Kasım 2003 · s. 500 · 8 dakikalık okuma
Çirkin (!) Bildiklerimiz
Arif Sarsılmaz · Prof.Dr. · Edebiyat
Beş duyumuzun idrak sahasına giren kainat kitabının canlılar alemine ait sayfalarını karıştırdığımızda, birçoğumuzu hayrette bırakan, mucizevi, sırlı, mükemmel sanatlı nakışlarla süslenmiş, güzelliklerle bezenmiş mahlukatı temaşa ve tefekkür eder, onların üzerinde tecellisini gösteren Rabb'imizin bin bir ismi hakkında marifet nurları toplarız.
Şairler gül ile bülbül arasındaki münasebet üzerine şiir yazarken, biyologlar da aynı mahlukatın üzerinde sergilenen hikmetli nakışlarla meşgul olurlar. Kokuları ve çeşitli renkleriyle hepimizin dikkatini çeken gülü güzel gördüğümüz gibi, ona destanlar yazdığını kabul ettiğimiz bülbülün nağmelerini de, ruhumuzu dinlendirici buluruz. Fakat karganın sesini çirkin olarak vasıflandırır, deve dikeninden de hoşlanmayız. Bataklık bir havuzda çiçek açmış nilüferi çok güzel buluruz da, aynı havuzdaki kurbağa, birçok insana çirkin ve tiksindirici gelir. Hepsi böcek olduğu halde kelebekleri güzel buluruz; fakat hamam böceği ve tahta kurusundan iğreniriz. Ceylan ve zürafanın zerafetine hayran kalırız, ama sırtlandan ve domuzdan hoşlanmayız. Acaba bazı mahlukatı bize çirkin ve abes gösteren nedir? Bunlar gerçekten çirkin, faydasız, zararlı ve kötü yaratıklar mıdır? Yoksa bizim bakış açımızda bazı kavramların tam oturmaması veya yanılmalarımız mı vardır?
Rabb'imizin isimlerine tercüman olmaları cihetiyle bakıldığında her bir mahlukta ayrı bir ismin baskın olduğu, her birinin ayrı ayrı tavzif edildiği görülecektir. Dünyayı kendi kısır ve dar görüşümüzün neticesinde ortaya çıkan kıymet hükümlerine göre değerlendiriyoruz. Bunun başlıca sebebi, nispeten içinde doğduğumuz toplumun kıymet hükümlerine bağlı olarak gelişen estetik ölçüler ve peşin kabuller ile birlikte, kainattaki umumi ahengi ve güzelliği temaşa etmek için gerekli külli bakıştan mahrum oluşumuzdur. Bir sivrisineğin gece uykumuzu kaçırmasından öfkelenerek, hayvancığın lüzumsuzluğu ve zararı hakkında ahkam kesiyor, leş yiyen bir sırtlanı belgeselden seyrederken, hayvan hakkında bir sürü tahkirde bulunabiliyoruz. Gerçekten bu hayvanlara kızmaya veya onları tahkir etmeye hakkımız var mıdır? Bu hayvanlar kendi iradeleri ile mi bu aleme geldiler ki, onlara kızıyor ve çirkin görüyoruz. Aslında bir manada, her şeyi görerek ve bilerek yaratan Rabb'imize (haşa) yanlış iş yapmış gibi gizli bir bühtanda bulunduğumuzun farkında mıyız?
Bir varlığı incelerken onu parçalara ayırmak, üzerindeki ince nakışları birer birer ele alarak bilgi sahibi olmak, faydalı ve gerekli olmakla beraber eksiktir. O varlığın kainatın bütünlüğü içinde bulunduğu yere ve konuma göre üzerindeki hikmetli vazifeleri anlamak, Rabb’imizin abes ve çirkin hiçbir şey yaratmayacağını görmek için külli (holistik) bir nazara sahip olmamız şarttır. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin Tevfiznamesi'nde belirttiği gibi...
Dime şu niçün şöyle
Yerincedir ol öyle
Bak sonuna sabreyle
Mevla görelim neyler.
Neylerse güzel eyler
Hep rumuz ve işarettir
Hep gamız ve bişarettir
Hep ayn-ı inayettir
Mevla görelim neyler.
Neylerse güzel eyler
Vallah güzel etmiş
Billah güzel etmiş
Tallah güzel etmiş
Allah görelim n’etmiş,
N’etmişse güzel etmiş
Hakikatini ancak Alim olan Zat’ın bilebileceği, bize zahiren çirkin görünen şeylerin arkasındaki güzellikleri duyup görebilmek için, önce tabiata tefekkürü esas alarak bakmamız veya gözümüzdeki ülfet gözlüğünü çıkarmamız gerekmektedir.
Bize çirkin gibi gelen yaratıkları veya mahlukat arasında cereyan eden hadiseleri incelemede hikmeti arayacak bir nazara sahip olmak için önce, yaratılışta kusur arama gibi bir yanlıştan çıkmalıyız. Her işini, ölçü, plan, program, ahenk, sistem, düzen, hassasiyet, incelik, gaye ve hikmet gözeterek icra eden Bedi,1 Berr,2 Cail,3 Cami,4 Dafi5 ve Cemil6 olan Zat-ı Vacibü’l- Vücud’un, kendisi abesiyetten ve çirkinlikten münezzeh olduğu için, abes ve çirkin bir şey yaratması da söz konusu olamaz. Bu durumda çirkinlik mefhumu üzerinde biraz durmak gerekir.
Farsçada güzel olmayan, çok kirli veya kanlı irinli çıban manasına gelen çirkin tabiri, umumiyetle boş, lüzumsuz ve gayesiz manasına kullanılan abes kelimesiyle birlikte birbirini tamamlamak ve kuvvetlendirmek için kullanılır. Bir şey ya asıl itibarıyla güzeldir veya neticesi itibariyle... Bu açıdan çirkinlik diye bir şey ancak mecazen vardır diyebiliriz. Işığın olmamasına karanlık diyoruz, fakat karanlığın bizzat vücudu yoktur. Işığın ise, bizzat foton veya dalga halinde varlığını biliyoruz. Bu yüzden insanın eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakiki nezafetsizlik ve çirkinlik görünmüyor. Kainatta her şeyde bir güzellik ve iyilik ve hayır vardır; güzelliğe ve iyiliğe ölçü ve kıyas edilmesi için yaratılan şer ve çirkinlik ise, gayet küçüktür. Böylece güzellik ve iyilik mertebelerini ve hakikatlarının çokluğunu gösterme cihetiyle, yani netice bakımından şerler, hayır; çirkinler de güzel olur. Bu hususu en veciz ve doyurucu bir şekilde izah eden Bediüzzaman Hazretleri birçok eserinde farklı yerlerde aynı noktaya değişik yönlerden yaklaşarak izahatta bulunmuştur. Eserlerindeki muhtelif kısımlardan günümüz Türkçesine sadeleştirerek iktibas ettiğimiz aşağıdaki cümlelerin bazı yerlerinde meseleyi anlaşılır kılmak için küçük tasarruflar yapılmıştır:
"Her şeyde, hatta en çirkin görünen şeylerde, hakiki bir güzel yön vardır. Kainattaki her şey, her hadise ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat denir. Veya neticeleri bakımından güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denir. Bir kısım hadiseler var ki, zahiri çirkin, iğrenç ve vahşet gibidir. Fakat o zahiri perde altında gayet parlak güzellikler ve mükemmel bir nizama bağlı sistemler vardır.
Bahar mevsiminde fırtınalı yağmur, çamurlu toprak perdesi altında nihayetsiz güzel çiçek ve muntazam bitkilerin tebessümleri saklanmış ve sonbaharın sert rüzgarları ve soğuklarının tahribatı, hüzünlü ayrılık ve ölüm perdeleri arkasında Rabb'imizin celali tecelliyatına mazhar olan kış hadiselerinin sıkıntısından ve sertliğinden muhafaza etmek için nazlı nazlı salınan çiçeklerin dostları olan nazlı hayvancıkları hayat vazifesinden terhis etmekle beraber, o kış perdesi altında yepyeni ve güzel bir bahara yer hazırlanmaktadır. Fırtına, zelzele, veba gibi hadiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok manevi güzelliklerin inkişafı vardır. Tohumlar gibi çimlenemeyip gizli kalan birçok kabiliyet çekirdekleri, zahiri olarak çirkin görünen hadiseler yüzünden çimlenip, filizler haline gelerek güzelleşir. Bu açıdan bütün inkılablar ve büyük değişiklikler, alt üst oluşlar aslında birer manevi yağmurdur. Fakat insan, zahire takıldığından ve bencil olduğundan zahire bakıp çirkinlikle hükmeder. Bencillik cihetiyle yalnız kendine bakan netice ile muhakeme ederek şer olduğuna hükmeder. Halbuki, eşyanın insana ait gayesi bir ise, Allah'ın (cc) isimlerine ait binlerce gayesi vardır. Mesela: Her şeyi ilk ve örneksiz yaratan ve her şeyin içini, özünü ve hakikatini halk eden Kudret-i Fatıra’nın büyük mu'cizelerinden olan dikenli otları ve ağaçları zahiri ve aceleci bir nazarla muzır, manasız telakki edebilirsiniz. Halbuki onlar, otların ve ağaçların techizatlı kahramanlarıdır. O dikenler ve kıldan kanatçıklar tohumların yayılmaları ve neslin devamı için onlara verilmiştir. Yırtıcı kuşların o sevimli ötücü kuşlara saldırması, zahiren rahmete uygun gelmez. Halbuki bu sayede serçe gibi zayıf kuşların kabiliyetleri gelişir. Benzer şekilde soğuk ve kar çok sıkıntılı ve korkutucu gelebilir. Halbuki bize tatsız ve soğuk gelen kar'ın perdesi altında o kadar hararetli gayeler ve öyle şeker gibi tatlı neticeler vardır ki, tarif edilmez. Birçok tohumun baharda çimlenmesi için bir soğuk ve karanlık periyot geçirmesi gereklidir. İnsan bencillik ve zahire aldanmasıyla her şeyi kendine bakan yüzüyle muhakeme ettiğinden edebin ta kendisi olan fizyolojik faaliyetleri edebe aykırı zanneder. Üreme, boşaltım ve dışkılama gibi mahremiyet gerektiren halleri zahiren çok çirkin ve iğrenç bulabilir. Fakat bu utanma ve haya, insanlığın ahlak ve edebine bakan yüzünde bulunması gereken bir haldir. Yoksa yaratılışa, san'ata ve fıtratının gayelerine bakan yüzler öyle perdelerdir ki, hikmet nazarıyla bakılsa tam hakkıyla edebdir, utanma ve edebsizlikle hiçbir alakası yoktur.
İşte edebin kaynağı olan Kur'an-ı Hakim'in bazı tabirleri bu yüzlere ve perdelere göredir. Bize görünen çirkin mahlukların ve hadiselerin zahiri yüzleri altında gayet güzel ve hikmetli san'at ve yaratılışlarına bakan güzel yüzleri vardır, bu yönüyle de Sanatkar’ına bakan hikmetleri saklayan ve pek çok zahiri düzensizlikler ve karışıklıklar, bu çok güzel perdeler arkasına gizlenmiş, pek muntazam bir mukaddes kitaptır.
Bu zaviyeden bakıldığında İlahi yaratmada şer ve çirkinlik yoktur, ilahi kader, netice ve meyveleri bakımından şerden ve çirkinlikten münezzehtir. Çirkinlerin yaratılması, büyük ve külli neticeye baktığı için icadları, çirkin değil; belki kötüye kullanmadan ve insanın kendi hareket ve gayretiyle meydana gelmesine sebep olduğu şerler, çirkinlikler, ilahi icada ait olmayıp, insanın faaliyetine aittir. Aklın zahiri nazarında çirkin ve pis görünen şeylerde, kudsi münezzeh olan kudretin bizzat ve perdesiz onlar ile temas ve alakası, kudretin izzetine aykırı gelmemesi için, zahiri sebepler o kudretin tesir ve işleyişine perde edilmiştir. Bir unsurun bir tek vazifesinde, bir tek neticesi çirkin ve şer ve musibet olsa da, sair güzel neticeler, bu neticeyi de güzel hükmüne getirir, eğer bu tek çirkin netice vücuda gelmemek için, o vazifeden men'edilse; o vakit o güzel neticeler adedince hayırlar terk edilir ve lüzumlu bir hayrı yapmamak da, şer olduğu için, o hayırlar sayısınca şerler yapılır.
Bilhassa çevrebilimlerinde kabul gören ekosistem anlayışı ile bitkiler ve hayvanlar alemine dakik nazarlarla bakıldığında, her şeyin mevcut olduğu halin en iyisi olarak yaratıldığını görebiliriz. Zihnimizde kurguladığımız bencillik ve kısa süreli menfaatlerle örülü tabiat anlayışını terk edip, nefsani kıymet hükümlerini kırdığımız takdirde varlıktaki hikmetli icraati hayretle müşahede edebiliriz.
Hayvan ve bitki leşlerinin çürümediğini ve dünyamızı çöplük haline getirdiğini bir an düşünüp ondan sonra da bakteri, mantar ve leş yiyici hayvanları Kuddüs7 ismiyle vazifelendiren Rabb’imizin yaratmasındaki sonsuz hikmetleri araştıralım. Bizim yalancı merhamet ve şefkatimize göre, hiçbir canlının bir diğerini öldürmemesi ve yememesi gerektiğini söyleyenler, bahçesindeki birkaç tavuğun veya koyunun rızkını tedarik etmekten bile acizken, bütün yaratıklarının rızkını aksatmadan temin eden Rezzak-ı Kerim'in mükemmel bir denge içinde sürdürdüğü icraatine dikkat etmelidirler.
Arının veya akrebin zehirli iğnesine bakarak bu hayvanları çirkin görmeden önce, baldaki ve zehirdeki şifaya sebep olan çeşitli hususiyetleri ihsan eden Şafi-i Hakim'in8 engin merhametinin tecellisi karşısında secdeye kapanmalı değil miyiz? Mikropları yaratarak hastalıklara ve ölüme onları perde yapan Hz. Mümit9, eğer ölümü yaratmasaydı, dünyanın nasıl canlı cenazelerle dolacağını ve kimseye yer kalmayacağını hiç düşündük mü? Hz. Mutahhir'in10 kesintisiz icraatıyla temizleyerek sunduğu havanın, suyun ve toprağın bütün canlılar arasında dengeli şekilde kullanılmasını dünyanın en büyük bilgisayarlarıyla planlamamız mümkün olur muydu? Okyanuslarla, yanardağlarla, rüzgarlarla, atmosferle, kutup buzullarıyla, çölleriyle, gölleriyle, nehirleriyle ve diğer birçok cansız unsurlarıyla yeryüzündeki hayatın en mükemmel şekilde sürdürülmesine hizmet etmek üzere birer sebep olarak yaratılan her şey hayranlık ve hayret uyandıracak bir tarzda güzellikleri ortaya çıkarırken, bir sineği veya pislik böceğini, bir solucanı veya salyangozu yaratılış hikmetini anlamadan hemen çirkin diye isimlendirmek, Esma-i Hüsna'nın Sahibi’ne en hafifiyle saygısızlık olmaz mı?
Dipnotlar
1- Bedi': Güzelliği eşsiz, yaratıcılığı benzersiz güzellikte, orijinal ve yoktan yaratan.
2- Berr: Mutlak iyi olan, herkese iyilik eden, hayrı geniş ve sonsuz olan, şefkati bol.
3- Cail: Meydana getiren, yapan, dilediği gibi yaratan, meşietince icad eden.
4- Cami: Zatında bütün kemalatı havi olan.
5- Dafi: Mahlukatından zararları ve belaları defeden, tehlikelerden koruyan.
6- Cemil: Eşsiz güzellikte olan, her şeyi fevkalade güzel yaratan.
7- Kuddüs: Her kusurdan mukaddes, aczden, fakrden, noksanlıktan münezzeh, temizliği seven.
8- Şafi-i Hakim: Kullarına her türlü şifayı hikmetli olarak veren, dermanı ve ilacı ihsan eden
9- Mümit: Hayatı verdiği gibi alan ve ölümü takdir eden.
10- Mutahhir: Pak, mukaddes, müberra olan, temizliği seven ve emreden, temizlik vasıtalarını yaratan.