücük kalbiyle güzele asık olur. Gülün bülbüle olan askı misali... Bir gül edasıyla da annesi tarafından koklanmayı ve bu sevginin başka kimselerle paylaşılmasını istemez çocuk. Gerçi onların bülbüllere de muhabbeti vardır. Lakin zannedilmesin ki bülbülü annelerine tercih ederler. Annenin bir defa "yavrum" demesi nice bülbülün nağmelerine denktir:
"Sen bir kez "yavrum" de,
Söner bülbülün sesi.
Cihan hep bülbül olsa,
Ben dinleyemem anne. "
ifadesinde de bunu görmek mümkündür.
Bülbülün muhabbeti, askı nasıl ki gülü görünce artar ve bülbül kanayan yaranın sancısıyla basar feryadı. işte öyle de, insan, çocukları görünce ruhunda sevgi ve şefkat tufanlarının kopuverdiğini hisseder. Bir ömür boyu sevdiği bu güle bir türlü doymak bilmez. Ve bir ömür bu uğurda feda edilir. Fakat ne acıdır ki bu karşılıksız fedakarlık bazen öyle bir tezahür gösterir ki, fani dünya hayatını kurtarmak uğruna çocuğun ebedî hayatı tehlikeye atılır. Tıpkı insanın çok sevdiği gülü yanından ayırmamak için dalından koparması gibi...
Gayri bir zamanlar anne rahminden, anne kalbine ulasan ve bir düğüm oluşturup arsa yükselen sevgi çığlıkları, yerini vicdanlardan yükselen pişmanlık çığlıklarına bırakmıştır.
Yetim güllerin bülbülleri de, dayanılmaz acıların feryadıyla yanarlar. Gül anneden, bülbül de gülden ayrı olunca durulmaz artık o bahçede, o yuvada...
Çocukların bir de masal dünyası vardır. Bu dünya onların fikir ağlarını ilmek ilmek ören ilk düğümlerdir. Hayatın acıları, çirkinlikleri, hak ve adalet mefhumlarıyla başlayan ağın düğümleri, yaratanı ve yaratılanı sevme, sevgi ve şefkat ilmekleriyle tenteneler oluştururken, binlerce kin ve nefret duyguları, garaz ve inançsızlık tohumlarıyla da örülebilecektir. Çocuk çocuktur deyip geçmeyelim. Çocuk çocuktur ama kör değil, sağır değil... Seyreder ve kaydeder. En mühimi hafızaya alıverir. Onlardan gül bahçeleri, gül bahçelerinden de yüzlerce binlerce genç; koskoca bir millet ve bir ülkenin yeni nesille-
Yusuf Çağlar