Sızıntı Arşivi

Ocak 1994 · s. 5 · 3 dakikalık okuma

Birden Çoğa doğru

Arif Sarsılmaz · Doç.Dr. · İnceleme

Ocak 1994 · s. 5 · 702×1019 px tarama
Ocak 1994 · s. 5 · 640×879 px tarama
Ocak 1994 · s. 5 · 688×891 px tarama

BİRDEN ÇOĞA DOĞRU

Canlılar âleminin milyonlarca çeşit türlerinin herbirinde ayrı ayrı sanat inceliklerini temaşa ederken, her nakışta Yaratıcı’nın sonsuz ilmi ve kudretinin tecellilerini görmemek mümkün değil. Tabiata O’nu bulmak niyetiyle bakılırsa, bir tek canlı fertten bile binlerce hikmetli sanat unsurları bulup çıkarabiliriz. Milyonlarca canlının herbiri, sanki ayrı birer ressamın elinden çıkmış farklı tablolar gibi, değişik zenginlikler sergilemesiyle herkes kendine göre değişik manalar çıkarabilir.

Bunun yanında tabiata diğer bir bakış tarzı da tevhid anlayışıyla bütün canlılardaki ortak ilahi prensipleri keşfetme, bütün eserlerdeki aynı mührü gösterme ve böylece vahdete ulaşma olabilir.

Bir olandan binlerce kollara ve dallara ayrılarak çeşitlenme, zenginleşme ve azami iktisat ile en az hacimde en geniş yüzeye sahip olma ve en az malzemeyle en kuvvetli yapıyı teşkil etme, canlılar âleminde gözümüze çarpan temel prensiplerden birkaçıdır.

Dal-budak salarak bir ana gövdeden çok sayıda kolların meydana gelmesi, bitkiler olsun, hayvanlar olsun hepsinde görülen temel bir hususiyettir. Bir ağacın veya bir mısır bitkisinin köklerine baktığımızda bunların önce onlarca, sonra yüzlerce, daha sonra ise binlerce kökçüklere ayrıldığını görebiliriz. Böylece bitki toprağa daha sağlam tutunur, hem erozyon önlenir, hem de dar bir sahadaki en az topraktan su ve mineralleri emebilecek kadar çok geniş bir satıh teşkil edilmiş olur.

Ağaçlar güneş ışığından ve havadan en ideal şekilde istifade edebilmek ve ihtiyacı olduğu besinleri sentezleyebilmek için önce kalın dallara, onlar da daha ince dallara, en nihayetinde yapraklara kadar ayrılır.

Böceklerin solunum organı olan trakeler, gövde yanlarına bir ana eksene bağlı “stigma” adı verilen delikle açılırlar. Bu ana trake ekseninden binlerce dal, böceğin bütün dokuları ve organlarının en ücra köşelerinin içine çatallanarak uzanır ve böceğin solunumu böylece mümkün kılınır.

Bir yusufçuk böceğinin kanadı ince ve nazik fakat son derece esnek, sağlam, hafif, dallanmış borucuklardan yapısının iskeleti teşkil edilir. Böylece uçma hareketlerini rahatça yapabilir.

Akciğerlerimize bir tek bronş olarak giren nefes borusu o kadar ince dallara ayrılır ki, en sondaki küçük kürecikler şeklindeki odacıklar, gözümüzle görülmez hale gelir. Böylece sünger gibi bir yapı gösteren iki akciğerimizden bir tanesini meydana getiren bütün odacıklar açılsa 70-80 m2’lik bir alanı kaplar. Bu kadar geniş bir saha göğsümüze çok ince ölçüler ile yerleştirilerek rahatça solunum yapılması temin edilir.

Kalbimizden çıkan ana atardamar olan aort, dallana dallana bütün organ ve dokularımızın her tarafındaki hücrelerine erişecek şekilde kılcallara ayrılır ve hepsine gıda ve oksijen getirir. Bu kılcal kan damarları dünyanın çevresini üç sefer dolaşacak kadar uzundur.

Beynimizdeki sinir hücrelerinin her birinden 2000 civarında dal (dentrit) çıkarak diğerleriyle haberleşme hattı kurulur. Omuriliği oluşturan binlerce sinir uzantısının herbiri ise, milyonlarca dala ayrılarak vücudumuzun her tarafındaki trilyonlarca hücreden haberdar olacak şekilde bir sinir şebekesi meydana getirilir.

Vücudumuzdaki zehirli artıkları boşaltmak için böbreklere gelen kan damarı (renal arter) bir milyon dala ayrılarak esas süzme işini yapan bowman kapsüllerinin içine girer, böylece bütün kanımız böbreklerden geçerken bu kapsüllerde süzülerek azotlu artıklarından temizlenir.

Kuşların tüyleri tek bir kökten çıkan binlerce dal ve dalcıkların kancalarla birbirine bağlanmasıyla geniş bir uçma yüzeyi meydana getirir

Denizlerin dibinde yaşayan deniz zambakları, deniz şakayıkları, mercanlar, deniz yıldızları, çeşitli yumuşakçalar gibi yavaş hareket eden ve avının peşinde koşamayacak şekilde yaratılmış birçok hayvan, dallanmış kollarıyla veya ağız parçalarıyla büyük miktarda suyun içinden aylarını tutabilme hususiyetlerine sahiptir. Balıkların solungaçları ise, binlerce dallanmış yaprakçıklardan ve bunların üzerindeki daha küçük iplikçiklerden yapılmış olup, çok geniş bir solunum yüzeyi teşkil ederler.

Aynı şekilde barsaklar, dış görünüşüyle çok kısa olduğu halde iç yüzeylerindeki katlanma şeklindeki çıkıntılar ve bunların üzerindeki daha küçük kıvrımlar, çok geniş bir emilme yüzeyi sağlar.

Canlılara ait bu gibi misalleri daha da artırabiliriz.

Öte yandan, cansız dünyaya ait ırmaklar ve volkanik aylar gibi akışkanlar da benzer dallanmalar gösterir. Irmaklar, önlerine gelen engelin iki yanından dolaşarak dallanır ve böylece birikip de yıkıcı bir güç hâsıl etmemiş olur, hem de daha geniş araziyi sulamış olur. Yıldırımlar yeryüzünden bulutlara doğru elektrik deşarj ederken, yalıtkan olan hava tabakaları arasında en kısa yolu bulmak için dallara ayrılır. Böylece daha geniş bir sahada elektrik akımlarıyla, atmosferi zararlı radyasyonlardan koruyan bol miktarda ozon gazı meydana getirilir.

Gerek canlılarda gerek cansızlarda bu dallanma ve çatallanmalardaki hikmet ve ahenk, herşeyde apaçık bir tevhidi göstermiyor mu?

Doç. Dr. Arif SARSILMAZ