Sızıntı Arşivi

Aralık 1999 · s. 40 · 5 dakikalık okuma

Biz toprak Solucanları

Nizamaddin Karaahmetoğulları · Zooloji

Nur Aytekin

Biz Toprak Solucanları

Heey! Yukarıda kimse var mı? İnsanoğulları! Yoksa beni tanıyamadınız mı? Benim, ben! Ben kimim mi? Hem yuvamın üzerine basıyorsunuz, hem de hakkımda pek bir şey bilmiyorsunuz, o hâlde oturun ve dinleyin! Ben de sizin gibi, Yaratıcımızın hârikalarından biriyim. Lütfen, kızdığınız insanlara "pis solucan" deyip, beni çok aşağılarda görmeyin. Bana başka görevler verilmiş olsa da ben de mükemmel yaratılmış bir canlıyım. Hususî vazifelendirdiğim için Yaratıcım beni bu şekilde tasarlamış. Eğer biraz sabırlı olup dinlerseniz şaşıracak ve belki de benim yandaki resmime öylesine bakmayı bırakıp, değerimi anlayacaksınız.

Benim evim, domates ve salatalıklarınızı yetiştirdiğiniz, futbol oynadığınız, ev yaptığınız ve üzerinde yaşadığınız topraktır. Evimi toprağın yaklaşık 1,5 metre altına yapar ve yılda iki defa, iyi zamanların gelmesi için yazları ve kışları kıvrılıp evime kapanırım. Bildiğim kadarıyla biz solucanlar için bilinen en uzun boy rekoru yaklaşık 8 metre ile Michrochaetus rappi adındaki solucana aittir. En kısa toprak solucanı ise 0,5 mm uzunluğundaki yeğenim Chaetogaster annandalei'dir.

Halkalı solucanlar grubundan, Lumbricus terrestris olan bilimsel adımı zoologlar dışında pek bilen yoktur. "Toprak solucanı" olarak bilinen çeşitli türlerim hemen hemen dünyanın her yerinde bulunur.

Kazarak ilerleme tekniği

Hiç toprak altında, kazarak nasıl ilerlediğimi düşündünüz mü? Hiçbir kemiğim ve sert organım olmadığı gibi, kazmak için kürek veya kazıcı bir âlet de kullanmıyorum. Sadece güçlü kafamı kullanmaya ihtiyacım var, o kadar. Kafam öyle güzel tasarlanmış ki en küçük çatlaklara dahi sığabilir. Çatlağa burnumu soktuktan sonra kaslarımı sıkarak toprağa baskı uygularım ve oradan sıyrılarak geçerim.

İskeletsiz ve yumuşak bir hayvan bunları nasıl yapıyor diye sorabilirsiniz. Yaratıcım beni öyle güzel tasarlamış ki, topraktaki küçük bir destek ile kaslarımı ilerlemek için çok rahat kullanırım (basınç, daima karşı bir basınç üretir). Yaratıcım, vücudumu yapan her bir halkanın içine iki basınç yastığı doldurmuş. Bilim adamlarınız, kaslarımı gerdiğimde ortaya çıkan basıncın 1,560 Pascal (= 1,54 Atmosfer Basıncı) olduğunu ölçmüşler. Bu rakam sizlere küçük gelebilir, fakat benim küçük bir solucan olduğumu unutmayın! İsterseniz konuyu biraz değiştirelim. Sizi böyle karışık detaylarla sıkmak istemiyorum.

Hareketim

Eminim nasıl gerilip büzülerek hareket ettiğime dikkat etmişsinizdir. Ancak bir kaç halkama bastırıldığında her iki yanımdan dışarıya çıkardığım bir çok çapayı görememişsinizdir. Ayrıca toprağa doğru her bir halkamdan iki kısa kılı bastırırım. Bu yolla ön halkalarımı gerebilir ve kendime yol açarım.

Lütfen beni yanlış anlamayın: Bu fırçalar eski bir posttan (atalarımdan) kalmış bazı kalıntılar değil. Benim atalarım da aynı benim gibi yumuşaktılar. Aynı benim gibi. yukarıda anlattığım hayat tarzı için tasarlanmışlardı. Zaten tüylü bir kürk ile toprak altında ne yapabilirim ki? Çapa şeklindeki kıllarım beni rahatsız etmez. İhtiyacım olmadığı zamanlar onları derimin altındaki cepler içine gizlerim.

Bunların hepsinin kendi kendilerine gerçekleştiğini mi sanıyorsunuz? Kolunuzdaki kol saatinin kendi kendine gelişip akrebinin bir yerden, yelkovanının başka bir yerden, diğer çarklarının da bambaşka yerlerden gelip tesadüfen üst üste binip saat olduğunu düşünmüyorsunuzdur herhalde, değil mi? Benim bir kol saatinden bile çok karışık bir yaratık olduğumu görmüyor musunuz? Şu yan taraftaki kesitime bir bakın! Kan damarlarım, sinir şeridim, bağırsağım, ve güçlü deri-kas kılıfımla ne kadar mükemmelim! Senin kol saatin üreyebilir mi? Benim üreme prensibim o kadar karışıktır ki bunu anlatarak seni sıkmak istemiyorum.

Tavır ve davranışlarım

Şu anda ben, bir yaşında ve 20 santimetre uzunluğundayım. Ailemden bazıları 10 yıl kadar yaşayabilirler. Beynim yutağımın yukarısında yer alır. Seninkinden daha küçük olduğu hâlde, Yaratıcımızın bir olduğunu gösterircesine çalışma prensipleri birbirine benzerdir. Vücut halkalarımın eş zamanlı dalgalar şeklinde kasılma ve gevşeme hareketleri yapması ve hızla kaçmayı başarabilmem bu beynimin koordinasyonuyla sağlanır. Görüntü oluşturmayan gözlerim, kafamın üzerinde, sadece ışığa duyarlıdır. Toprak yüzeyine çıktığımı anlamak ve tekrar toprak altına geri dönmek için kullanırım. Direkt güneş ışınları benim için çok tehlikeli olabilir. Eğer çok kurak bir gün ise vücut ağırlığımın % 70 kadar su kaybına dayanabilirim veya suyun içinde 100 gün durabilirim. Siz kaç gün kalabilirsiniz?

Düşmanlarım

Halkalardan yapılmış vücudumdan bazı bölümlerin kopması hayatımı sürdürmeme engel olmadığı için, düşmanlarımın beni Öldürmeleri gerçekten çok zor bir iştir. Belli şartlarda eksilen kısımlarımı tamir de edebilirim. Tabiî ki "yaparım, ederim" derken yanlış anlaşılmasın, ben hiçbir şey yapamam. Yaratıcım benim genlerimi öyle programlamış ki kuyruğum eğer kazara kesilirse geriye doğru tekrar büyüyebilir. Hepsi bunlarla da kalmaz: İncecik sanatlarla donatılmış kafam bile kendini yenileyebilir. Ne yazık ki düşmanlarımdan da köstebekler bu hususiyetimi iyi kullanırlar. Genelde kazara yolumu şaşırıp kendimi yuvalarında bulduğum zaman beni yakalarlar. İlk Önce 3-4 halkamı ve kafamı ısırıp, beni kilerlerine atarlar. Bu durum kaçışımı imkânsız hâle getirir (beyin olmadan yürümeye çalışmak gibi). Polonyalı bir biyolog böyle bir odada tam 1200 solucan saymış. Eğer köstebeğin kilerinde kışa kadar yem olmazsam, kafam gelişir ve kaçmak için fırsatım da olabilir. Ne var ki köstebekler benim tek düşmanım değil. İnsanların bile yaptıkları daha bir sürü işkence ve çirkin davranışları sayabilirim; fakat toprak solucanları dünyada naziklikleriyle ün yaptıkları için bu çirkinliklerden söz etmek istemiyorum.

Yemek listem

Her şeyden önce ve önemlisi bu dünyada bir ekolojik hizmet için varım. Yaratıcı bana toprağı gevşetme, havalandırma ve gübreleme görevi vermiş. Sizin ziraî ilâçlarınız yüzünden arkadaşlarımın öldüğü birçok tarla ürün veremez hâle gelmiştir. Onun için beni öldürmek değil, tam aksine korumak zorundasınız.

İşleyeceğim toprak çok sert gelir ve herhangi bir çatlak bulamaz isem, karşımdaki toprağa tükürür ve yumuşamasını beklerim; daha sonra da onu yerim. Bu, benim toprağın derinliklerindeki hayat tarzım. Ağaç yaprakları, çürümüş bitki ve hayvan artıklarını çabuk çabuk yiyebilirim. Tabiî ki yalnız çalışmıyorum. Bir futbol sahası büyüklüğündeki fakir bir alanda benimle birlikte 150.000 kadar toprak solucanı yaşar. Zengin çayırlarda ise bu, bir kaç milyon olabilir. Eğer hepimizi tartacak olursanız gerçekten çok şaşıracaksınız, çünkü bir sığırı kıyma hâline getirip bu futbol sahasına yaysan aynı ağırlığı elde edersiniz.

Yaratıcımın verdiği işleri böyle yerine getiriyorum. Gerçek şu ki. bizi önemsiz gibi bile görseniz bizler buradayız ve ALLAH'ın güzel isimlerine toprak altında bile tercüman oluyoruz.

Kaynak

- Werner Gitt K.-H. Vanheiden "If Animals Could Talk"