Mart 1988 · s. 77 · 3 dakikalık okuma
Çile Şairi Ve Çilesi
Fatih Bağcıoğlu · Yrd. Doç. Dr. · Biyografi

İnsan ebed için yaratılmış, ebediyeti isteyen, ebedilikten, ebedi Zattan başka hiçbir şeyin kendisini tatmin etmediği bir varlık tır. Maddi alemde hiçbir şey onun gönlünü ebede uzanmış sonsuz arzularını doyuramaz.
“Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı” diyen Anadolu çocuğu Yunus, insanın bu halini ne kadar da güzel anlatır.
Bu yüzden Yüce Yaratıcı’nın taht kurmadığı gönüller sıkılır, bunalır, hayat onlar için yaşanmaz hale gelir. Günümüzde olduğu gibi.
Devir ve nesilleri, bize en iyi şekilde, edebi eserler tanıtır. Edebiyatçının, şairin hayata bakış tarzı sadece onun değil; devrinin, cemiyetinin bilhassa münevverinin hayata bakış tarzını aksettirir, Bu yönüyle onları sadece bir sanat eseri olarak değil, bir vesika olarak da okuyup incelemek lazımdır. Sanat eserlerinde toplumların yıllar içinde akıp giden hayat hikayeleri tablolaşır, bir sinema şeridi gibi gözümüz önünden geçer. Bizim için onlarda ibret alınacak, üzerinde uzun uzun düşünülecek büyük hakikatlar gizlidir.
Bu sebep ten bu yazımızda Cumhuriyet neslinin bilhassa entelijansiyamızın bir türlü “gitmeyen gönül darlığını’, “metafizik buhranını’, bunalımlarını, sıkıntılarını ve bunların sebeplerini, yine bu devri tamamıyla yaşamış CİLE ŞAİRİ’ nin bir şiiriyle vermek istiyoruz.
Kendini sahipsiz, başıboş zanneden insanın, aklına bir sürü soru takılır. Onun, için sorular soru içindedir: Ben kimim, neyim, nereden geldim, nereye gidiyorum, “Zaman nedir, mekân nedir, karanlık ve aydınlık nedir, var nedir, yok nedir, “ne” nedir?” İçinden çıkılması müşkül bütün bu sorular arasında insan yıkık ve şaşkın, benliği kazan, aklı bir kepçe, delilerden de deli bir halde, avare bir şekilde arzın üstünde dolaşır.
Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.
Deliler köyünden bir menzil aşkın,
Her fikir içimde bir çift kelepçe.
Böyle bir insan için her şey muammadır, İnsan her hadise karşısında korkan, titreyen zavallı bir mahlûk…
Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm.
Yetişir çektiğim, mesafelerden!
Niçin, neden ve nasıllar birbirini takıp eder, yeryüzünde insanın anlayamadığı bir yığın hadise cereyan eder ve insan, bütün bunların ötesinde sonunu merak eder.
Niçin küçülüyor eşya uzakta?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu öğrensem asıl?
İnsan kendi kendine bu sorulara cevap veremez. Çeşitli fikirlerin işkencesi altında anıp azap içinde yaşar ve bu azap her gün artar.
Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarında sülük,
Selam, selam sana haşmetli azap,
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.
Bu azap ve işkencenin tarifi imkânsızdır.
Lügat bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden;
Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?
Izdıraplar içinde kıvranan insan kendini avutmak arzusuyla çeşitli yollara başvurur.
Uyku, katillerin bile çeşmesi;
Yorgan, Allah ‘sıza kadar sığınak,
Teselli pınarı, sabır memesi,
Size serbest, bana kum dolu çanak.
Bu durumda olan insan yalvarıp yakaracak bir kurtuluş yolu arayacaktır. Her kapıyı çalıp ona yol gösterecek bir rehber, bir reh-numa bulmaya çalışacaktır,
Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
Annemin duası, düş de perde ol!
Bir asa kes bana, ihtiyar ağaç!
İnsan cismen küçüktür, iktidarsızdır, aciz ve fakirdir. Fakat onun yüce ve yüksek gayeleri vardır. Ebediyete namzettir, kendisine çok büyük vazifeler verilmiştir. O yeryüzü sarayının taçsız hünkârıdır. Dev sancılarının sebebi de budur.
Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü kafdağı,
Bir zerreciğim ki, Arş’a gebeyim,
Dev sancılarımın budur sebebi.
Arayan insan, gönlündeki sonsuz boşluğu dolduracak, Yüce Yaratıcı’ya giden yolu bulacak ve “Bilinmez Meşhuru” bilecektir. Çünkü kâinatta her şey atomlardan galaksilere, en küçük şeylerden en büyük şeylere kadar O’nu göstermekte, varlıktaki nizam ve intizam Onun varlığını ve birliğini ilan etmektedir.
Atomlarda cünbüş, donanma, şenlik;
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
İçiçe mimari, içiçe benlik;
Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!
Fatih Bağcıoğlu