Ağustos 1999 · s. 38 · 4 dakikalık okuma
Biz Yapraksı Deniz Ejderhaları

Nur Aytekin
Biz Yapraksı Deniz Ejderhaları
Dünya çok esrarlı ve enteresan yaratıklara ev sahipliği ediyor. Su altının en hayretengiz balıklarından birisi de benim. Ben kimim mi? Esasen balıklar sınıfından olmakla beraber, bin şahit de bulsam, kimseyi balık olduğuma inandıramam. Çok yakından tanıdığınız deniz atları ailesindenim. Avusturalya'nın güney sahillerinde yaşıyorum. Aslında çok sakin, uysal ve hiçbir kötülüğü olmayan bir hayvanım, hiçbir silahım yok. Buna rağmen bana ejderha ismini vermenize biraz güceniyorum. Sadece kafamın şeklinin masallardaki ejderhalara benziyor olmasından dolayı bu ismi vermişler.

Hiçbir silahım yok dedim ama, Kudreti Sonsuz Rabbim beni öyle bir kamuflaj ustası olarak yaratmış ki, tarifi mümkün değil. Uzun süre dikkat etseniz bile, beni denizdeki yosunların arasında kolay kolay fark edemezsiniz. O kadar mükemmel kamufle olurum ki, bir ağaç gövdesi veya dallarda istirahat ettiğimde beni görmek neredeyse imkânsızdır. Bitki mi, hayvan mı olduğum belli olmaz. Deniz yosunlarını taklit ederek de avlarıma tuzak kurarım. Emme gücüne sebep olarak avı içeriye çeken burnumun en alt parçası üzerindeki eklemi genişleterek avımın üzerine vururum. Bu kamufle işi düşmanlardan korunmada bazen başarılı olmayabilir. Ben de son çare olarak vücudum boyunca keskin birkaç uzun iğnemi saldırıyı caydırmak için kullanırım. Vücudumdaki yapraksı çıkıntıların yaşadığım yerdeki yosunlara o kadar benzerliğine hayret edersiniz. Fakat tabiî ki, benim böyle bir ustalık ve ressamlık kabiliyetim yok. Yaratıcım ne vermişse ancak onu sergileyebilirim. Bunu yandaki fotoğrafıma bakınca daha iyi anlayacaksınız.

Biz deniz atları ailesinin zarif vücut yapısı; gerek kuyumculukta, gerekse diğer dekoratif sanatlarda en çok rastlanan ve kopya çekilen balık motifidir. Bu bakımdan okyanus dünyasının sembolü haline geldik. Yeğenlerim deniz atları ve deniz iğneleri ile birlikte sahip olduğumuz en tipik özelliklerimiz; baş kısmımızın tıpkı bir ata benzemesi, gözlerimizin birer döner 'taretin üzerine oturması ve birbirlerine bağlı olmadan ayrı ayrı oynayabilmeleridir. Gözlerini bu şekilde oynatan bir çok balık vardır ama bu kabiliyet bizlerde çok daha belirgindir. Boyun, gövde ve kuyruğumuzun üzerinde enlemesine halka biçiminde kabarıklıklar vardır. Bunların üzerindeki kemikli yumrular vücudumuzu zırhlı bir koruyucu olarak sarar. Bu yüzden âdeta tahtadan oyulmuş gibi dururuz.

Siz belki acaip karşılarsınız, ama bizim kimsede olmayan diğer bir Özelliğimiz de erkeklerimizin hamile kalmasıdır. Evet evet yanlış okumadınız. Dişi özel yumurtlama borusu vasıtasıyla yumurtalarını erkeğin karın kısmındaki kesenin içine döker. Kuyruğunun hemen önündeki bu kesenin ön tarafında bir tek ufak delik bulunur. Yumurtalar kesenin içine dökülünce döllenme meydana gelir. Bu sırada kesenin ağzı kapandığından yavruların oksijen ihtiyacı baba tarafından temin edilir. Kese cidarlarının doku ve kan damarları açısından fazlaca gelişmiş durumu da kuluçka esnasında yavrulara baba tarafından besin verildiğine işaret eder. Tabiî ki zararlı atıkların boşaltılması işini de baba yapar. Yapraksı baba deniz ejderhaları böylece tipik bir anne vazifesi görerek yavruları doğuma kadar vücudunda taşır ve besler. Kuluçka süresi yaklaşık olarak iki aydır. Bu arada babanın karnı şişer. Gitgide daha ağır yüzmeye başlayan balık bu süre içinde 200-300 yavrusunun ihtiyacını karşılamak için tıka basa karnını doyurmaya devam eder. Baba deniz ejderhaları bazen de yavruları vücudundan daha çabuk atmak için kesesini kayalara ve deniz kabuklarına sürter. Tek tek veya grup halinde dünyaya çıkan yavrularımız derhal yüzmeye başlar. Bu şekilde erkeğin kuluçkalık yapması ile muhtemel saldırılardan yumurtaları saklamış oluruz. Annemin söylediğine göre doğduğumda 20 milimetre kadarmışım. 12-18 aylık olduğumda ise: erginliğe ve yaklaşık 50 santim uzunluğa erişmişim. Doğumumuz yaklaşık on günü alır. Çıkan yavruların ömrü ise yaklaşık beş ilâ yedi yıl arasındadır. Fakat yine de neslimiz tehlike altındadır. Bir çok akvaryum meraklısı deniz ejderhalarına sahip olmak istiyor. Bu yüzden Japonya'da tanemizi yaklaşık olarak 4.800 dolardan satıyorlar. Ne yazık ki tabiî hayat şartlarından ayrıldığımız zaman bakımımız bir hayli zordur. İnsanoğlu bütün ilmine rağmen, tabiî ortam şartlarını bir arada tutmayı zor becerdiğinden, bir çoğumuz tabiî ortamdan ayrıldıktan kısa bir süre sonra ölürüz. Sadece akvaryum meraklıları değil; kirlilik ve diğer hayvan avcıları da bizim için tehlike arz ediyor. Gıda olarak kullanılmadığımız halde, çoğu arkadaşımı, diğer balıkları yakalamak için atılan ağlarda kaybettim. Yakında insanlar hepimizi yok edip yanda gördüğünüz resimleri çocuklarına göstererek, bizi; "Bak oğlum/kızım eskiden böyle yaratıklar yaşarmış" diye anacaklar. Ha! söylemeyi unuttum. Benim bilimsel adım Phyllopteryx eques' dir. Benden daha yaygın bulunan yeğenim Phy!lopteryx foliatus sadece Avustralya'nın güney sahillerinde endemik olduğumuz için gerçekten korunmaya ihtiyacımız vardır. Endemik mi ne demek? Sınırları çok dar ve sadece belli bir coğrafyada yaşayan canlılara denir. Yani bu türler o sadece o bölgede bulunurlar. Belki çoğunuz hayatınız boyunca beni hiç göremeyeceksiniz. Size elimden geldiği kadarıyla kendimi tanıtmaya çalıştım. Daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki e-mail adresime yazın. Bizim hakkımızda gerçekten öğrenilecek çok şey var ve insanoğlu daha yolun başında.
Kaynaklar:
1. Scientific American. December 1999.
2. Hayvanlar Ansiklopedisi, Bateş Yayınları.
3. http://www.wa.gov.au/westfish/rec/tbroc/fishcard/dragon.html
4. http://planetpets.simplenet.com/pintcuri.htm
5. http://www.divxprt.com/see%26sea/moreinfo/leafy.html