Sızıntı Arşivi

Ocak 1987 · s. 497 · 3 dakikalık okuma

Challenger Ve Düşündürdükleri

Faruk Kaplan · Astronomi

Bu yazıyı yılların emeğinin, fikir ustalığının, insanoğlunun büyük idealinin, büyük feza imparatorluğunun (!) başka bir deyişletabirle asrın teknolojisinin kader-denk çizgisinde nasıl eridiğinin hikayesini anlatacağız.

İnsanların bilinmeyene olan merakı ve hırsta engel tanımayan tabiatı, hususiyle 20. yüzyılda teknolojide korkunç denebilecek ilerlemeye sebeb olmuştur. Daha bundan otuz yıl önce hayal mahsülü olanlar, bugün alışılagelmiş, sıradan şeyler halini almıştır. İşte bunlardan biri: Fezaya gitmek, bilinmeyeni yaşamak, görmek ve orada araştırmalar yapmak. Bu gaye istikametinde 1960'lı yıllarda ilk feza uçuşları başlamıştı, ancak bu uçuşlar sadece araştırma niteliğindeydi ve insansız oluyordu. Fezaya insan insan göndermekte de geç kalınmadı ve 1961 yılı Mayısında, Mercury Mr. 3 (Freedom 7) aracı bir astronotla dünyadan 625 mil uzaklaşmıştı. Neticede ise 1969 yılında insanğlunun bir zaferi olarak aya ayak basılmış, başka bir tabirle ay fethedilmiştir. Bu teknooji ardı arkası kesilmeyen yeniliklerle öylesine ilerlemiştir ki, 1980’lere kadar yüzlerce vasıta fezaya fırlatılmış, hatta fezada uzun süre kalma yarışına girenler bile olmuştu. Önemli bir vak’ada iki ayrı ülkenin feza vasıtaları Apollo ve Soyuzun Haziran 1975 yılında 3.806.250 mil uzaklıkta fezada kenetlenerek ortak çalışma yapmalarıydı.

Fakat bütün bu gelişmeler bilim adamlarına, hala yeterli gelmemekteydi. İmaI edilen vasıtalarla uçuş ve araştırmalar yetersiz kalmış, uzun ömürlü feza istasyonları gerçekleştirilememiştir. Sadece bir defa kullanılan ve sınırlı yük taşıyabilen tek seferli roket sistemlerinin yerine muhakkak uçak gibi kullanılan ve defalarca uçuş yapabilen vasıtalar geliştirilmeliydi. Bu tekniğin geliştirilmeden, fezanın fethedilemeyeceği gerçeği ortaya çıkınca bilim adamları bütün çalışma ve gayretlerini daha uzun müddet kullanılabilen ve her türlü vazifeye göre dizaym mümkün bir araç projesine yönelttiler.

Yıllarca süren araştırma, proje-dizayn çalışmaları sonunda NASA, Uzak Mekiği “Space Shuttle” adı verilen yeni bir aracın yapımına karar vermiş ve bu programın gerçekleştirilmesi için isim yapmış yüzlerce firma görev almışlardır. Asıl mes’uliyeti ise Rockwell international firması üstlenmiştir.

Uzay Mekiğinin ilk deneme uçuşunu 1977 yıhnda ve bir Boeing-747 üzerinde yapmıştır. Resimde de görüldüğü gibi değiştirilmiş yolcu uçağı Boeing-747 ve garip yükü 4800 m. irtifaya çıkararak saatte 450 km. lik bir hızla uçarak Uzay Mekiğinin son denemelerini yaptılar. Başarıyla neticelenen bu uçuştan şonra sıra yalnız uçuşa gelmişti. Uzay Mekiğine “Enterprisse” adı verildi. Yine 1978 yılı başlarında Uzay Mekiği seyirci önünde ilk ciddi imtihanına çıktı. Aynı deneme uçuşu durumunda iken ve 7200 m. irtifada Boeing-747 den ayrılan Enterprisse süzülerek Mojave çölü üzerinde kuru bir göl yatağına kusursuz bir iniş yaptı. Artık Enterprisse uzaya çıkmaya hazır duruma gelmişti.

Bütün bu hazırlık çalışmalarının sonunda Uzay Mekiği 1980’Ii yıllarda düzenli uçuşlara başladı. Atmofere girişte meydana gelen aşırı ısı ve basınçtan dolayı, gövdesindeki porselenlerden bir kaçının düşmesi, kamera arızaları gibi, ufak tefek arızalar dışında herşey mükemmel çalışıyordu. Uzay Mekiğinin bu başarısından sonra laboratuvar çalışmalarını hızlandıran NASA mütehassısları, bir kaç yılda epeyce araştırma yapma imkanı buldular. Bu arada fezaya laboratuvar yerleştirme, fezada yürüme, peyk taşıma gibi vazifeler de Uzay Mekiğine düşmüştü. İmalatçı firmalar da boş durmamış bir yenisini daha imül etmişlerdi. 1984 yılından sonra ise uçuşlara “Challanger” başladı. Hatta Challanger son uçuşlarında bir prensi yolcu olarak uzaya götürmenin gururunu yaşamıştı.

Herşeyin mükemmel işlediği zannedidilirken, garip bir tecellidir ki, 86 yılı ortalarında Challanger’in birkaç defa ertelenen kalkışının son uçuş olacağı kimsenin aklından geçmiyordu. Sonunda kalkış izni verildi, en mühimi de içinde Amerikan halkından yüzbinlerce istekli arasından seçilen bir kadının Challanger’in yolcuları arasında olmasıydı (Buna da Colombia adı verildi).

Yine yüzbinlerce kişi gerek orada bulunarak, gerekse radyo ve televizyon vasıtası ile kalkışı seyretmeğe katılmıştı. Challanger havalandı, takriben 72 saniye kadar uçtuktan sonra korkunç bir patlamayla paramparça oldu. Sadece duman bulutu kalmıştı, hadisenin takipçileri bu tüyler ürperten vak’anın tesirinde donup kalmıştı. Bir gün sonra ise bütün dünya bu teknoloji harikasının eriyişini konuşuyordu. Kimi üzgün, kimi kızgın, kimi düşünceli... NASA yetkilileri ve devlet adamları programları durdurmuş ve birkaç yıl uçuş yapılmamasını ve kesin emniyet tedbirleri alınmadan her türlü feza çalışmasının durdurulmasını emretmişlerdi.

Dünyada buna benzer hergün binlerce vak’a olmakta ve insan yapısı bir sürü harika cihaz işe yaramaz hale gelmektedir. Bütün bunlardan sonra insanın zerreden seyyarelere, enfüsten afaka dönüp, kainatta korkunç hızlarla seyahat eden galaksileri, yıldızları, gezegenleri düşünmesi, vücudundaki zerrelerin bir an bile karışmadan süren hareketlerini ve bununla kainat arasındaki bağı araştırması, insanı, dünyayı, kainatı yaradanın nasıl Kudreti Sonsuz biri olduğuna kesin inanması, O’nun istedği istikamette yaşaması gerekmez mi? Bu müthiş kahhariyet içindeki ahenk kör tesaduflerin netıcesı olabilir mi?

İnsan, aklının müsadesi nisbetinde, durmayıp daima gelişecek olan teknolojinin, körpe dimağlara tefekkür ufukları açması dileğiyle...

Faruk Kaplan