Sızıntı Arşivi

Ekim 1992 · s. 11 · 11 dakikalık okuma

Bilim Hileleri

M. Sami Polatöz · Dr. · İnceleme

ekm92

20. Asırda bilim ve teknolojide meydana gelen büyük patlama, sosyal hayat üzerinde de önemli tesirler meydana getirmiş, insanların hayatlarını da büyük ölçüde değiştirmiştir. Bilimin bir meyvesi olan teknolojinin harikalıkları, bir yandan insan hayatını kolaylaştırırken diğer yandan da yeni yeni düşünce sistemlerinin gelişmesine öncü olmuştur. Bu düşünce sistemleri içerisinde ise bilime önemli bir yer ayrılmış, onun tartışılmaz üstünlüğü kabul edilmiş ve insan hayatına yön verecek tek güç olduğu üzerinde durulmuştur. Bu yazımızda, bilimin içinden birisi olarak, bilimin işleyiş mekanizmasını, bulunanları kontrol etme yöntemlerini ve bilim ahlakını İncelemeye çalışacak bu konuda bazı ipuçları vereceğiz. Bilimin insanlara bîr hayat nizamı olarak empoze edilip edilemeyeceği konusu ise daha önce işlenmişti (1).

Bilimdeki ilerlemelerin kitlelere yaygınlaştırılabilmesi, en azından halkın çok kabaca ne olup bittiğini öğrenebilmesi için bilim adamlarının yaptıkları çalışmaların tercümeye ihtiyacı vardır. Çünkü bilim adamlarının kendi aralarında kullandıkları teknik terim ve tabirlerin o branştan olmayan birisi tarafından anlaşılabilmesi hemen hemen İmkansız gibidir. Bu itibarla bilimin basitleştirilmesi ve normal kimselere aktarılabilmesi için (vulgarizasyon) sathî bilim bilgisine sahip bir geçiş grubuna ihtiyaç vardır. Bu grubun halka bilimi aktarırken çok dikkatli olması ve onu bir tabu olarak göstermemesi gerekmektedir. Bilim adamlarının labaratuarlarda, bilgisayar başında veya teorik çalışmalarında ter dökerek, her an kendi acziyetlerini anlayarak yaptıkları çalışmaların insanlara tek doğru ve tartışmasız gerçek olarak gösterilmemesi gerekmektedir. Çünkü zaten bilim adamı problemi çok basite indirgemekte ve ondan sonra ancak çözebilmektedir. Biraz karmaşık problemlerle senelerce uğraşmış ve hiçbir sonuç elde edememiş bilim adamları çoktur. Dolayısıyla bilim enaniyeti diyebileceğimiz davranışlar daha çok bilim adamı grubundan değil, bu bilgileri halka aktaran kimseler tarafından gösterilmektedir. Bu yazımızda bilimi yanlış aksettirebilen bu grup üzerinde de durmayacak, daha çok bilimin kendi içerisinden olan bilim adamları ile ilgili problemler ele alınacak, bilimin kontrol mekanizması ve güvenilirliği üzerinde duracağız.

Evet, bilime en büyük darbeyi de bilimin içerisindekiler indirmektedir. Bilimi basitleştirerek halka aktaran ikinci grubun hatalarını tashih etmek, kaynağa inerek her zaman mümkündür. Ama bilime içeriden vurulan bir darbeye karşı bilim çoğu zaman savunmasızdır veyahut hatayı düzeltmesi uzun zaman almaktadır. Herşeyden önce bilim adamlarının da herkes gibi İnsan olduğu ve insanlara ait hata ve davranış bozukluklarından arınmamış olduklarını kabul etmek doğru bir yaklaşım olacaktır. Bilim adamlarının içinde bulundukları psikoloji iyi bilinmeli, davranışları ona göre tahlil edilmelidir. Bilim adamı bu mesleği seçmekle büyük bir rekabetin İçerisine ister istemez girmiş olur. Kendisini ispatlaması, binlerce çok kapasiteli kişinin içinden sıyrılması son derece zordur. Kimsenin yapmadığı veya yapamadığı bir konuya el atması ve küçük-büyük bir yenilik getirmesi gerekmektedir. Bilimsel çalışmalarını devam ettirebilmesi için bilime ayrılmış devlet bütçesinden pay alması veya endüstri tarafından desteklenmesi şarttır. Bilhassa Amerikan üniversitelerinde, üniversiteye para getiren kişi en itibarlı kişidir. Ama paranın elde edilebilmesi de çok şiddetli rekabete dayanmaktadır. İşte bu ağır şartlar altında çalışan bilim adamlarının bir kısmı ister istemez bazı davranış bozuklukları göstermektedir. Hemen ihtar edelim, bu davranış bozuklukları herkese mâl edilmemelidir. Çünkü büyük bir dürüstlükle çalışan ve bulduğu sonuçları hiç değiştirmeden aktaran bilim adamı sayısı hayli fazladır. Bilim hileleri adı altında toplayabileceğimiz bu davranış bozuklukları çeşit çeşittir. En şiddetlisi ise masa başında deney sonucu imal etme, bilgisayar kullanmadan sonuçlar elde etme veya hepsinde olmasa bile bir kısım bilimsel verilerde tahrifat ve düzenleme yapma, istenmeyen sonuçları saklamadır. İkinci sırada ise başkasının yaptığı bir çalışmayı kendi çalışması olarak gösterme gelebilir. Daha sonra ise hiç katkısı olmadan bir bilimsel çalışmaya kendini ortak etme veya araştırma grubunda olduğu halde çalışmanın takdiminde kişinin dışarıda bırakılması gibi davranışlar gelir. Bu gibi davranışlarda kötü niyet söz konusudur. Hatalı sonuçlara yol açan bazı iyi niyetli davranışlar ise şunlardır: Bulduğu sonuçlar doğru olduğu halde bunları bilmeyerek yanlış yorumlamak veya gözden kaçan bazı hatalardan dolayı sonuçların yanlış çıkması gibi hadiselerdir. İyi niyetli hatalarla ilgili çok fazla örnek bilimsel dergilerde "Errata", "Corrigandum" başlıkları altında bulunabilir. Bu tip hatalan da burada incelemeyeceğiz. Önce masa başında üretilen sahte bilimsel verilere örnekler verelim: Virginia Joumel of Science'da çıkan bir makale (2) ile ilgili, yazarlardan G. H. Lacy derginin daha sonraki bir sayısında şöyle bir itirafta bulunuyordu: "Bu makalenin temelini oluşturan verilerden bazıları eksik ve sahtedir." Teknik olarak nerelerde sahtekarlık olduğunu açıkladıktan sonra sözünü şöyle bitiriyordu: "Virginia Bilim Akademisi üyelerinden, bu derginin okuyucularından, Virginia Bilim Akademisinin 21-24 Mayıs 1991'de Virginia Tech'de toplanan 69. Yıllık Sempozyumu'na katılanlardan bu hileli bilgilerin basımından ötürü özür dilerim"

Başka bir vakaya ise dünyaca meşhur MİT Üniversitesinin laboratuarlarında doktora sonrası araştırmalar yapan Margot O'Toole şahit oluyordu (3). 1986'da Imanishi-Kari Mıt'in Whiteheod Enstitü Müdürü David Baltimore ile "Celi" dergisinde bir bilimsel makale yayınladı. Makale bir fare tarafından üretilen anti-body Merin diğer bir fare tarafından taklid edilebileceğini İddia ediyordu. O'Toole daha sonra kaza eseri Imanishi-Kari'nin labaratuar notlarını gördü ve ciddi tutarsızlıklar olduğunu müşahede etti. Şüplerini Imanishi-Kari'ye, daha sonra ise Baltimore ve MİT yetkililerine rapor etti. Baltimore iddialarını reddederek O'Toole'yi hoşnutsuz bir araştırmacı olarak nitelendirdi. Aniden O'Toole yalnız bırakıldı ve işini de kaybetti. Başka bir iş de bulamayarak kardeşinin şirketinde sekreterlik yapmak zorunda kaldı.

O'Toole'nin başına gelenler aslında bütün kontrol noktalarında bilimin sözde kontrol mekanizmasının nasıl çöktüğünü çok iyi gösteriyordu. Dünyanın en seçkin bilim adamlarından olan David Baltimore'm bir makalesinde en ufak bir karanlık noktanın bile olabileceği hususu makaleyi denetleyenlerin hiçbirinin hayalinden bile geçmemişti. Aynı konuda çalışan bilim adamları sahte sonuçları tekrar üretebilmek İçin sayılamayacak miktarda para ve zaman harcadılar. En sonunda Tufts Üniversitesi, MİT ve NIH (Millî Sağlık Enstitüsü)'den bazı denetleyiciler âdet yerini bulsun kabilinden O'Toole'nin suçlamalarına baktılar. Hakikat sonunda çıkarılabildi. Ama David Baltimore hala ısrar ediyor ve kendisini tenkid edenleri ne söylediğini bilmeyenler olarak tasvir ediyordu. Suçlamaları reddetmek için profesör arkadaşları arasında bir imza kampanyası bile başlattı. Gizli servisin Imanishi-Kari'nin labaratuar notlarını elde etmesi ile bu bilim skandalı açığa çıktı. Baltimore makalesini geri çekip O'Toole'den yarım ağızlı bile olsa özür dilemek zorunda kaldı. Ama bu olay O'Tooie'nin 5 yıl bilimsel çalışmalardan uzak kalmasına sebep olmuştu.

Başka bir mağduriyet ise Robert Sprague'nun başına gelmişti (3). 1982'de Illinois Üniversitesinde iken birlikte çalışmış olduğu yakın arkadaşı Stephan Breuning hakkında NIMH (Millî Akıl Sağlığı Enstitüsü)'ne uzun bir mektup yazıp arkadaşının verilerde değişiklik yaptığını iddia etti. Pittsburgh Üniversitesinde psikolojisi olan Breunnig, kafasını duvara vurma âdetinde olan aklî dengesi bozuk bir grup çocuk üzerinde ilaç çalışması yapıyordu. Bu çocuklar neuroleptiks ile sakinleştirilmeye çalışılıyordu. Fakat bu ilacın kötü bir yan etkisi vardı; ihtiyar haricî spazmlara(kol hareketleri, dil sarkmaları gibi) sebep oluyordu. 80-82 arasında yaptığı deneyler bu ilaçların tedaviden çok ,zarar verdiğini ortaya koydu ve Ritalin vb. gibi münakaşalı uyarıcıların bu vahşi davranışları daha iyi kontrol ettiği ve daha az yan tesiri olduğunu gösterdi. Meslektaşları bu çalışmayı överek bir sağlık politikası oluşmasına sebep oldular.

Fakat Sporague sonuçların fazlası ile mükemmel gözükmesinden şüphelendi. NIMH'a üç değişik hile vakasını rapor ettikten sonra hızlı bir karşılık verileceğini ümit ediyordu. Karşılık hızlı idi ama yönü çok farklı idi: 17 yıldır kendisini destekleyen kuruluş araştırma parasını aniden kesmişti. Ortaya çıkan anlaşmazlık çok yavaş şekilde 3 yıl sonra oluşturulan bir NIMH paneli ile çözümleniyordu. Suçlamaların ötesinde durum çok daha ciddi İdi. Breuning bütün çalışmasını masa başında imal etmişti. Pittsburg Üniversitesi 163 bin dolarlık federal tahsisatı geri ödemeye zorlanıyor ve Breuning tıbbî çalışmaları yanlış yöne sevketmek suçu ile mahkemeye veriliyordu.

Bu ve benzeri davranışlarda bulunanları cesaretlendiren en önemli faktör bilimin kontrol mekanizmalarının zayıf olmasıdır. Bilhassa Amerika'da bilim, üniversite dışından temin edilen araştırma paralan üzerinde dönmektedir. Bu araştırma paralarını veren kuruluşlar bir hile ihbarı aldıkları zaman üniversiteye bu olayı incelemesini teklif ederler. Bu desteğe çok muhtaç olan üniversiteler ise parayı geri ödememek İçin genellikle hadiseyi örtbas etme yolunu seçerler. Diğer bir arıza ise bilim toplumunda da tepedekileri daha da güçlendiren bîr patronlar sisteminin ortaya çıkmasıdır. Bir taraftan bunlar, kendilerine eşdeğer bilim adamları ile haberleşmek için sempozyumlara, toplantılara katılırken diğer yandan altında çalıştırdıkları araştırmacılar, ağır labaratuar veya bilgisayar yükü altında inim inim inlemektedir. Nadiren bu bilim yıldızlan deneyler ve bilgisayar çalışmalarına şahit olmakta, bu ise hataları artırmaktadır. Ama bu hatalar çoğunlukla bu bilim yıldızlarının meşhur kimlikleri arkasında gizlenmektedir. Bu tanınmış şahsiyetler dergilerin bilimsel politikalarına yön vermekte, kendi araştırmalarını referans olarak başkalarının araştırmalarını değerlendirmektedir. En masum olarak yaptıkları ise kabul edecekleri makaleler için makale sahibinden kendi makalelerine referans vermelerini istemeleridir. Böylece popülariteleri bir kat daha artmaktadır.

ekm92

Çok uzun bilgisayar programlarına ihtiyaç duyan veya çok pahalı aletlerle yapılan deneylerin başkaları tarafından tekrar edilmesi son derece güçleşmekte, bilimin kontrol mekanizması bu noktalarda âdeta durmaktadır. Çünkü başkasının yaptığı çalışmayı tekrarlamak kimseye bir kazanç sağlamamaktadır. Ne bunun için bir para tahsis edilmekte, ne de böyle bir davranış takdir görmektedir.

Yanlış aktarma daha yaygın olmasına rağmen dökümante edilememektedir. Federal araştırma tahsisatının büyük bölümünü dağıtan 9 milyar dolar bütçeli ve 100 bin bilim adamını destekleyen Millî Sağlık Enstitüsü (NIH) ve 2.6 milyar dolar bütçeli Millî Bilim Kurulu (NSF) hile ile ilgili hiçbir istatistik tutmamaktadır. NSF yetkilisi Donald Buzzeli'ye göre 1991'de NSF'nin verdiği 18 bin tahsisattan sadece 52 tanesi için sahte veri kuruma rapor edildi.

Fakat bilim adamları kendileri gerçek sahtekarlığın daha büyük boyutta olduğunu söylüyorlar. Bilimin ilerlemesinde Amerikan Birliği (AAAS) kurumunun 1991 kasımında 1500 bilim adamını kapsayan araştırmasında, fikirleri alınanların dörtte birinden fazlası uydurma, yanlış aktarma ve hırsızlık gibi hadiselere son on yıl içinde şahid olduklarını söylüyorlar. Birçok hile iddiasını inceleyen NIH yetkilisi Walter Stewart şöyle diyor: "Çok kuvvetli delilim olmamakla birlikte, problemin son 5 yılda çok fazla arttığı kanaatindeyim. Dürüst olmak gerektiğine dair olan profesyonel konsensüs çökmüştür. Bilim gerçeği keşfetmektir. Eğer bu gibi hadiseler affedilirse bir hastalık gibi yayılır ve bütün sistemi enfekte eder."

Başkasının yaptığı bir çalışmayı sahiplenme ile ilgili şu meşhur örnek verilebilir (3). Konu AİDS virüsünü kimin ilk önce izole ettiğine dair NIH'ın süper yıldızlarından Robert Gallo ve Paris Pastör Enstitüsünden Luc Montagnier arasındaki tartışma idi. Bu tartışma Amerikan ve Fransız hükümetlerini karşı karşıya getirmiş işe politik bir boyutta katmıştı. 1985'de Gallo'nun bulduğu AIDS virüsü aslında kendisine 1983'de Montagnier tarafından gönderilmişti. Buna rağmen hadise 1989'a kadar kapalı kaldı. Bu tarihte Chicago Tribüne, Robert Gallo'yu teşhir eden bir makale yayın layınca federal araştırıcılar olanlarla daha yakından ilgilenmeye başladılar. NIH içerisinde oluşturulan bir bilim paneli Gallo'yu entellektüel dikkatsizliğin en üst derecesi ile suçladı. Panel üyeleri Gallo'yu bir Fransız tarafından gönderilen AIDS virüsünü yetiştirip incelediğini saklama suçu ile tenkid ettiler. Gallo ayrıca yalan yere yemin ve patent hilesi gibi suçlarla federal soruşturmaya maruz kaldı.

Yukarıda birkaç örneğin; ancak verebildiğimiz bilim hileleri acaba son zamanlarda mı yaygınlaşmıştır? Batı biliminin ilk çıktığı sıralarda ve sonraları bu tip hadiseler olmuyor muydu? Sorunun cevabı tarih şeridini bir daha gözden geçirmekle kolayca bulunabilir (3). Modern bilim metodunun kurucusu olduğu iddia edilen Galileo'nun* (1564-1642) bahsettiği deneylerin tekrarlanması o kadar zordu ki sonunda o deneyleri yaptığına dair ciddi şüpheler uyandı. Modern astronominin babası olduğu iddia edilen Kepler (1571-1630) gezegenlerin dairesel değil eliptik yörüngelerde dolaştığı tezini desteklemek için hesaplamalarında tahrifat yaptı. Newton (1642-1727) kendi evrensel çekim teorisini desteklemek için rakamlar üzerinde oynamalar yaptı. Bilim adamları teorisini desteklemek için ses hızında değişiklik yaptığını söylüyorlar. 19. yüzyılın büyük kimyageri John Dalton'un 1804-1805'de yaptığı deneylerin sonuçlarını bir daha kimse elde edemedi. Deney sonuçlarında hile yaptığı kabul ediliyor. Modern Genetiğin kurucusu olan Gregor Mendel'in (aynı zamanda bir papaz) deney sonuçları o kadar mükemmeldi ki araştırmacılar daha sonra sonuçlarda değişiklik yapıldığını farkettiler. Robert' Millikan 1923'de elektron'un elektrik yükünü ölçerek Nobel ödülünü kazandı. Bilim adamları daha sonra Millikarı'ın 1910-1913 arasında aynı konudaki diğer bir araştırmanın sonuçlarını, iyi olmadığı için sakladığını keşfettiler. Tarihteki en büyük bilim skandallarından birisi de Piltdown adamıdır. 1908'de çıkarılan ve Maymun ve insanlar arasındaki zinciri tamamlayan halka olduğu iddia edilen kafatasının, sahte olduğu ve bir maymunun çenesine, insan kafatasının eklendiği ve kemiklerin kimyevî olarak eski görüntüsü verildiği ancak 1950'de ortaya çıkarılabildi. Önde gelen bir İngiliz psikolojisti Sir Cyril Burt kendi, zeka ile kalıtım arasındaki ilişkiyi izah eden Bogus teorisini desteklemek için 1940'dan 1966'ya kadar veri imal etti. 1980'de Harward'da bir kalp araştırmacısı olan John Darsee kalp hastalığı ile ilgili 100 bilimsel yayınının temelini teşkil eden veriler üzerinde tahrifat yaptı. İşin ilginç yanı bu bilimsel makalelerde 47 değişik kimse ile beraber çalıştı ve hiçbirisi hile olduğunu rapor etmedi.

Bilim hilelerine karşı yavaş da olsa tedbirler alınmaya başlandı. NIH'ın bünyesindeki OSI (Bilim Bütünlüğü Ofisi) üye sayısını 19'dan 28'e çıkarmış ve tarafsızlığını korumak için bağımsız bir ünite olmuştur. NSF yanlış bilgilendirme ile ilgili daha sert tedbirler almaya başlamıştır. 22 üyeli Washington DC'deki Millî Bilim Akademisi (NAS) 2 yıldan fazla süre çalışarak, nasıl daha iyi bir bilim aktarımı yapılabileceği yolundaki prensipleri çıkarmıştır. NIH aynı zamanda Master-Doktora öğrencileri için ahlâkî dersleri mecburi tutmaktadır. MİT'de program hazırlayıcılarından Stephanie Bird şöyle diyor: "Biz genç bilim adamlarının ahlâkî değerleri labaratuarlarda kendiliğinden kazanacakları yanlış kanaati ile hareket ettik. Artık ahlâkî değerlerin açıktan telaffuz edilmesi gerektiği kanaatindeyiz." Harward ve Dortmouth gibi diğer okullar benzer ahlâkî derslere şu anda sahipler. Görülüyor ki alınan tedbirler problemler' çözmekten çok uzak. Kişi labaratuarda bilgisayar başında menfaatleri ve gerçekler arasında tercih yapmaya zorlanınca, kendisini sürekli gören ve birgün hesaba çekecek birisi olduğu inancını taşımıyorsa, büyük ihtimalle menfaatlerini tercih edecektir.

ekm92

Batının yukarıda bahsettiğimiz bilim hilelerinden çok daha büyük ve korkunç bir günahı vardır. O da, modern, deneysel, sistematik bilimi bizzat kendisinden öğrendiği koca İslam medeniyetini ve bilime olan katkılarını örtbas etmesi ve kendine mâl etmesidir. Batılılar tarafından yazılmış bilim tarihi kitaplarının hemen hepsi ya İslâm biliminden hiç bahsetmez veya bahsederse de onları bir tercüman gibi gösterme gayretine kapılır. Bu büyük haksızlığı yapanlardan sözünü ettiğimiz bilim hilelerini yapmaları her zaman beklenebilir. Geleceğin aydınlık bilim adamları çalışma yaparken yalnızca Yaratıcı'nın kurduğu sistemi ve nizamı araştıracak, bulduğu sonuçlarda değişiklik yaparak insanların vakitlerini zayi edip aldatmayacaktır.

* Modem bilim metodlarının kurucusu aslında El Birûnî'dir.

KAYNAKLAR

1- İlim ve Bilim. T.Ö.V Yayınları, İzmir 1992

2- Antonov L. S. ve Lacy G. H., Virginia Journal of Science 42 (2)= 244, 1991

3- Marsa L, Omni, Haziran 1992