Haziran 1999 · s. 38 · 3 dakikalık okuma
Biz Zebralar

Nur Aytekin
Birisi sizden siyah-beyaz ve çizgili birşey ismi söylemenizi isteseydi, Beşiktaş futbol takımı veya Amerika'daki mahkûmların elbiseleri gibi birçok şey söylerdiniz herhalde. Fakat bir hayvanat bahçesinde olsaydınız şüphesiz zebralar derdiniz.
Aslanlardan çok çekiyoruz. Onlarla nerede karşılaşırsak hemen tedbir almak zorunda kalıyoruz. Üzerimdeki çizgili desene bakıp da pijamalarımı giydiğimi zannetmeyin. Bu çizgiler sayesinde deminki aslan gibi yırtıcı hayvanların saldırılarından korunmaya çalışıyoruz. Gözlerimiz diğer birçok hayvana göre çok zayıf olduğundan uzakları iyi göremeyiz, ancak bu bizim için bir eksiklik kabul edilmesin. Yaratıcımız bunun yerine bize başka türlü avantajlar vermiş. Aslanlar avlanırken sürüdeki bir hayvanı gözüne
kestirir ve o hayvan üzerine konsantre olurlar. Fakat siyah-beyaz çizgili desenlerimiz sayesinde, böyle umulmadık bir aslan saldırısına karşı bizler hep birlikte hareket ederiz ve bu enine çizgiler sayesinde görüntümüz çok karışık bir hâl alır, aslan hedefini şaşırır ve konsantrasyonu bozulur, bizler de bu arada kaçarak vakit kazanırız. Kaçarken de hızımızı bazen saatte 40 mile kadar çıkarabiliriz.
Ayrıca aslanlar bizi ne kadar çok avlarsa avlasın üreme hızımız çok yüksek olduğundan neslimizi devam ettiririz. Otları yiyerek hızlı büyürüz ve birçok yırtıcı hayvan bizim sayemizde beslenir.
Hiç hayvanat bahçesine gittiniz mi?
Çoğunuz hayvanat bahçelerinde beni görmüşsünüzdür. Görünüşümüz atlara çok benzer; vücudumuzdaki siyah-beyaz çizgiler biz zebraların tipik özelliğidir. Bilim adamları o komik Lâtince isimlerden takmayı çok severler; beni Equus grevyi diye çağırıyorlar. Bizler sosyal hayvanlarız. Küçük gruplar hâlinde veya 5-15 arası değişen sürüler içinde yaşarız. Toplu hâlde yaşadığımız zaman, daha emniyette oluruz, çünkü ne kadar çok olursak düşmanlarımızı gören o kadar göz, duyan o kadar kulak olur. Her yerde bizleri bekleyen bir tuzak bulunabilir, onun için çok dikkatli ve temkinli olmalıyı/.. Eğer birimiz zor durumda kalırsa hemen ona yardıma koşarız. Yeni doğan bir zebra 27-32 kilogram ağırlığında ve yaklaşık bir metre boyundadır. Sizin yavrunuz bir sene sonra ancak ayağa kalkabilmesine rağmen bizim yavrumuz doğar doğmaz ayaklan üzerinde durur ve yaklaşık bir saat sonra yeteri kadar hızlı koşabilir. Bu da Yaratıcımızın bize olan sonsuz rahmetindendir, çünkü bu özelliğimiz olmazsa avcıya kolay yem oluruz. Bebek tayların kürkleri annelerininkinden daha fazla tüylüdür. Yetişkin oluncaya kadar hep annesinin ve diğer yetişkinlerin himayesi altındadır. Bir saldırı esnasında anne ve diğer zebralar yavruları sürünün ortalarına alarak koşarlar; böylece bebek zebraları, etten bir duvar ile korunmuş olur.

Bazı insanlar bizleri, çizgili atlar olarak düşünebilirler. Atlarla aynı familyadanız, fakat atlarla karşılaştırıldığımızda aramızda bariz farklılıklar vardır. Genel bir bakışta biz zebraların hemen hemen aynı olduğumuzu düşünebilirsiniz. Oysa zebralar birbirinden çok farklıdırlar. Bilirsiniz insanlardaki parmak izleri her bir kişide farklıdır. Biz zebraların da ilk bakışta desenlerimiz birbirinin aynı olsa da. tıpkı insanların parmak izleri gibi her bir zebranın vücut deseni farklıdır. Hatta biz zebraların vücudunun her İki yanındaki desenler de birbirinden farklıdır.
Karşımızdakine ne düşündüğümüzü yüz mimiklerimizle ifade edebiliyoruz. Meselâ; sinirlendiğim zaman kulaklarımı arkaya yatırır ve dişlerimi gösteriyorum. Korktuğum zaman da dişlerimi gösteriyorum, ama bu sefer kulaklarımı öne doğru uzatmış olarak görürsünüz. Ayrıca bizler çok gürültücü hayvanlarız, birbirimizle anırarak konuşuyoruz. Birbirimizi seslerimizden tanıyabiliyor ve ayrıldığımızda yerimizi belirtmek için birbirimize bağırarak sinyal gönderiyoruz.
Dahası da var. Biliyorsunuz ki bulunduğumuz yerler Afrika, Tanzanya, Kenya gibi sıcak bölgeler. Bu sıcaklıktan nispeten de olsa yine vücudumuzdaki desenler sayesinde korunuruz. Nasıl mı? Hepinizin bildiği gibi koyu renkler ışığı çeker, açık renkler ise ışığı yansıtır. Benim siyah-beyaz desenlerimde de siyah ışığı çekerken, beyaz da yansıtır ve bu esnada bir akım oluşur, bu akım sayesinde vücudum serinler. Buna tabiî aircondition veya fıtrî klima da diyebiliriz. Bana inanmalısınız ki ben bu desenleri sonradan aklıma gelip de vücuduma çizmiş değilim. Bunları benim atalarım da düşünemeyeceğine göre; hem aslanı, hem güneşi, hem de bizi çok iyi tanıyan birisi koymuş olmalı. Siz ne dersiniz?
![]()