Kasım 1991 · s. 446 · 5 dakikalık okuma
Bir Şair Öğretmenin Şiiri ve Düşündürdükleri
Fatih Bağcıoğlu · Yrd. Doç. Dr. · Edebiyat

ZİLLER ÇALACAK
Zil çalacak... Sizler derslere gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benim için.
Duyacağım evlerden, kırlardan, denizlerden;
Tâ içimden birisi gidecek uça, ese...
Ama ben, ben artık gidemeyeceğim.
Zil çalacak... Siz geminize, treninize gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benim için.
Duyacağım iskelelerden, istasyonlardan bütün;
Tâ içimden birisi koşacak ardınızdan...
Ama ben, ben artık gelemeyeceğim.
Sonra bir gün bir zil çalacak yine,
Hiç kimseler, kimsecikler duymayacak...
Ne sınıflar, ne iskeleler, ne istasyonlar, ne siz...
Tâ içimden birisi kalacak oralarda...
Ben gideceğim.
Yukarıdaki şiir, Galatasaray Lisesi'nden emekliye ayrılan şâir-öğretmen Zeki Ömer Defne'ye aittir. Şâir bu şiirinde en güzel yıllarını verdiği öğretmenlik mesleğinden, çok sevdiği öğrencilerinden ayrılmanın kendisinde bıraktığı acıyı etkili, çarpıcı ve yepyeni bir şekilde dile getiriyor.
Uzun yıllar yaşadığı çevreden ayrılmak insana genellikle hüzün verir. Hele bu çevre insanın sevdiği, gönülden bağlandığı, ayrılmak istemediği bir çevre ise, bu ayrılık daha da zorlaşır. Bu zorluk, bir insanın, kelimelerle anlatamayacağı kadar büyüktür. Ama bu insan başarılı bir şâirse durum değişir. Çünkü başarılı bir şâir kelimeleri en iyi seçen, onları en iyi şekilde kullanan insandır.
İşte, Zeki Ömer Defne Ziller Çalacak şiirinde bunu başarmıştır. Şiir bizi daha ilk beşliğinde hem şiiri şiir yapan sesi, ahengi yakalamasıyla, hem de muhtevasıyla derinden etkiler:
Zil çalacak... Sizler derslere gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benim için,
Duyacağım evlerden, kırlardan, denizlerden;
Tâ içimden birisi gidecek uça, ese...
Ama ben, ben artık gidemeyeceğim.
Zil sesinin Öğretmenin hayatında, diğer insanlardan farklı, apayrı bir yeri vardır. O, yıllarca hayatını bu sese göre tanzim eder. Onunla derse girer, onunla dersten çıkar. Bazen ders verirken öylesine kendinden geçer, öylesine kendisini dersine kaptırır ki, zilin hiç çalmamasını arzu eder. Bazen de bir an önce çalmasını. O ses, onu öğrencilerine kavuşturan, o ses, onu öğretmenler odasına, arkadaşlarının yanına ulaştıran, o ses, ona beş on dakika nefes aldıran, dinlendiren, o ses, yaptığı imtihanları başlatan, o ses, İmtihanları bitiren, o ses, onu tatile götüren bir sestir.
Emekli olan bir öğretmen için zil, bütün bu fonksiyonlarını kaybeder. Zil yine çalar, fakat artık öğretmen derse giremez, öğrencileriyle beraber olmak istediği halde, bu beraberlik imkansızlaşır. Yaşlı Öğretmen uzaklardan, çok uzaklardan, şimdi yaşadığı çok farklı bir çevreden sınıflara koşmak, yine orada ders vermek, yine cıvıl cıvıl öğrencileriyle hemdem olmak arzu eder.
Duyacağım evlerden, kırlardan, denizlerden;
Tâ içimden birisi gidecek uça ese...
Mısraları oldukça enteresandır. Öğretmenin emekli olduktan sonra, belki de çok güzel olan "evlerden, kırlardan, denizlerden" okula, sınıflara, öğrencilerine hem de "uça ese" gitmek istemesi, ondaki yeri hiç bir şeyle, hiç bir güzellikle tam olarak doldurulamayan okul ve Öğrencilerine karşı duyduğu büyük özlemi dile getirir.
İkinci beşlikte ise zil sesi, başka bir ma'nâ ifade eder. Bu zil sesi, iskelelerde gemilerin, istasyonlarda trenlerin hareket saatini haber verir. Büyüyen, okullarını bitiren, hayata atılan öğrencilerinin trenlere, gemilere bindiklerini, yani hayat yolunda İlerlediklerini hayalen gören yaşlı öğretmen, onların ardından koşmayı, onlara bu tehlikelerle dolu hayat yolunda da yardımcı olmayı büyük bir içtenlikle arzu eder:
Zil çalacak...Siz geminize, treninize gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benim için.
Duyacağım iskelelerden. İstasyonlardan bütün;
Tâ içimden birisi koşacak ardınızdan...
Ama ben, ben artık gelemeyeceğim.
Bu mısralarla yaşlı öğretmenin, belki de sadece onun değil, bütün insanların şuur-altında ortaya çıkar: Unutulmak korkusu. Bir öğretmen sadece okuyan öğrencileri tarafından değil, okulunu bitirmiş, mezun olmuş, hayata atılmış öğrencileri tarafından da unutulmamasını, hatırlanmasını, sevilip sayılmasını, onlarla beraber olmayı ister.
Ama bu her öğretmene nasip olacak bir şey değildir. Ancak ideal öğretmenler, öğrencilerinin kafalarıyla birlikte kalplerini, gönüllerini fetheden, onlara ebediyet şuurunu aşılayan öğretmenler unutulmazlar. Yoksa her şeyi unutturan zaman, öğretmeni de unutturur.
Son beşlikte ise zil sesi, yaşlı öğretmenin ölümünü haber verir. Zavallı yaşlı öğretmen bütün Öğrencileri tarafından unutulur. Bir köşede yapayalnız ölür. Onun ölümünü "hiç kimseler, kimsecikler" duymaz:
Sonra bir gün bir zil çalacak yine, Hiç kimseler, kimsecikler duymayacak...
Ne sınıflar, ne iskeleler, ne istasyonlar, ne siz... :
Yaşlı Öğretmen çok trajik bir şekilde dünyadan ayrılır, başka bir âleme göç eder, fakat “tâ içinden birisi," hayalleri, düşünceleri, sevgileri, arzuları bu dünyada kalır:
Tâ içimden birisi kalacak oralarda...
Ben gideceğim.
Son beşlikte şairin emeklilikle birlikte yaşlılık ve ölüm duygularına gitmesi dikkat çekicidir. Eli, ayağı tutan, işini rahatlıkla yapabilecek, belki de engin tecrübesi ve birikimiyle ülkesine daha faydalı olabilecek insanların emekli edilmesi veya emekliliğe teşvik edilmesi, bu insanları atalete, bedbinliğe ve menfi bir hayata bakış tarzına götürür. Yıllarca içinde yaşadığı canlı, hareketli ortamdan ayrılan ve artık hiç bir işe yaramadığı düşüncesine kapılan bu insanlar, ümitsizliğe kapılıp, ölümlerini bekler bir hale gelirler. Hele hele bu insanların dinî hisleri zayıf, öte duyguları kuvvetli değilse kendilerini hayatlarının sonbaharında hissedip birden yıkılırlar, daha ölmeden ölürler. Bu nitelikleri taşıyan bütün öğretmenler veya bütün insanların durumu birbirinden pek farklı değildir. Meselâ, Yahya Kemal hayatının son yıllarında öğrencileri ve sevenleri tarafından hiç unutulmasa bile, sevdiklerinin bu dünyadan birer birer göçüp gitmesi karşısında menfi ve bedbin bir hayata bakış tarzına sahip olmuştur. Yaşlılık devresinde yazdığı şiirlerinde bu, açık bir şekilde görülür. Duyuş ve Düşünüş adlı şiiri bunun tipik bir örneğini teşkil eder:
Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer,
Ay geçmiyor ki almıyayım gamlı bir haber
Kalbim zaman zaman bu haberlerle burkulu:
Zihnim düşünceden dağınık, gözlerim dolu.
.........
hiç durmadan hayat öğütür bu çark
Ölmek sırayladır; sıralanmakta varsa fark!
İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri
Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri
Evet "ilmin derin görüşleri" ve "aklın hükümleri" bu konuda insanı pek tatmin etmez. İşte bu yüzdendir ki öğretmen, sadece ilmin ve aklın değil, "sırlar âleminin aşılmaz şahikalarından, sızıp sızıp gelen manâların ve varlık alemindeki sezilmez infiallerin" de sesi ve sözüdür. Ve böyle öğretmenler sayesindedir ki fertler ve toplumlar "bulutlar gibi yükselir ve rahmet olarak yere iner." Yine, ancak böyle öğretmenleri zaman aşındıramaz, büyük sosyal çalkalanmalar bile unutturamaz.
Ne mutlu zamanın aşındıramadığı, unutturamadığı, ümitsizliğe sevk edemediği, son anma kadar umut dolu, muştular dolu öğretmenlere! Ne mutlu hayatları boyunca gül yetiştiren bu ümit tomurcuklarına!