Sızıntı Arşivi

Temmuz 1999 · s. 38 · 4 dakikalık okuma

Biz Yusufçuklar

Nur Aytekin · Zooloji

Nur AYTEKİN

Elinize bir kâğıt ve bir kalem alın. Ve "yusufçuk nedir?" sorusunun cevabını yazın. Bakalım kaç satır yazabileceksiniz. Beni sıcak yaz aylarında bir gölün üzerinde saatlerce uçarken görmüşsünüzdür. Uçuşum, renklerim, vücudumun şekli gerçekten görülmeye değerdir.

Belki size çok şaşırtıcı gelecek, fakat hayatımın ilk safhalarını suyun altında geçirdim. Üzeri kıllı ve uçarken gördüğünüz yakışıklı hâlime hiç benzemeyen çamurlu bir larva idim ve sadece dikkatli bakıldığında gözlerimi ve karnımın uç kısmını görebilirdiniz. Arka açıklığımın biraz içerisinde de balık gibi solungaçlara sahip idim. Larva hâlinde iken rektuma su çekip bu suyu tekrar atarak solunum yapıyordum. Bu mekanizmayı başka bir gâye ile de kullandığım oluyordu. Meselâ birdenbire rahatsız edildiğimde, suyu hızla dışarı atarak bir tür basit jet gibi öne doğru hızla ilerlememi sağlıyordum.

Daha sonra ergin bir yusufçuk hâline geldim. 800.000 çeşit böcek içerisinde gerçekten en akrobatik uçuculardanım. Kanatlarımı saniyede 30 kez döndürdüğüm hâlde sizin duyabileceğiniz bir ses çıkartmam. Kanatlarımı sadece uçmada değil aynı zamanda tehlikeli tüneklerde dengemi sağlamada, güneş ışınlarını absorbe etmede kullanırım, hattâ kurbağalara karşı kanatlarım dillerini kestiği için bir korunma silahı olarak bile iş görür. tabiî ki en başlıca işleri uçmamı sağlamaktır. 5.500 farklı türümden 80'i merkez Avrupa'da bulunuyor. Bilim adamları beni iki kısma ayırmışlar. Geniş yusufçuklar (Anisoptera) ve küçük yusufçuklar (Zygoptera). Bütün böceklerde olduğu gibi vücudum üç bölümden oluşur: baş, toraks (göğüs), abdomen (karın) (Şekil-1). Fakat benim yapım hayat tarzıma ve özellikle uçuşuma uygun olarak adapte edilmiş sayısız özelliklere sahiptir. Karın bölgemin sanki bir denge çubuğu gibi ince uzun oluşu çok harikuladedir. Bölmeli yapım ve derim yüksek elâstikiyet ve iyi manevra kabiliyeti sağlar. Her bir bölmem tıpkı bir savaşçı zırhı gibi sert tabakalara sahip olarak yaratılmıştır. Böylece dıştan gelecek zararlara karşı güçlü bir desteklik verir. Yaratıcımız dış iskeletim için kitin"i kullanmış. Bu özel malzeme son derece hafiftir ve kalsiyum depolanması ile sert [eştirilir. Bu iki bileşik sayesinde en uç kuvvetlere karşı koyabilen bir sisteme sahip olurum. Buna rağmen çok da hafifimdir; bir mavi yusufçuk bir gramın kırkta biri kadardır. Ayaklarımın başlıca görevi yürümektir, fakat uçarken daha Önemlidirler. Normal olarak uçarken hava direncini azaltmak için ayaklarımı vücuduma yaklaştırıp gizlerim. Fakat eğer o günkü rızkım olan bir kurban görürsem, altı ayağımı önüme doğru açar ve avımı havada yakalarım. Rızkımı, havada uçan sivrisinekler, güveler ve mayıs sinekleri teşkil eder.

Diğer böceklerden tamamen farklı bir uçuş prensibim vardır. Rabbim benim için özel bir teknik yaratmış, gelin biraz da bunlardan bahsedelim: Çoğu böcekler "kavanoz" prensibi diye adlandırılan bir uçuş ile uçarlar. Kapaklı bir kavanoz hayal edin. Ve kapağın alt kenarında yer almış iki kaşık düşünün. Eğer kapağı aşağıya iterseniz kaşıklar yukarı kalkar. Eğer kapağı kaldırırsanız kaşıklar bu sefer aşağıya düşer: Çoğu böceklerde bu kapak ve kavanozun aşağısına bağlı olan kasların çalışmasıyla uçma sağlanır. Her kas kasılmasında vücut sıkışır ve bu da kanatlan kaldırır. Kaslar gevşediğinde olayın tersi cereyan eder.

Hava akımını Ölçmek için en müsait bölge olan başımın önüne iki tane anten yerleştirilmiştir. Uçuş esnasında bu duyu organları geriye doğru eğilir. Antenin tabanındaki duyu hücreleri ölçülen değerleri beyne taşır. Elde edilen bilgiler beyinde, çevreyle ilgili hızı hesaplamak için kullanılır. Şu anda size dokuz çeşit uçuşumu sayabilirim: nötr uçuş, kargo uçuşu, devriye uçuşu, tehdit uçuşu, evlenme uçuşu, banliyö uçuşu, dalga uçuşu, havada asılı kalma ve geri uçuş. Uçuş tipini belirlemek için bu antenler olmaksızın ne yapardım bilemiyorum.

Gözlerim yaklaşık 30.000 altıgen petek gözden oluşur. Bu petek gözlerlerden her biri kendi ince mercekleriyle farklı bir gözü oluşturur. Bu da her göze farklı bir görüş açısı verir. Hepsi birden çok geniş bir görme sahasını kaplar. Gözlerim sizinkilerden birçok farklılığa sahiptir. Her bir saniyede 200 ışık parıldamasını algılayabiliriz. Siz sadece bunun onda birini yapabilirsiniz. Eğer biz yusufçuklar için bir televizyon olsaydı bizim için tasarlanmış bir film, sizin TV istasyonlarınızdaki hızın 10 katı daha hızlı çevrilmek zorunda kalacaktı.

Kelebeklerden sonra güzellik ve renklilik bakımından ikinci sırada olabilirim. Bende her türlü rengi bulabilirsiniz; keskin renk tonları, metalik renkler, koyu ve zengin renkler. Peki bu nüanslar ve renk kompozisyonu nasıl meydana geldi? Bunu size "bilimsel" olarak ispatlamaya kalksam, kimyanın ve fiziğin bütün gelişmiş bilgilerini alt üst etmek zorunda kalır, yine de işin içinden çıkamam. Çünkü bu İşleri anlayacak ilim bende yok.

En büyük yusufçuk, merkez ve Güney Amerika'da yaşan Megalopropus caeruleata'dır. Kanat açıklığı 19,1 cm ve vücut uzunluğu 12 cm'dir. En küçük yusufçuk ise Agriocnemis naia'dır. 1,76 cm kanat uzunluğu ve 1,8 cm vücut uzunluğuna sahiptir.

Helikopter teknolojinizin kâşifinin kim olduğunu biliyor musunuz? Igor Sikorsky. Evet Igor Sikorsky 1889'da Kiev'de doğdu ve 1972'de Amerika'da Öldü. Diyeceksiniz ki bununla konumuzun ne ilgisi var? Enteresandır ki helikopter fikrini yusufçuklara, yani bizlere bakarak edindiğini biliyor muydunuz? O güzelim helikopterlere bakarak onları Igor Sikorsky gibi tasarlayan birisinin olduğunu biliyorsunuz. Peki sizce o helikopterlerin ilham kaynağı olan ve o helikopterden daha mükemmel bir yapıya sahip olan biz yusufçukların da bir tasarımcısı olması gerekmez mi? Helikopterdeki hem ileri, hem geri gidebilen dört pervane aynı bizim dört kanadımız gibidir. Fakat bizim uçuşumuz helikopterden yüz defa daha çevik ve kesinlikle daha sessizdir.

Kaynaklar

-W. Gitt K.-H. Vanheinden "IF ANIMALS COULD TALK'

-Mark Canvardine "The Guinness Book of Animals Records"