Ekim 1992 · s. 14 · 4 dakikalık okuma
Bir Sayhanın Ardından

Ruhumda bir sızı var. Özümde bir sancı var. Izdırabımı dindirmek için ne yapmalıyım? Kalbimde bir hüzün.. vicdanımda bir azap.. his ve duygularımda bir ihtilaç var.. Bu herc ü merci durdurmak, bu azap ikliminin yakıcı ateşini söndürmek için ne yapmalıyım? Aklım ve fikrim perişan. Hayalimin elindeki fağfurdan kadeh kırık ve içindeki mey dökülmüş.
Düşüncemde binbir kaos. Beynimde bir azap sülüğü. Hafızam sönük. Bu bitmişliğin, tükenmişliğin önüne nasıl geçmeliyim.
Birdenbire bir vizyon hadisesini seyreden seyirci gibi kendinden geçti ruhum. Ve şunları gördü o zaman parçasında.
Önce iman dikildi önüme bir melek gibi. Dedi "bütün huzursuzluğunun ilacı, bütün sancılarının merhemi, yaralarını iyileştirecek iksir bende." Sonra bir tül titreşimiyle eridi gitti ve kayboldu. Sonra ihlas doğdu bir ufuktan gönlüme güneş gibi. Işıktan diliyle şöyle dedi: "Bende ızdırabına çare, acılarına ilaç, yaralarına merhem bulabilirsin." Işıktan kadehiyle bana bir parça mânâ tattırdı. Hakikaten lezzetliydi. Ruhum susuz kalmış bir yolcu gibi onun nurundan bir damla emince gözlerini açtı ve gülümsedi. Azmine güç, sabrına destek, ümidine yepyeni bir kaynak bulmuştu. Sonra o da kayboldu aynı ufuktan, aynı çizgiden.. tam onun kaybolduğu noktadan bir peri-sûret belirdi. Endamı güzel, duruşu güzel, bakışı güzel, gamze çakışı güzel. Kimsin dedim ona? "Ümit" dedi. Yolda kalmışlara, çaresizlere, ye'sin labirentlerinde kaybolmuşlara, teselli pınarı arayanlara gün ışığı, hızır eli, âb-ı hayatım ben. Derdine çareyim, ruhundaki acılara ilacım. Kalbindeki ızdıraba teselliyim. Vicdanındaki hafakanlara; "dur" diyen bir hayırhah, bir refikim. "Oh" dedim bütün duygu ve hislerimle. "Oh" dedim yüreğimin en derin noktalarından yükselen bir ferahlayışla. Sevindim, yüzüm güldü. Ruhum neşve ve sevinç çığlıklarıyla hayal dağlarına çıktı. Oralarda haykırdı. Düşünce vadisine koştu. Oralarda türküler söyledi. Sonra o peri-sûret de kayboldu ufukta ufûl eden güneş gibi. Ben yine yalnız kalmıştım. Hüzünlenmiştim. Boynu bükük bir garip olmuştum yeniden. İçimdeki ızdıraplar kafdağı misali bir dertli olarak acılarımla yine başbaşa kalmıştım.
İşte bir başka ufuktan beliren bir başka varlık ortaya çıktı şimdi de. Bu bir temessül gibiydi. Bir bulut içinden çıkıp yavaş yavaş şekil almış ve sonra insanın kalb ve kafasını bir mıknatıs cezbiyle kendine çeken bir temessül abidesiydi sanki. Oldukça kuvvetli bir pehlivanı hatırlatıyordu. Ben daha sormadan o bana söyledi. "Ben azim isimli insanın en çok muhtaç olduğu gücüm. Takati kesilmiş gariplere, ümidine ket vurulan mazluma, ızdırap yıldırımlarına tutulmuş dâvâ erlerine iç potansiyeli, ruh gücü, vicdan dirliğiyim. Hakk'ın kudret isminin bir tecellisi olarak doğarım kalbe. Sonra dalbudak salar gibi büyürüm o iklimde. Binbir kolum, binbir pazum ile onun ruhuna güç veririm. Polat olma yolunda, dayanıklı olma çizgisinde, onun desteği, gücü, kuvveti, diriliş soluğu, öz potansiyeli olurum." dedi. O da kaybolup gitti diğerleri gibi. Doğduğu ufuktan kaybolup gitti. Yaralarımla, dertlerimle beni başbaşa bırakıp gitti. Dertli başımı iki diz kapağıma yerleştirip düşünmeye başladım yeniden. Encamımı düşündüm. Ruhumdaki eninleri düşündüm. Öz vazifemi ifa ettikten sonra millete karşı sorumluluğumu düşündüm. Gençliğe karşı sırtımdaki vebali düşündüm.
Tam bu sırada karşıma hızır misal ak sakallı bir ihtiyar dikildi. "Kimsin" dedim hüzünle. "Sen de bana bazı çareler sunup, kaybolup gidecek misin? Önce ilacımı, iksirimi, merhemimi sunacak sonra yok mu olacaksın ufuktan?" "Ben" dedi sabırım. "Ruhundaki eninleri, kalbindeki feryatları duyana ve onlara çare arayanlara yetişen hızırım. Çaresizler bende bulur ilacı. Yaralılar bende bulur merhem-misal efsunlu iklimi. Dünyanın ızdırap ve çilesine toslamış olan, azap prangasına vurulmuş olanlar bende bulur kurtuluşu, la İlahe illa ente subhaneke inni küntü minezzalimîn' ufkundan onlara eren benim. Ruhlarına genişlik ve huzur üfler, Hakk'a dost olmanın kudsî ikliminde onlara dayanma gücü veririm.
Onlar benim sırlı dünyamda bir lale, bir zambak, bir gül bahçesinde dolaşır gibi nazende salınır, gezer dururlar. Yüzlerinde mutluluğun ışıltısı, gözlerinde sevinç ve huzurun pırıltısı olarak benim ötelerden akseden nurlu ve ışıklı iklimimde. "Dünya gamından geçip, yokluğa kanat açıp, şevk ile her dem uçup, çağırırım, dost dost" diyerek dolaşırlar o altın ve zümrüt yamaçlarımda."
Biliyorum o da çekip gidecek ve beni yalnız bırakacak. Kederlerimle, acılarımla başbaşa bırakıp gidecek o da. Evet işte o da bir buğu ritminde eridi gitti ufuktan. Kederli başımı secdeye koydum ben de. Bir çığlık kopardım o an. Bir sayha kopardım ufuklar dolusu. Gök kapılarını lerzeye getirecek bir inilti kopardım ve şöyle nida ettim Rabbim'e: "Kırgınım, huzurum yok. Izdırabım çok. Mecalsizim, takatim yok.Acılarım yığın yığın. İlâhî yardım et, yardım et!.. Benlik çölüne düştüm. Ene kobrasına yutuldum. Azap çarmıhına gerildim. Çile ikliminde eridim yardım et İlâhî yardım, yardım..! Göklere sığmayan arzularım var. Yerlere sığmayan emellerim var. Çaresizim, acizim, nâçârım, bitkinim İlâhî yardım et, yardım!.. Yalnızım, hastayım, sancılıyım İlâhî bana çeşitli ufuklardan tülû ettirdiğin şu hayırhahlarla huzur ver itminan ver!.." Kurtuluş ver. İşte tam o sırada bir noktadan yayılan tayflar gibi o suretler, gördüğüm şekiller ışıktan kanatlarla ruhuma doğru akıverdiler. İçime bir huzur çağlayanı dolmuş gibi oldum. Çile dinmiş, ızdırap yok olmuş, hafakanlar silinip gitmiş özüme bir bahar nefesi üflenmiş, bir diriliş iklimi soluk vermişti sanki. Huzurun atlastan ikliminde ruhum bir beyaz güvercin gibi kanat çırparken başım secdeye mıhlanmış olmanın hazzıyla kalbimden çağırdığı billur katreleri gözlerimden tohum eken bir bahçıvan gibi toprağa boşaltıyordu. Dirilen ruhumdan ikinci dirilişime bir duâ, bir yakarış, kurtuluşum için kudsî bir intizar olsun diye.