Aralık 1988 · s. 433 · 2 dakikalık okuma
Bir Şuurun Gelişmesi

Hayır başka değil, bizim ancak; istiğna köşesinde bulduğu servetini daima gönlünde taşıyan ve gittiği her yere dünyasını da beraber götüren; eşyadan esmaya, esmadan da müsemmaya sıçramasını bilmiş; his ve duygularıyla bir ruh haline gelmiş Cibril yapılı yüce önderlere ve bu önderleri rehber kabul edebilecek kıvam a ulaşmış serdengeçtilere; bir volkan gibi indifa gününü bekleyen alperenlere; ölümü istihkar ile başkasının ölümden kaçmasına bedel ölümün üzerine üzerine giden sahabe ruhlu cengaverlere; bir gölge hatırına ne Sidreye ne de Tubaya bel bağlamayacak kadar hasbi, dünya ve ukba muvazenesini ilahi nurun tayfları arasında dengeleyebilmiş, hırkayı kaftanın altına giyen rütbeli dervişlere ve göz kamaştıran bir vecd ve istiğrakın kıvılcımlarıyla nice gönüllerde sevgi ve muhabbet odunu tutuşturan ve böylece dünyanın nabzını ellerinde tutmayı becerebilen muhabbet fedailerine ve hülasa olarak; cemaatiyle, lideriyle, davalarının ve davaya bağlılıklarının bekaret ve ismeti huri ve gılmanları kıskandıracak kadar nezih ve temiz; ve bunca çözülüşten sonra, yeni bir terkibi muştulayan Mesih soluklulara; vahdet sırrını işaret eden ezel elçilerine ve tek bir cümleyle ifade edecek olu,sak: Hakk’ın ve Rahmetin tebessümünü bir buse gibi ruhunun dudaklarında ürperten gülderenlere ihtiyacımız var...
İstikbale gebe bir mazide ekilen ve şimdi fışkırıp köpürmeye hazır hale gelen tohumlar; içtimai tarihin fonunu çizme vazife ve mesuliyeti daha “elest” canibindeyken kendilerine tevdi edilmiş olan bu bahar çehreli ve kutup nasiyeli talihlileri bekliyor.
Kimdir bu beklenen talihliler? Bunun tesbitini, teker teker fertlerden ziyade, bir içtimai şuur yapacaktır.
İçtimai şuur hal ve istikbalin efendisi olacak bu büyük kurtarıcıları, yanılma payı en asgari ferasetiyle; önce tespit sonra da vakti gelince ve hiçbir talep olmaksızın bu mahrem sırrı ifşa ve ilan edecektir. Zira o, hasır erenlerle, altın sırmalı atlas dokuyanları ve bodrum katında zıplaya zıplaya başı ancak tavana değenlerle, eğilirken başı buluta çarpanları yekdiğerinden tefrik edip ayıracak kadar tecrübeli ve aynı zamanda işinin ehlidir.
Dolayısı ile içtimai şuurumuzun natıkasına düğüm vurulmuş böyle bir zaman ve zeminde, bütün gücümüzle ve ifrata varan bir ölçüde irtibat teminine çalışmak, öyle inanıyorum ki, ok isabetli ve verimli bir hareket tarzı olacaktır.
Hem, vazifeyi yapma ve ilahi cilveye karışmama, en lüzumlu bir ölçü ve ebed kadar yeni bir prensip değil mi? Ve hem, bütün istidat ve kabiliyetleri davasının dert ve gamında mukim ve gönlü sonsuz ufukların daimi mahbesi seçkinler topluluğunun, tutulmuş söz ve yerine getirilmiş vazifeden daha çok haz alabileceği ne olabilir? Hele şahsi füyuzatı dahi bir nevi manevi haz kabul eden ve imkan nispetinde böyle masum bir zevk ten dahi kaçınmayı şiar edinenler için...
Sözü uzatmaya ne hacet. Zaten hüner kendiliğinden ortaya çıkar ve asla gizlenemez. Her göz ay parçasının cilvegahı olmasa bile...
Şemseddin Nuri