Sızıntı Arşivi

Nisan 1987 · s. 13 · 2 dakikalık okuma

Bülbülün Diliyle

Şemseddin Nuri · Edebiyat

nis87-14.jpg

Güneşin kan serptiği kızıl bir aksam vakti, Haşim'in renkleri, içimde uyuklamakta olan renk cümbüşünü tutuşturdu ve beni, hiç düşünmediğim halde zorla kendi sihirli dünyasına çekti.

Hayalim, onun dudaklarında ürperen mısralarıyla, zaman ve mekânın dar buutlarını asarak, buutsuz bir mekanda sonsuzluğu yakalamak için şiirin semasına yükseltecek "Merdiven"den ağır ağır çıkmaya başladı.

Hafızamda ihtizaz meydana getiren her mısra, sanki sonsuzluğa ait bir şarkının terennüm edilmeden dinlenen nağmesini söylüyor ve duygularım, gümüş kafes içinde billur mahfaza olan zamana dokunmanın hazzını yasıyordu.

Hayalim donmuş ve artık düşünce denen zalim kazma beynimin maden ocağına tesir edemez olmuştu. Bu irade gevşekliği ile kendimi sessiz bir ırmak gibi akan şiirin ahengine bırakıverdim.

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlıyarak...

Sular mı sarardı.. yüzün perde perde solmakta,

Kızıl havaları seyret ki aksam olmakta..

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller,

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta,

Kızıl havalan seyret ki aksam olmakta...

Haşim'in: "Eğilmiş arza bakan ve durmadan kanlı göz yası döken gülleri ve bir alev gibi dalda duran kanlı bülbülleri" elimden tutarak beni kanla boyanmış bir gül bahçesine çekti.

Temreni kana bulanmış bir ok gibi duran güller ve sinesinden kan damlayan bülbüller, ruhumu sessiz bir feryada boğdu. Halleri halimize ne kadar benziyordu..

Belki birgün bu güller, güneş rengi, sararmış yapraklar gibi hadiselerin sam yeliyle solacak ve bilmem hangi acımasız ellerde ufalanarak bir kül gibi sağa sola savrulacaktı.

Bülbül, insanın içini okuyan ermiş gibi, gözlerini bana dikti ve ancak vicdanımın anlayabileceği bir lisan-ı hafi ile şunları söyledi:

— İşte benim figânım da budur. Bütün bir ömür boyu ağlayışım, sadece bir gülü soldurmamak içindir.

Bülbül birden sustu. Sanki lal kesilmişti.. Ve simdi karsımda bir Ruh Mimarı duruyordu. Dudağında buruk tebessüm ve gözleri boşalmaya hazır bulutlar gibi bana bakıyordu. Birden kendimi, çölde biten bir çiçeğe benzettim.

Ve, O beni kurutmamak için bir hayat boyu ağlıyordu..

Bu Ruh Mimarının hayalini —tarihin hafızasına nakşedebilmek için— gönül mahbesimde saklıyorum.

Haşim'in ensemde titreyen sesiyle kendime geldim. O, "Melâli anlamayan nesle aşina değiliz" diyordu...

Şemsemdin Nuri