Sızıntı Arşivi

Mayıs 1986 · s. 129 · 5 dakikalık okuma

Çekirgeler

Serdar Demirgil · Zooloji

Serdar Demirgil

Çoğu zaman bir rüzgârla uçup geldikleri için kendilerine

“rüzgârın dişleri” denilen çekirgeler,

bir bakıma bir afet olsalar bile bir çok yönden ibret vesileleridir. Canlılar arasındaki sırlı silsilenin bu halkasına karşı tavrımız

fıtratın kanunlarına riayetle olacaktır.

Bu bakımdan ilahi’ mesaja ve tefsirlerine kulak vermek mecburiyetindeyiz.

“Fas’ta bir akşam üstü idi. Aniden çiftliğimizde çalışan işçilerimizden birisi telaşlı bir şekilde bize doğru koşarak geldi ve “Çekirgeler” diye bağırdı. Amcam ve ben yerimizden fırladık. Batıdan gelen çekirge sürüsü tamamen güneşi kapatmış, adeta büyük, siyah bir fırtına bulutunu andırıyordu. Yapacağımız hiç bir şey yoktu. Bulunduğumuz yer de Fas’ın en iyi portakal ağaçlarına ve mısır tarlalarına sahip bölgesi idi. Amcam’ ın “Belki üzerimizden uçup gidecekler, veya...” dediğini duydum. Fakat hiç ümit yoktu. Tam o sırada çekirgeler yere indiler. Halk büyük bir panik içerisinde etrafa koşuşup duruyordu. Bazıları bir takım teneke parçalarını birbirlerine vurarak ses çıkartıyorlar, bazıları “Belki ateş ve duman onları kaçırır” diye ateş yakıyordu. Şüphesiz vakitlerini boş yere harcamaktaydılar. Bu arada ihtiyar bir adam dizi üzerine çökmüş, elini göğe doğru açmış, gözleri yaşlı bir şekilde dua ediyordu. Amcamın ağaçlarına vardığımız zaman çekirgeler inmeye başlamış ve kısa bir zaman sonra etrafımız onlarla dolmuştu. Burnumuzun dibinden uçuyor, saçımızın arasına giriyordu. Ağızlarımızı kapatmak zorunda idik. Yoksa oraya da gireceklerdi. Bir seferde yüzlercesini öldürmüştük. Çıkardıkları koku çok müthiş idi. Kanatlarından çok gürültü çıkartıyorlar ve bu yüzden hiç bir şey duyamıyorduk. Ağaçlar çok kısa bir zaman sonra çekirgelerle doldu. Öylesine çoktular ki bazı ağaçların dalları onların ağırlığına dayanamayıp kırılıyordu.

Bu durum karşısında, ben ve amcam hiç bir şey yapamamıştık. Eve geri döndük. Biri evin pencerelerini açık bırakmış bu yüzden yataklara, banyoya, mutfağa, yani evin her yanına çekirgeler dolmuştu. Evimiz demiryoluna yakındı. Ama bulunduğumuz yerde bir istasyon yoktu. Aynı günün akşamı yakınımızda durmuş vaziyette bir tren gördük. Ezilen böceklerin yapışkanlığı sebebiyle trenin tekerlekleri kayıyor ve bu yüzden de hareket edemiyordu.

Çekirgelerin hepsi ertesi gün erken saatlerde uçup gittiler. Ama her yer tamamiyle tahrip olmuş, arkalarında bir tek yeşillik bırakmamışlardı. Bütün mısırlar, otlar, yapraklar yani her bir yeşillik teker teker yenilmişti”

Bu şekilde, daha yüzlerce çekirge afeti görülmüştür. Yukarıdaki vak’ a da bahsedilen sürünün bozan iki katı büyüklüğü kadarı da bulunabilir. Bu büyüklükte bir sürü bin kilometre karelik bir yeri kaplar. Son olarak böyle bir çekirge topluluğu Doğu Afrika’da görülmüştü. Üzerinden bir uçak geçerek sürünün büyüklüğünü ölçmüş ve 40 milyar çekirgenin olduğunu haber vermiştir.

=40 Bin Kişilik Gıda=

Bir çekirgenin günde kendi ağırlığı

kadar gıdayı yiyebileceği biliniyor.

40 milyarlık bir çekirge sürüsü

ortalama 80 bin ton ağırlığındadır.

Bu yüzden günde yaklaşık 80 bin

ton mısır yiyebilir. Bu da 40 bin

insanın bir yıllık rızkıdır.

Sürünün teşkilinde ilk adım, tek tek yaşayan fertlerin topluluk halinde gelmesidir. Daha sonra da sürüler halinde seyahata başlar. Bu durumda dişiler, yumurtalarını bıraktıkları dar bir sahada üremeye başlarlar. Mesela; 1917 de Puglia’ da (İtalya) çekirgelerin 250-300 milyar yumurta bıraktıkları hesaplanmıştır. Yeni yavru hızla gelişir ve son değişmeden sonra göçe hazır duruma gelir. Bir kaç gün sonra böceğin kanat yapısı sertleşince ve kaslar güçlenince, sıcaklığa bağlı olarak, göçmen çekirge kısa araştırma uçuşları yapmaya başlar. Yavaş yavaş aynı bölgedeki böcekler bu uçuşlara kat ılırlar. Sonra ansızın sürü halinde toplanarak göç’e başlarlar.

Çekirge sürüsünün istikameti yüksekliği ve sürüdeki çekirge miktarı rüzgârla yakından alakalıdır. Rüzgâr uçmalarına yardımcı olduğu için çekirgeler en güçlü rüzgârlarla aynı istikamete hareket ederler. Bu yüzden, onların uçuşuna elverişli olan rüzgârların olduğu yerdeki bölgeler aralıklı olarak çekirge afetine maruz kalır.

Hava akımı hızlı olduğundan çekirge sürüsü 200- 250 m. yükseklikte uçma eğilimi gösterir. Fertler uçarken birbirlerine çok yakındırlar. Hava akımı kuvvetli değilse, böcekler toprak seviyesinde toplanmayı tercih ederler.

Göçmen çekirgelerin hızı yalnızca

rüzgarın gücüne değil, sıcaklığa

ve sürüdeki fertlerin ortalama

yaşına da bağlıdır. Hızları zaman

zaman 20 km’ ye ulaşan çekirgeler

günde ortalama 80- 100 km yol

alabilirler. Bu hızla da icap ettiğinde

geniş su örtülerini aşabilirler

Göçleri esnasında acıkan çekirgeler indikleri yerlerde yeşillik namına hiç bir şey bırakmazlar. Hatta evlerin çatılarındaki tahtalar dahil yenebilecek her şeyi yerler. Ekinleri yok ettikleri için bir kıtlık dönemi başlar.

Her şeyin insan için yaratılıp onun emrine verildiği şu alemde üstüne düşen vazife ve mükellefiyetleri yerine getirmediği zamanlarda gafil ve nankör insanoğluna bunların birer semavi bela olduğu Mucizeli Beyan’ da şu ifadelerle anlatılmaktadır:

“Biz de onların üzerine ayrı ayrı

mucizeler olarak tufan, çekirge,

haşerat, kurbağalar ve kan

gönderdik; ama yine büyüklük

tasladılar ve suçlu bir topluluk

oldular (7—133)

Çekirgelerin Afetine Karşı Tedbirler

Seyahata çıkan çekirge sürüsü o kadar büyüktür ki onların tabii düşmanları bile aciz kalır. İnsanoğlu bile çekirge sürülerinin meydana gelmesine şu anda mani olamamaktadır. Bununla beraber çeşitli mücadele yolları kullanılmaktadır. Mesela bu iş için hususi olarak hazırlanmış 270 litrelik bir böcek ilacı 150 milyon böceği öldürebilir, bazı yerlerde yürüyen larvalara karşı saçtan ve çinkodan engeller kurulur.

Günümüzdeki çalışmalar, erişkin çekirgenin tek tek yaşadığı safha da, ön göğüs salgı bezinin çalışmaya başlamasını önceden haber veren maddelere yöneliktir. On göğüsteki salgı bezinin çalışması engellenebilirse, çekirgelerin göçmen çekirge safhasına geçmeleri önlenecek, böylece yol açtığı yıkımların da önüne geçilebilecektir.

Ekolojik dengenin bir parçası olan besin zincirinde yer alan çekirgeler de yenilmeye mahkûmdur. Çekirgeleri başka canlılar yem eseydi onları bir derece kontrol etmek imkansız olacaktı. Çeşitli kuşlar çekirgeleri yerler. Bunlardan birisi leylektir... Bir defasında Etopya’ da bulunan bir ilim adamı leyleklerin toplu halde çekirgelere saldırdığını görmüş ve bir kaç saat sonra vurdukları bir leyleğin midesini açtıkları zaman tam 1449 tane çekirge saydığını söylemiştir.

Ayrıca çekirgelerin büyük düşmanı olan bir çeşit sinek vardır ki, bir sinek kendi yumurtalarını çekirgenin yumurtaları üzerine yumurtlar. Yavru sinekler yumurtadan çıkar çıkmaz, derhal çekirgelerin yumurtalarını yemeye başlar ve böylece çekirge yumurtaları büyük zarar görür. Bunun yanısıra, su baskınları veya kuvvetli esen bir rüzgâr yumurtaları bulundukları yerden alıp götürebilir. Veya güneşin sıcaklığı sebebiyle toprak kurur. Bu da çekirgelerin yumurtadan çıkmalarını, önler.

Bu şekilde çekirgeler ne sürekli çoğalır ne de yok olurlar.

Ayrıca Mucizeli Beyanda kuş dilenden bahsedilmektedir (27/26). Tefsirlerinde ise bu mesele, “istidatlarının dilleri” ve “hangi işe yaradıkları” manasına ele alınmıştır. Bu noktadan hareketle, ilaçların zararlı olan yan tesirleri yerine fıtri bir mücadele tekniği teklif edilmiştir: “Çekirge afetinin istilasına karşı, çekirgeyi yemeden mahveden sığırcık kuşlarının dili bilinse ve hareketleri tanzim edilse ne kadar faydalı bir hizmette ücretsiz olarak istihdam edilebilir.”