Sızıntı Arşivi

Eylül 1987 · s. 2 · 3 dakikalık okuma

Bir Devre Daha Kapanırken

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

ey87-2.jpg

Upuzun bir kuraklaşma ve çölleşmeden sonra tatlı tatlı bahar rüzgarlarının esip yamaçlarımızın yeşermeye başladığı, yıllardan beri kanlı bir kâbus gibi üstümüze çöken zulmetlerin bir bir dağılıp gitmeye yüz tuttuğu ve artık peşipeşine şafak emarelerinin göz kırpıp geçtiği şu günlerde, şimdiye dek ehemmiyet verip yaptıklarımızla, önemsemeyip kulakardı etdiğimiz şeyler açısından durumumuzun tetkikinde yarar olacağı kanaatindeyiz.

Evet, bugüne kadar aşılan engebelerle, aşılması gerekli olan maniaları; halledilmiş problemlerle, çözüm bekleyen müşkilleri; tedavi ve mualeceye cevap veren hastalıklarla çaresiz görünen dertleri.. bütün gayretleri ve bütün himmetleri; bilumum sebebleri ve topyekûn neticeleri inceden inceye gözden geçirerek ruh ve irade gücümüzün, inanç ve azmimizin, iç derinliği ve Kudreti Sonsuz'la münasebetimizin derecesini anlamaya çalışmalıyız; çalışmalıyız ki, böyle bir iç dinamizmle daha neler yapılabileceğini açık-seçik müşahede ederek ileriye dönük kararlarımızda daha isabetli olabilelim.

Yoksa, sahib olduğumuz inanç gücü, bilgi-düşünce derinliği, azim ve irade kuvvetiyle, sorumluluk ve mükellefiyetlerimiz arasında gerekli dengenin mevcut olup olmadığı, yâni "tenâsüb-ü illiyyet" prensibine göre, yapılacak işlerle, o işlere yetecek enerjiye sahib bulunup bulunmadığımız bilinmezse, muvaffakiyet beklediğimiz noktalarda çok defa hezimete uğrar ve beklenmedik inkisarlardan belimizi doğrultamayız. Böyle bir duruma düşünce de ekseriyet itibariyle, kaderin tenkid edilmesi, "atf-ı cürm"lerle şahısların karalanması, hizmet elemanlarının birbirini yıpratması gibi musibeti ikileştiren hususlar eksik olmaz.

Yapılacak işlerle, ona yetecek enerjide denge prensibi, değişmeyen ilâhi bir kanundur ve bu kanunun istisnası yoktur. Ara-sıra fevkalâdeden zuhur eden inayetler, Hakk'ın fevkalâdeden lütufları cümlesindendir ve katiyyen mükelleflerin davranışlarına esas değillerdir. Sebebler dairesi içinde ve irademizin "söz konusu" olduğu yerde, iradeye sırt çevirip sebebleri kulakardı etmek apaçık bir cebrîlik; varlığı ve bekâsı çok ince hesaplara bağlı bir kısım önemli işleri avâmi projelerle ele almak ise düpedüz bir divaneliktir.

Bilhassa günümüzde çok önemsiz meselelerde dahi, çok dakik fizibilite hesaplanna duyulan ihtiyaç ve gösterilen ihtimam düşünülünce, dünyanın en önemli meselelerinden daha önemli olan ve tarih boyunca peygamberlerle temsil edilen âlemşümûl bir davanın rastlantılarla, amatörce gayretlerle yürütülemiyeceği hemen anlaşılacaktır.

Böyle bir dava, bilgili, kültürlü, yaşadığı devri idrâk etmiş, ruh dünyası sonsuzdan gelen ışıklarla pırıl prıl, güç ve kuvvetini Yaratıcının iradesiyle bütünleşmede arayan, kafa ve kalb izdivacına muvaffak olmuş nesillerle temsil edildiği ölçüde ümit verici ve istikbâl va'dedici olacaktır. Aksine, binbir zahmetle ve birer birer elde edilen şeyler, toptan yıkılıp gidecek; yıkılıp giderken de arkadakilerin inanç ve ümitlerini de beraber götürecektir.

Bugün dünyamızda, oldukça çaplı sayılabilecek bir varoluş kavgasının verildiği; bir ölçüde cehaletin kısmen yenildiği; yararlı bir kısım düşünce sistemlerinin geliştirildiği ve bu sistemlerin azimli, kararlı takipçilerinin bulunduğu, eğer bizim dünyamız için de geçerliyse, bir rönesansa temel teşkîl edebilecek ilmî materyal, düşünce birikimi, kültür ve san'at faaliyetlerinin ümit verici ve sevindirici bir noktaya ulaşmış olduğu; bugüne kadar durmadan alternatifsizliğiyle övünen küfür ve ilhadın fikir planında bütün bütün iflas ettiği; mukallid ve gezginci ruhların, düşünce dilenciliğinden vazgeçip kendi dünyalarına seyahata karar verdikleri birer gerçektir ve bu millete hizmeti vazife bilenlerin başarı hanelerine kaydedilmesi gerekli olan önemli hadiselerdendir.

Ne varki bütün bunlar, dünyalardan daha ağır bir ulu düşünceyi tahakkuk etdirmede, yapılması gerekli olan şeylerin sadece bir kısmını teşkîl etmektedir. Gerçek güç ve ters-yüz edilmez kuvvete gelince o, fikir urbasına bürünmüş hertürlü heva ve hevesten sıyrılarak hak düşüncesiyle bütünleşmekte; her yeni teşebbüste şahsî arzu ve isteklerimizi bir tarafa iterek Hakk'ın hoşnutluğunu esas almakda; bilumum yetersiz ve tutarsız davranışlarımızın çehresinde Kudreti Sonsuz'un başdöndürücü irade ve iktidarını müşahede ederek, nefsânîlik, kendi kendimizi putlaştırma, Hakk'ın icraatında kendimize bir pay ayırma gibi şirklerden uzaklaşarak "mülk senin, sikkeyi basan sensin; hüküm de sana aiddir!" gibi yüksek idrâk ve nezîh bir anlayışta aranmalıdır.

SIZINTI