Ağustos 1986 · s. 251 · 7 dakikalık okuma
Bu da Kuşlara Atılan İftira
Arif Sarsılmaz · Prof.Dr. · Zooloji

Doç.Dr.Arif Sarsılmaz
Biyoloji sahasında son yıllara kadar yazılan eserler, yapılan konferans ve sempozyumlarda bütün araştırmacılar gibi Ornitholog’lar (kuş alimleri) de evrim nazariyesini kudsi’ ve değişmez bir düşünce olarak kabul edip, aleyhinde konuşulamaz bir hakikat olarak görmekteydi. İngiltere’deki British Museum’un yetkilileri 1982 de evrim nazariyesine bir alternatif olarak “Yaratılış” ın da resmen okutulmasını benimsediler. Halen Avrupa ve Amerika’daki ilim çevrelerinde “Yaratılış Hakikati” nin benimsenmesi giderek artmakta, bu hususun ilmi hakikatlere uygunluğu bahis mevzuu yapılarak çeşitli mecmualarda incelenmektedir.
Çeşitli hayvan gruplarının teker teker ele alınarak “Tesadüfen meydana gelmeleri ve mükemmel şekle evrimleşmelerine “o hayvan grubunun mütehassıslarınca karar verilmesi ilim metodu bakımından en makul yoldur. Kuşların evolüsyonla meydana geldiğini öne sürenlerin bazı çürütülmüş iddialarına ve birer sanat harikası olan bu hayvanların tırnağının bile “kör mutasyonlar ve şuursuz seleksiyonla” meydana gelemeyeceğini ortaya koyan delillere kısaca bir göz atalım.
Bitmeyen hikaye “Archaeopteryx”
Sürüngenlerde kuşlara geçiş formu olarak kabul edilen bu fosilin bulunduğu aynı kaya tabakasında Uçan Kertenkele (Ornithosauria ve Pterosauria) fosilleri de bulunmuştur. Bunların uçan sürüngenlerden başka hayvanlar olduğunu bugüne kadar hiçkimse beyan etmedi, üzerinde yapılan araştırmalar onun daha çok kuşlara benzediğini göstermesine rağmen, bu durum efkra-ı ammede değişik şekilde yorumlanmaktadır. Halbuki Archaeopteryx
günümüzde yaşayan bir kuş nev’ine çok benzemektedir. Hoatzin (Opisthocomus hoatzin) adıyla bilinen bu kuş Amazon vadisinin bataklıklarında yaşamakta olup Archaeopteryx’in tahmini davranış ve uçuş şekillerinin aynısına sahiptir. .Archaeopteryx hakkında bir makale yazan Dr.C. E.A. Turner şunları söylemektedir: Nasıl penguenin yüzgece benzeyen kanat ları onu balık ve kuş arasında bir geçiş formu yapmıyorsa bu fosil de sürüngen ve kuş arasında bir geçit olamaz. Archaeopteryx’in kanatlarındaki tüylerin fosilleşmiş bakiyelerinin bulunuşu da onun soğukkanlı bir sürüngen değil, sıcakkanlı bir kuş olduğunu gösterir!
Dolayısıyla Archaeopteryx sürüngen kuş arasında geçiş formu değil, bir kuştur. Sadece ağzında dişi olan bir kuş olup, çoğu kuşların dişinin olmaması bunu bir geçiş formu yapmaz. Çünkü Yaratıcının bazı kuşları dişli olarak yaratmaması için de hiçbir sebeb yoktur. Nitekim sürüngenlerden olan kaplumbağaların da dişleri yoktur. Aynı durum bazı karakurbağaları, balıklar, memelilerden dişsizler (Edentata) ve bazı balinalar için de söz konusudur.
İddia edildiği gibi Archaeopteryx bir geçiş formu ise bununla farazi sürüngen ecdadı arasında çok sayıda geçiş tipleri olması gerekir. Halbuki bugüne kadar pul ile tüy arasında veya kol ile kanat arasında bir hususiyete sahip hiçbir fosil bulunamamıştır.
Kuş Tüyleri:
Mavi Kuzgun’un mavi olmasına kim karar verdi? Arı kuşunun muhteşem renkli desenlerini kim çizdi? Tavus kuşunun yanar döner kuyruk tüylerini hangi Nakkaş işledi? Bu soruları bütün kuşlar için sorabiliriz. Sorumuzu kısaca “Tabii seleksiyonun hangi muhtemel hadiseleri bu harika kuş tüylerinin kendiliğinden oluşumunu sağladı?” olarak hulasa edebiliriz.
Uçmaya yarayan telek tüylerinin aerodinamik prensiplere uygun olması için hem hafif hem de geniş satıhlı olması icab eder. Bu hususiyetlere sahip olması da ancak hususi bir teknikle bu tüylerin dokunmalarını lüzumlu kılar. Hava sürtünmesinden ve soğuktan korunması için yaratılan örtü ve hav tüylerinin yapısı ise daha değişik olup ayrı bir teknik ister. Telek tüyü olmayan kuş uçamaz; örtü tüyleri olmayan kuş ise vücut hararetini muhafaza edemediğinden ölür. Demek ki her halukarda farklı yapıdaki tüylerin aynı kuş üzerinde ittifak etmeleri şarttır. Gözümüzle gördüğümüz tabiatta ise, bu harika renklenmeyi ve tüylenmeyi sağlayan hiçbir kör kuvvet yoktur.
Zaten Darwin de, A.Gray’e yazdığı mektupda “Tavus kuşunun kuyruğundaki renk armonisini her ne zaman görsem hasta olurum...” demekle çaresizliğini açıkça itiraf etmektedir.
Yuva Yapımı:
Kuşların hususi yuvalar yapmalarını hiçbir evrimci, mantıki bir şekilde izah edemez. Çünkü yuva yapmada kullanılan malzeme, ustalık, plan ve dekor bütün mimarları hayrete düşürecek mahiyettedir.
Yuva yapma teknikleri milyonlarca yıllık bir tedrici tekamülün neticesi ise, basit bir çukurdan ibaret kuş yuvaları ile uzun kuyruklu Baştankara (Aegithalos caudatus), Çulha kuşu (Remiz pendulinus), Dokumacı kuşları (Ploceidae), Pencere kırlangıcı (Hirundo rustica) ve daha birçok hususi yuva tekniklerine sahip kuşlar arasındaki basamakları nasıl izah edeceğiz? Zeminden, ağaç tepesindeki muazzam bir dal yığınına kadar çeşitli ara kademedeki balıkçıl yuvalarını tarif edebilir miyiz? 40 milyon yıl önce bir kırlangıcın çamur karma ve yapıştırma tekniklerini çalışa çalışa öğrenerek, bugünkü yuvaları yapmaya başladığını iddia edecek birisi var mıdır?
Kuş Göçleri:
Binlerce yıldan beri devam eden bir hadise olan kuş göçlerinin sırrı henüz tam olarak çözülememiştir. Söğüt bülbülüne benzeyen bir göçmen kuşu, gece ve gündüz uçarak, karalardan ve deniz üzerinden geçerek kışı geçirmek üzere Afrika’ya gelir. Artık deniz kırlangıcı (Sterna paradisaea) kutuptan kutba seyahat ederek 25.000 mü yol alır.
Kuşlar göç zamanının başlayacağını nasıl biliyorlar? Hava sıcaklığının ve gün uzunluğunun değişmesinden mi? Güneş şualarının geliş açısından mı? Belki de her üçü birden kullanılıyor; fakat bunu kuşlara sorup öğrenmemiz mümkün olmadığından çeşitli nazariyeler öne sürüyoruz. Bu bilgiyi hangi denemelerden sonra nasıl bir evrimle elde etmiş olabilirler?!..
Göç zamanı gelince yola çıkan kuşların yönlerini nasıl buldukları da ayrı bir muamma olarak karşımızda durmaktadır. Yıllardır bu sırrın çözülmesi için yapılan araştırmalar kuşların birçok faktörü birden kullanarak yönlerini bulduklarını göstermiştir. Arzın manyetik sahasını, yer çekimi kuvvetindeki farklılıkları, yıldızları, ultraviole ışığın ve polarize ışığın birlikte ifade ettiği bilgilerle, düşük frekanslı sesleri değerlendirebilen kuşlar harika birer his alıcılarıdır. Böylece müsait rüzgarları getiren hava akımlarının geçişini beklerler.
Kırlangıç, ardıç kuşu, leylek gibi kuşlar insanoğlunun sahip olmadığı bu kabiliyeti kendi kendilerine tesadüfi mutasyonlarla mı gerçekleştirdiler? İlim adamlarının çeşitli aletlerle bile tam olarak anlayamadıkları arzın manyetik sahası hakkındaki bilgileri taşıyan bir pusulayı tabiat denilen şuursuz mefhum, kuşların minicik beynine nasıl yerleştirdi? Modern cihazların ancak tesbit edebildiği birçok meteorolojik malumat, nasıl bir adaptasyon geçirerek(!) kuşların anlayışına uygun çekim ve manyetizma formülleri haline geldi? Hiç kimse kalkıp da kuşların üstün zeka ve hafızalarıyla bu kompleks teori ve formülleri öğrendiğini ve kendi istifadesine mahsus aletler geliştirdiğini izah edemez. Evolusyoncuların cevabı belki “İhtiyaçlar yeni organ ve aletleri doğurur” olacaktır. Ama o ihtiyaçların yerine getirilmesinin bir ilim, bir plan ve programı icap ettiği unutulmamalıdır. Bu planı kim çizmiş, bu proğramı kim yapmış, bu ilmi kim ortaya koymuştur?
Uçuş:
Kuşların
uçuşlarındaki incelik ve harikalık evolusyon düşüncesini bir başka yönden
sarsmaktadır. Kuşlar tesadüfi mutasyonlarla sürüngenlerden farklı hale gelirken
(!) kertenkelenin bacağı nasıl kuş kanadına dönüşmüştür (!)?
Havalarda süzülme fikrini kertenkeleye ilham ederek bacağındaki kemik iskeletin yapısını, kasların bağlanma yerlerini göğüs kemiğinin yapısını, buna bağlanan tamamen farklı uçma kaslarını, bunları besleyecek ideal dolaşım sistemini, vücudu koruyan pulların renkli tüyler haline dönüşmesi gibi daha yüzlerce kuşlara has hususiyeti hiç şaşırmadan, en uygun yerinde ve zamanında, hepsini aynı anda ortaya çıkaracak (tesadüfi, kör) mutasyonlar nasıl ve kimin tarafından planlanarak icra edilmiştir? Milyonda bir meydana gelen ve % 99,9 zararlı olan mutasyonların bir program içinde daima en iyisinin meydana gelerek ve binlerce sene sonra belki meydana gelecek başka faydalı (!) mutasyonu bekleyerek muhafaza olması, daha sonra da meydana gelecek uygun mutasyonla anlaşmaya vararak, onbin sene sonraki başka bir mutasyonu beklemeye başlamasına zavallı kertenkeleciğin ömrü yeter mi? Binlerce paradoksla yolları kesilen böyle bir izah acaba, tesadüfleri inceleme mevzuu bile yapmayan ilmi ve gerçek ilim adamını ikna edebilir mi?
Evolusyon nazariyesi hakkında yazılan kitapların hepsi, çeşitli hayvan gruplarının birer canlı olmaları ve Yaradan’ın aynı kanunlarına bağlı bulunmaları sebebiyle normal olan sathi benzerliklerini birinden diğerine geçiş esnasında, meydana gelmiş ara kademe imiş gibi okuyucuları ustaca aldatmak üzere, nazara verirler, yani; “Kertenkelenin başı var, kuşun da başı var, kertenkelenin dört bacağı var, kuşun da iki kanat ve bir başı var.” diyerek rahatlıkla “öyleyse kertenkele kuşa dönüşebilir!” hükmünü basarlar.
Halbuki milyonlarca sinir hücresinin meydana getirdiği beyin ve sinir sistemi başta olmak üzere, sindirim, dolaşım, boşaltım, solunum ve üreme sistemlerinin hepsi farklıdır. Böylece, her bir sistemin binlerce gen vasıtasıyla programlandığını ve hiç aksamadan nesilden nesile aktarıldığı nazarlardan gizleyerek “yaratılış mucizesini” tesadüflerle meydana gelebilecek basit bir şeymiş gibi gösterirler.
Çeşitli kuşların ayrı ayrı uçma usulleri kullanması, evrim nazariyesiyle açıklanamayacak kadar enteresan bir husustur. Evrimcilerin iddia ettiği gibi eğer kuşların hepsi tek bir ortak atadan tekamül ederek meydana gelmişse, Albatrosların uçma tekniği ile kolibrilerin uçuş tekniği arasındaki büyük farklılık nasıl meydana gelmiş olabilir? Sıcak hava akımlarına girerek yükselen akbabalar ile, deniz dalgalarının ucundaki hava girdabına binen martılar bu usulleri nasıl öğrendiler?
Uçma için lüzumlu olan hafif vücut yapısıyla beraber sağlam bir iskeletin teşkil edilebilmesi için kemiklerin içinin boş olması icap eder; çok kuvvetli göğüs kasları, seri manevralara uygun kuyruk kasları ve telekleri gibi daha bir çok hususiyetlerin bir kertenkelede tesadüfen bir araya gelmesi ve uçmayı öğrenmesi, daha sonra da değişik kuş tiplerini meydana getirmesi ve bunların belli gruplarına değişik uçuş usullerinin öğretilmesi, tesadüflerle veya tabii seleksiyonla izah edilebilir mi?
Gaga ve Ayak Şekilleri:
Kuşların en enteresan hususiyetlerinden biri de her kuşa beslenmesine ve yaşayış tarzına uygun olan en ideal gaga ve ayak şeklinin verilmesidir. Kartalın pençesi ve gagasıyla, serçenin gaga ve ayağının, balıkçılın suda yürümeye uygun ince uzun bacakları ile ağaçkakanın ağaca tutunmaya uygun bacaklarının aynı atadan geldiğini, tesadüf ve mutasyonlarla farklılaştığını iddia etmenin ilmilik ve objektiflikle alakası olmadığı gibi, birer sanat harikası olarak yaratılan kuşlara atılan bir iftiradan başka bir şey değildir. Çünkü sanatlar, başka bir açıdan, sanatkarları ile alakaları yüzünden de değer kazanırlar. Bizim onları muhteşem sanatkarlarından koparıp, meçhullere, kör kuvvetlere isnad etmemiz bir haksızlık olacaktır.