Sızıntı Arşivi

Eylül 2002 · s. 394 · 7 dakikalık okuma

Çiğnerken Dilimizi Isırırsak

Barış Uğurlu · Tıp


Beslenme, vücudumuz için son derece önemli bir ihtiyaçtır. Ağzımız ise; bu hayati önem taşıyan ihtiyacımızın karşılanmasında ilk kapıdır. Bu küçücük kapıdan içeri girdiğimizde Yaratıcımız'ın kudret mucizeleri olan çok sayıda eşsiz sanat eseriyle karşılaşırız. Konuşmadan tatmaya ve yutmaya kadar bir sürü iş yapan dilimiz, kıvır kıvır oynak hareketlerle vazifelerini yerine getirirken, rahat çalışması için tükürük bezleriyle tıpkı bir arabanın motoru gibi yağlanarak hareketleri kolaylaştırılır. Mucize organ dilimiz, bu işleri yerine getirirken dişlerin arasından öyle ustalıkla çalım atarak sıyrılır ki, insan hayrette kalır. Bu ülfeti izale etmek için bazen bir lokmayı çiğnerken dilimizi de ısırırız. O zaman anlaşılır ki, dilimizin çalım atma ustalığı kadar mühim bir fonksiyonu da, dişlerimiz; dilimizi ısırmayarak yerine getirmektedir.
Ağzımız içinde birer değirmen taşı olan, aralarına aldıkları gıdaları parçalayan ve öğüten dişlerimiz, farklı boyları ve şekilleriyle bir uyum içinde, damaklarımızın üzerine dizilmiştir.

Aklımıza en az gelen organ olan dişlerimizi maalesef çok az tanıyoruz. Halbuki onlar olmadan sindirim sistemimiz doğru dürüst işleyemez. Yenen gıdaların içindeki besleyici maddeler açığa çıkarılamaz, yediklerimizden lezzet alamayız. Sadece bu kadarla da kalmaz. Dişlerimiz ve onları çevreleyen dokular; konuşmada, seslerin kimlik kazanmasında, ısıyı hissetmede, ağız içinde lokmaların yön bulmasında, ağırlık ve kalınlığı fark etmede çok önemli görevler üstlenirler.

Herkesin, yemek yerken başından bazı tatsız durumlar geçmiştir. Sıkça rastladığımız bir tanesi, pilavın veya mercimeğin içindeki bir taş parçasının sebep olduğu durumdur. Bu, 'gocurtt..' diye bir sesle başlar ve çenemizin bir anlık refleksle aniden açılıp kalmasıyla sonuçlanır. Et yerken kemiği ısırmadan büyük bir marifetle dişlerimizle eti, kemikten ayırarak yiyebiliriz. Dişlerimiz büyük bir hassasiyetle kemik üzerindeki eti ayırarak çevre dokuların zarar görmesini engellemektedir. Çekirdek yerken de onu öyle ustalıkla ısırırız ki, kabuğunu hafifçe çatlatır ve içindeki tohumu dilimizin de yardımıyla çıkarırız.

Evet, bütün bu olaylara baktığımızda dişlerimizin hiç de hafife alınmayacak özelliklerle donatılmış olduğunu görüyoruz. Şimdi basit görünen ancak derinlemesine baktığımızda mükemmel bir şekilde tasarlandığını fark edeceğimiz bu sistemi kısaca tanıyalım:

Fizyolojik açıdan diş kökleri, diş çevresindeki bağlar aracılığıyla sadece dişi desteklemekle kalmaz; aynı zamanda dişlerin üzerine dik gelen kuvvetlerin yönü ve şiddeti hakkında bilgi verir, cismin durumunu ve büyüklüğünü algılamada önemli rol oynarlar.

Derin duyu hassasiyeti
Dişlerimizi damaklarımız üzerine vazifelerine göre en uygun şekilde dizen Rabbimiz, onların yanlış bir hareket yapmaması ve birbirleriyle çarpışıp kendi kendilerini kırmaması için tıpkı bizim gözümüz ve kulağımız gibi, dişlerimize ait hususi alıcılar yerleştirmiştir. Bu hassas alıcılar (reseptörler) vasıtasıyla; başımızın durumu, çenemizin ve dilimizin hareketleri ve konumları hakkında, şuurumuzun dışında, yani farkında olmadan bilgiler alınır. Bu sayede yemekleri çiğnerken insan gazete okuyabilir, birisiyle konuşabilir, televizyon seyredebilir ve daha başka işleri de yerine getirebilir.

Bu alıcılar (reseptörler) çeşitli tipteki ikazlara cevap veren hissi sinir uçları olup, çeşitli tipleri vardır. Dişlerimizi bir duyu organı haline getiren bu mükemmel alıcıları kısaca tanıyalım:

Çene kaslarına eklenen bağlarda, kaslarda, tendon, çene eklemi ve diş çevresindeki bağlarda yer alan, hareket ve konumlarla ilgili duyuları alıp, elektrik uyartısı şeklinde bilgi haline dönüştürürler. Dişleri sağlam bir şekilde çene kemiğimize tutturan bağlar, bu tip reseptörler bakımından çok zengin yaratılmıştır. Bunlar kendi aralarında üç grupta sınıflandırılır:

1- Eksteroseptörler: Sıcaklık, görüntü, işitme ve dokunma gibi dış çevredeki değişikliklerin tesiriyle uyartı hasıl eden reseptörlerdir.

2- Interoseptörler: İç organlarla ilgili değişikliklere cevap verirler. Açlık, ağrı ve susuzluk gibi duyularla münasebetleri vardır.

3- Proprioseptörler: Vücudun ve parçalarının konumu ve hareketleri ile ilgili reseptörlerdir. Diş çevresindeki kök ve damak reseptörlerinin çoğu bu tiptedir.

Çiğneme sisteminin çalışmasındaki temel mekanizma, duyu sinirlerinden alınan ikazlara geri besleme (feedback) ile refleks seviyesindeki hareket sinirlerinin (motor nöronları) cevap vermesine dayanır. Motor cevaplar (yani çiğneme hareketleri) şuuraltı seviyedeki derin duyunun, hissi uyarıları ve şuur seviyesindeki algılama programınca takip edilir. Bu süreç ağza ait çiğneme, konuşma ve yutma fonksiyonlarıyla alakalı olduğu için, ağızdaki bütün organlardan gelen duyu sinirlerinden çeşitli kolları ihtiva eder. Tıpkı bir bilgisayar ağı gibi zengin bir sinir şebekesi, diş kökü bağları, tükürük bezleri, ağız epiteli, ağız ve dil kasları ile bunları çevreleyici kaslar ve kafatası çene eklemi ile mükemmel bir sistem teşkil etmiştir.

Sinir ve damarlar, dişin kök kısmından girmeden önce, dişi çeneye bağlayan ligamentlere, diş kökü ile çene kemiğindeki dişin yerleşeceği oyuk arasına uzanan kollajen (bağ dokusu) lifleri arasına dallar verirler. Ligamentler (bağlar) ayrıca çene kemiğinin duvarları üzerindeki küçük deliklerden geçerek gelen damarlar ve sinirler vasıtasıyla da beslenirler. İnsan, yaratılıştan sahip olduğu dişlerini muhafaza edebilirse, hem çene kemiğinde dişin yerleştiği oyuklardaki kemik kaybı geciktirilir, hem de diş çevresindeki derin duyu algılaması korunur.

Dişler, ağız içi mukozası ve kafatası çene eklemindeki kaslar içerisine yerleşmiş bulunan sinir uçları, bütün ikazları merkezi sinir sistemine yollarlar. Bu mesajların merkezi sinir sisteminde değerlendirilmesi yapıldıktan sonra gereken emirler kaslara yollanır. O halde sinir sisteminin fonksiyonu algılama, bütünleştirme ve cevap olmak üzere başlıca üç kademede gerçekleşir. Diş ve diş çevresindeki bağlar içerisinde bulunan reseptörler; diş üzerine çeşitli açılardan gelen kuvvetlerin yönünü ve şiddetini hissederler. Ön gruptaki dişler (kesici ve köpek dişleri) bu hissedişe en açık olan dişlerdir. Kawamara ve arkadaşları bu bakımdan köpek dişlerini en fazla organize olmuş dişler olarak görmüşlerdir. Bilhassa ön grup alt ve üst dişler arasına konulan farklı kalınlıktaki cisimler, bu farklılık milimetrik boyutlarda olsa bile, ayırt edebilmektedir. Yapılan çeşitli araştırmalar, canlı ve cansız dişler arasında hissediş açısından herhangi bir farklılık olmadığını göstermiştir. Mesela, siniri alınarak kanal tedavisi yapılmış, ölü dişlerin de bu hissedişi koruduğu gösterilmiştir. Bu yüzden diş tedavisinde mümkün olduğunca dişi çekmeden kurtarmak hedef alınmalıdır.

Alt çenemizin duruş biçimi ve yaptığı hareketler, büyük ölçüde diş kökü çevresindeki ligamentlerde bulunan reseptörler tarafından verilen bilgi sayesinde çizilir. Ayrıca diş kökü çevresindeki bağların büyük çoğunluğu alt çenenin farklı bir pozisyona gelmesini algılayarak özel bir vazife yaparlar. Buna derin duyu algılaması, bu reseptörlere de derin duyu reseptörleri adı verilir. Alt çenenin konumu hakkındaki bilgi, merkezi sinir sistemine işte bu reseptörler tarafından gönderilir. Alt çenenin konumunu koruması, öne çıkık veya arkaya çekik oluşu, yahut aşağıya sarkarak ağzın yarı açık kalması gibi durumlar bu mekanizmayla sağlanır. Nitekim diş çevresindeki duyu sinirlerine ait çekirdeklerle beşinci kafa siniri ve çiğneme kasları arasında bağlantıların olduğu ortaya konmuştur.

Derin duyu denilen bu mekanizmanın asıl fonksiyonu; vücudun hareket eden organlarının konumunu herhangi bir dış faktör olmaksızın tespit edebilmektir. Mesela, bir insan giydiği bir ayakkabının yüksek olan topuğunun kırıldığını, görmeden hissedebilir.

Derin duyu mekanizması ve çiğneme hareketleri
Çiğneme kasları beşinci kafa sinirinden dal alır. Motor hareketler genel olarak belirli bir maksada uygun yapılır. Çiğneme hareketi de motor bir hareket olup, besinlerin parçalanıp yutkunma safhasına devredilmesi için yapılır. Yemek yiyen şahıs, çiğneme hareketi esnasında ortaya çıkan olayları, ilgili duyu alanlarında ve değerlendirme bölgelerinde algılar ve hareket kalıplarının "hatıralarını" buraya kaydeder. Sinir sisteminin herhangi bir bölgesinde meydana gelen bir hareket, diğer bir bölgedeki sinyalleri etkileyebildiğinden, çevreden gelen derin duyu sinyalleri de hareket faaliyetlerine tesir eder. Ancak beyincik üzerinden işleyen geri besleme yollarına ek olarak çalışan ve daha yavaş olan başka geri besleme yolları da derin duyu reseptörlerinden, beyin kabuğundaki duyu alanlarına gelir ve oradan da tekrar beyin kabuğunun derin duyu uyaranlarından motor (hareket) bölümüne geçer. Dişler ilk çıkmaya başladığında insan, ısırmayı öğrenir ve bu ısırma bilgisi özel bir kalıp halinde somatik duyu alanına gider. Daha sonra diğer dişler de çıktığında, çiğneme hareketi kompleks bir hareket modeli şeklinde söz konusu duyu alanına yerleşir ve hafızadaki bu kalıp model, gerektiği zaman aynı sırayı takip eden hareket kalıbın gerçekleşmesi için motor sistemi harekete geçirmede kullanılabilir. Bunu yaparken çiğneme kaslarından gelen derin duyu uyarıları kalıp ile karşılaştırılır. İkisi birbirine uymuyorsa, mesela ön dişler kesme görevinden sonra çiğneme işlemini de yapıyorsa adına hata denen bu farklılık, ek motor uyarıların doğmasına sebep olur ve bunlar da yanak, dudak ve dil kaslarını otomatik olarak harekete geçirir. Kesilmiş besin parçacıkları çiğnenmek üzere daha gerideki dişlere doğru itilir. Kalıbın birbirini izleyen her parçası zamanlama açısından bir sıraya uygun olarak ortaya çıkar ve motor kontrol sistemi de bunu bir noktadan hemen sonrakine geçecek şekilde takip eder. Böylece çiğneme kasları ile; yanak, dudak ve dil kasları motor aktivitenin uyduğu duyu kalıbı, modelin tam tamına kopyasını çıkarmak için gerekli hareketleri sırasıyla yapar.

Motor sistem bu modeli izlemekte başarısız olursa, beyin kabuğuna gelen duyu sinyalleri algı sistemini bu başarısızlıktan haberdar eder ve kaslara uygun, düzeltici sinyaller iletir. Bu sinyalizasyonda bir hata veya aksama olursa ne olur? Trafik sinyallerinde hata olduğunda nasıl trafik kazası oluyorsa, bu durumda da çiğneme kazası olur. Yani yanağımızı, dudağımızı veya dilimizi ısırırız. Canımız yanar ve birden bağırırız. İşte tam o an Rabbimiz'i anmak için bir fırsattır ve "Allah!" diye bağırırız. Eğer biraz tefekkür edebilirsek, bu yanlış ısırma işini yapmadan ve canımız yanmadan da bu mükemmel çiğneme sistemini bize ihsan eden Kudreti Sonsuz'u hatırlayabilir ve önünde saygı ile eğiliriz.