Temmuz 1996 · s. 251 · 3 dakikalık okuma
Canlılarda Donma Toleransı
Ertürk Yılmaz
Dünyamızın belli kısımlarında hava sıcaklığı, o bölgede yaşayan canlıların donmasını gerektirecek seviyelerinin altına düşmektedir. Yine de, bu canlıların pek çoğu hayatiyetlerini bu şartlar altında devam ettirebilirler. Oysa ki, hiçbirinde ne kendilerini donma sıcaklıklarının üstüne çıkarabilecek normal metabolik kapasite ne de daha elverişli bölgelere göç edebilecek fiziki imkanlar vardır. Donma ile ilgili fizik ve kimya bilgisinden mahrum bu canlıların hayatları vücut sıvılarının sadece bir bölümünün donmasına izin verilerek (donma toleransı) veya donmanın oluşumu tamamen engellenerek (donma direnci) korunurlar,
Donma
toleransı, yaklaşık bütün bitkilerde, geniş bir kısım sinek-böcek ile diğer
omurgasızlarda ve küçük bir grup kara memelilerinde gözlenen bir durumdur. Buz
oluşumu, hemen her zaman hücre dışı sıvılarda görülür, çünkü hücre içinde buz
kristallerinin oluşması ölüme yol açıcı özelliktedir. Donmaya toleranslı çoğu
sinek ve böceklerde hücre dışı bazı proteinler buz oluşumunu başlatır ve
buzlanmanın düzenlenmesinde rol oynarlar. Donma olayı tedrici olarak gelişir ve
hücre içi su, halen donmamış olan hücre dışı sıvıya yayılma şeklinde bir geçiş
gösterir. Bu olay hücre içindeki eriyik yoğunluğunu yükseltir ve paralel olarak
hücre içi sıvının Bu şekilde hücreler donmaktan korunmalarına rağmen su kaybı
ve hacim azalmasıyla karşı karşıya kalırlar ki bunların ikisi de hücre
bütünlüğüne ve hayatına zarar verebilir. Bu zararı asgariye düşürmek için,
donma toleranslı pek çok organizma, araba motorlarında kullandığımız antifriz
gibi, donmadan koruyucu küçük moleküler ağırlıklı organik moleküller
sentezleyip, hücre içinde biriktirir. Mesela, kışın hayatını devam ettirebilen
arılar takımından buğday samanı arısı, (Bracon cephi)’nın larvası glicerol’ü
(bir yağ türevi) kendi vücut ağırlığının %25’ine varan oranda
biriktirebilmektedir. Glicerol ve diğer bileşikler, hücrenin ozmotik basıncını
çok artırırlar ve aşırı su kaybıyla hücre çökmesini önlerken antifriz koruması
da yaparlar. Ek olarak, yine antifiriz görevli moleküllerden olan “trehaloz”
da, gliserol gibi hücre duvarındaki lipid tabakalarını sağlamlaştırarak ciddi
su kaybına uğramış hücrelerde suyun hücre dışına çıkışını zorlaştırır ve iç
yapıyı pekiştirir.
Donmaya toleranslı omurgalıların farkına yakın geçmişte varılmıştır (1982). Bunlar bir kısım sürüngenler ve amfibik (hem karada hem de suda yaşayan) canlılardır. Tahta kurbağası denilen “Rana syivatica” adındaki canlı, donmuş halde -6 ila -8 °C’ de, vücudundaki suların % 65’i buzlaşırken günlerce hayatını sürdürebilmektedir. Tahta kurbağasının donmaya dayanma stratejisinin önemli bir özelliği, hücrenin temel besin maddesi olan glikozu yani şekeri müthiş bir süratle üretip depolayabilmesidir. Vücudun dış yüzeyinden başlayan donma karaciğerin sempatik sinirlerle uyarılmasını tetikler. Karaciğerden kana salınan glikoz, donma süreci içinde kan dolaşımını durdurmadan bütün vücuda yayılır ve hücrelerde depolanır.
Donmaya
dirençli organizmalar ise vücut ısıları, vücut sıvılarındaki eriyik
konsantrasyonuna göre tahmin edilen donma noktalarının altında iken buz
oluşumundan korunabilmektedirler. Bu olay birçok sinek ve böcekler He kemikli
balıklar tarafından uygulanmaktadır. Donmaktan korunmak için, hayvanlar yine
antifiriz görevi yapan maddeler sentezlemektedir. Örnek olarak, Antartika’daki
deniz suyu
-1,86°C
dolayında olup, neredeyse donmak üzeredir. Burada yaşayan balıkların donma
noktası ise, vücut sıvılarının ozmotik konsantrasyonu ve biyolojik temayülleri
göz önüne alınarak
-0,6 °C
olarak hesaplanmıştır. Ne var ki, bu balıkların vücut sıvıları glikoprotein
molekülleri sentezlemekte ve donma noktalarını beklenenden daha fazla
düşürmektedirler. Bu ise, glikoproteinlerin, buz kristalleri ile hidrojen
bağları yaparak bu süreci yavaşlatmaları ile olmaktadır. Bu yavaşlatmanın
etkisiyle donma sıcaklığı daha da düşmekte ve aciz balıkların donması
önlenmektedir.
Donmaya
dirençli Antarktik balıkları, diğer bahsedilen tahta kurbağası ile sinek ve
böceklerden temel bir noktada ayrılır. Antarktik balıkları her zaman
0 °C
‘nin altında yaşar ve
bu onların tabii ortamıdır. Diğer taraftan öteki hayvanlar kısmen donmuş ve hareketsiz halde hayatlarını devam ettirmekte ve ilkbaharın ılık sıcaklığıyla tekrar canlandırılmayı beklemektedirler. Tabii ne kısmen donarken, ne de ilkbaharda tekrar hareketlenirlerken, o canlıların hiçbiri bu hadiselerin temelindeki ilahi merhamet ve şefkatten habersiz yaşamaktadırlar .