Sızıntı Arşivi

Eylül 1995 · s. 351 · 8 dakikalık okuma

Batı'da Irkçılık Ve Medya

Yusuf Alan · Sosyoloji

Farkına varılsa da varılmasa da medyada bazı ke­simler, etnik özellikleri veya inançları yüzünden hor görülüyor. Peşin hükümler, ayrımcılık, ırkçılık, tez­vir ve tahkirlerin ardı arkası kesilmiyor. Yanlış eğitim siste­mi yüzünden düşünmesini öğrenemeyen ve medyanın kasıt­lı yayınlarının büyüsünden kur­tulamayan masum halk, her şeye rağmen, kolektif bir şu­urdan istifade ederek sağduyu sahibi olmak istiyor. Halkın bu sağduyuya daha çabuk ulaş­ması; gazetecilerin, TV programcılarının, sanatçıların ve eğitimcilerin dengesizliklere kar­şı tavır almalarına, üsluplarına dikkat etmelerine, bir toplu­mun zihin ve gönüllerini şekil­lendirdiklerinin şuuruyla daha hassas ve öz eleştiriye açık olmalarına bağlı.

Fertlerin iletişim ve aksi­yon şuuruna ermeleri için her türlü görüşü pasifçe kalbe mi­safir etmemeleri, aksine tetkik alışkanlığıyla medyanın sunduklarına karşı şu tür soruları sormaları gerekir:

—Niçin özellikle bu konu­nun haber değeri var?

—Niçin bu konu bu kadar çok (veya az) dikkat çekiyor?

—Bu konu veya bu keli­me, basmakalıp düşüncelere veya peşin hükümlere meydan mı okuyor, yoksa onları destekliyor mu?

— Görüş beyan edenler kimler? Kimlerin fikirlerini açıklamasına manî olunuyor?

—Kimin çıkarları korunu­yor?

— Kimin görüş açısından bu haber verilmiş?

Bu soruları sormasını öğ­renen halk, “saf gazete okuru veya TV seyircisi olmaktan kurtulacaktır. Cevaplarını bulmasını öğrendiklerinde ise, toplumun kaderine yön veren insanların ister istemez ken­dilerine çeki düzen verdikleri görülecektir.

MEDYANIN ROLÜ

Medya, etnik hâdiselerin yorumlanmasında ideolojik bir çerçeve sunar. Bu çerçeve azınlık gruplarına karşı beslenen peşin hükümleri veya yürü­tülen ayrımcılık faaliyetlerini meşrulaştırır. “Gazetede oku­dum”, “Radyoda söylediler”, “Her gün televizyonda gösteriyorlar” gibi cümleler tartışmalarda birer delil olarak kul­lanılmaya başlanır. Fertlerin sosyalleşme süreçlerinde ve tahsil hayatlarında edindikleri peşin hükümler, medya tara­fından sürekli olarak gündem­de tutularak iyice işlenir. Bu katı sosyal normlar, tekrar tek­rar formüle edilerek yeni du­rum ve hâdiselere uygulanır. Haberler, makaleler. TV prog­ramları, romanlar ve filmler azınlık gruplarının olumsuz yön­lerini “ispatlar” dururlar.

Batı ülkelerindeki elitler, çoğunlukla “beyaz” Avrupalı insanlardır. Hemen hemen bütün üst kademeler ve “kültürel üretimi” temin eden mevkiler bu insanların elindedir. Yani toplum üzerindeki hâkimiyet­leri son derece organizeli ve ikna edici derecede meşrulaş­mış gözükmektedir. Beyaz elit­ler, etnik azınlıklara ait ide­olojik tarif, tasvir ve temsillerin muhteva ve yapısını kontrol ederler, yani eğitim ve med­yayı kullanarak arzu ettikleri ta­nımlan yaparlar. Bu durumda fertler, sadece bu “liberal” ve “resmî” medyayı takip etmekle yetinirlerse, peşin hükümlerin­den ölünceye kadar kurtula­mazlar. Bu insanlar, liberal medyanın “radikal” damgasını vurduğu medyayı, azınlıkların kontrolündeki iletişim araçlarını, hususi konumlarda hazır­lanan özel yayınları veya daha başka alternatif bilgi kaynaklarını takip etmedikçe nelerin olup bittiğini farketmezler.

MANŞETLER

Medyanın önemini yitir­meyen elemanlarından biri ba­sın, basının kristalleştiği noktalardan biri de manşetlerdir. Manşetlerin toplum üzerinde çok önemli beyin yıkayıcı fonk­siyonu vardır. Öncelikle onlar okunur. Bu muhtasar bilgi kü­meleri, haberin sonuna kadar okuru belli bir istikamete yön­lendirir. Onun zihnindeki eski bilgileri faal hale getirerek haberde geçen detayların yoru­munu kolaylaştırır. Aslında bir gazetede okunup hatırda kalan temel mesaj, manşetidir. Ka­muoyunu yönlendirmenin en iyi yollarından biri de man­şetlere hâkim olmaktır.

10 sene süren bir araş­tırmada (Van Dijk. 1991) İngiliz basınında çıkan ırkçılıkla alâkalı 2755 manşet ve haber tasnif edilmiştir. (The Times (576), Gu­ardian (670). Daily Telegraph (705), Daily Mail (524) ve Sun (280)). Ağustos 1981-Ocak 1986 tarihleri arasında çıkan bu manşetlerde en sık geçen kelimelerin bir kısmı şu şekildedir:

388 Polis, 320 Ayaklan­ma, 244 Siyah (siyahî), 200 Irk, 88 Şehir, 85 Kavga, 84 Saldırı, 81 Asyalı, 77 Hurd (İngiltere Dışişleri Bakanı}, 67 Irkçı, 66 Milletvekili, 65 Mü­dür, 65 Honeyford (Bradfort’daki bir okulun müdürü. Irkçı yazıları yüzünden açığa alınmıştı).

Bu kelimeleri ihtiva eden manşetlerin, azınlıklar aleyhine fikirler çağrıştırdığı hemen fark edilmektedir. İngiliz basınının objektiflikten uzak, peşin hü­kümlü tavrını en güzel şekilde gösteren delil ise bu manşet­ler arasında “Ayrımcılık” keli­mesinin 10 kere, “peşin hü­küm” tabirinin ise sadece 2 kere geçiyor olmasıdır.

Manşetlerin analiziyle tes­pit edilen gerçeklerden bir kıs­mı şu şekildedir:

1. Azınlık üyeleri fail ol­duktan an, daha çok olumsuz faaliyetlerden sorumlu tutulmuşlardır. Pasif oldukları, yani belli fiiliyata maruz kaldıkları an ise “kurban” veya “mağ­dur” olarak pek gösterileme­miştir. Fakat çoğunluk üyeleri söz konusu olduğunda, bu hükümlerin zıtlarının geçerli oldu­ğu görülmektedir.

2. Tottenham’da meyda­na gelen hâdiselerde, bir polis memurunun (Blakelock) hayatını kaybetmesi, manşetler­de “katledildi” şeklinde gözü­kürken, aynı hâdisede, evine polislerin baskın yaptığı sırada kalp krizi geçirerek ölen siyahî bir kadının (Jarret) ölümü, manşetlere pek konu olmamış ve sadece bir “kaza” olarak gösterilmiştir.

3. Azınlık üyesi insanlar bir suç zanlısı olduklarında ve­ya hapse düştüklerinde, manşetlerde derilerinin rengi vur­gulanırken, beraat ettiklerinde, birden renklerini kaybederek isimlerini kazanmaktadırlar!

Second black on murder charge (Katil zanlısı ikinci si­yahî) (Telegraph, 14 Aralık 1985).

Black Brixton looters jailed (Brixton’lu siyahî ayrımcılar tutuklandı (Telegraph, 14 Ara­lık 1985).

Jarrett’s son cleared of assaultıng pc (Jarrett’in oğlu polise saldırma suçundan aklandı), (Telegraph. 14 Aralık 1985).

4. Okulundaki çok kültürlü eğitim prensiplerine saldı­ran ve siyah öğrencilerin çoğunlukta olduğu kendisininki gibi okullarda yetişen beyaz öğrencilerin “kaderine” dikkat çeken müdür Honeyford hak­kında çıkan manşetlerin çoğu, onu savunan bir üslup taşı­yordu. Bir süre açığa alınan ve öğrenci velileriyle mahkemelik olan, fakat daha sonra tekrar görevine dönmesine izin ve­rilen Honeyford’la alâkalı bir başlık şöyleydi:

Honeyford: “Mahkeme­yi kim kazanırsa kazansın sa­vaş devam ediyor”(Times, 3 Aralık 1985).

Görüldüğü gibi manşetler ve haberler sübjektif bir ma­hiyet taşımaktadır, zira bu haberler öyle bir üslupta su­nulmaktadır ki farklı okurlar­dan birer özet yapmaları is­tense hemen hemen aynı şey­leri söyleyeceklerdir. Yânî ha­berler, gazeteciler (veya idare­ciler) tarafından nasıl yorum­lanması arzu ediliyorsa o şekil­de verilmekte, farklı yorumlara açık, olabildiğince tarafsız bir üslup kullanılmamaktadır. De­mek ki manşet ve spotlardan gazetecilerin inançlarını, tutumlarını ve ideolojilerini an­lamak mümkündür.

BAŞMAKALELER

Başmakaleler, gazetele­rin, ideolojilerinin (veya dünya görüşlerinin) formüle edildiği yerlerdir. Sosyal ve etnik or­tamlarda köklü değişimlerle yüz yüze gelen okurlar, sağlıklı yorumlar yapabilmek ve bir sağduyuya ulaşabilmek için başmakalelerden medet umar­lar. Okurlardan ancak çok az bir kısmı tenkitçi ve sorgulayıcı bir yaklaşımla bu makaleleri mütalâa eder. Çoğu okur haz­metmeden “yutmaktan” çekin­mez. Alternatif görüşlerden habersiz, bir pasiflik timsali hâline gelirler. İşte bu noktada basının rolü büyüktür. Bir kısım gazeteler, kendileri gibi düşündüklerine inandıkları okurların peşin hükümlerini tak­viye eder dururlar.

HABER KAYNAKLARI

Medyanın haber kaynak­ları, genellikle, sosyo-ekonomik güce sahip insanlardır. Bu insanlar düzenledikleri basın toplantılarıyla, dağıttıkları bildirilerle, hazırladıkları rapor­larla ve yaptıkları açıklamalarla kaynaklık yaparlar. Ancak elit fertler, kurumlar ve cemiyetler medyaya hitap edebilecek or­ganizeli hazırlıklar yapabilirler. Azınlıkların bu tür imkânları olmadığı için çoğu zaman “aracıları” vasıtasıyla görüş be­yan ettiklerine şahit olunur. Meselâ azınlık üyelerinin, beyazların menfî faaliyetleri hak­kında fikirlerini doğrudan açık­ladıklarına pek rastlanmaz. Kendi davalarına sahip çıkan siyasîler, hukukçular ve faaliyet gruplan hemen gerekli yorum­larla cevap verirler. Azınlıkların görüşleri birer “iddia” olmak­tan öteye geçemez. “Bağım­sız” (yani “beyaz”) haber kay­nakları bu iddiaları yumuşatır­lar veya inkâr ederler. “Peşin hüküm” gibi hassas konularda ise sübjektiflik nispeti açıkça ortaya çıkar. Bir azınlık üyesi­ne karşılık 100 çoğunluk men­subu görüş açıklar. Eğer azın­lıkların fikirleri alınacaksa, ‘gü­venli’ ve marjinal konular seçi­lir. Sanki bu insanların söyle­yecek pek şeyleri yoktur(!). Et­nik durum hakkında tuğrayı elinde tutan yetkililer, güvenlik görevlileri ve politikacılardır.

HABERLERİN TAŞIDIĞI İMAJLAR

Bir haber metni aysberge benzer. Suyun üst kısmında gö­rünen kısmı, haberde görünen kelime ve cümleler tarafından tasvir edilir. Geriye kalan ke­sim ise iletişime iştirak eden­lerin birikimlerine havale edilir. Başka ifadeyle haberlerde be­yan edilmeden açıklanan malû­mat ve verilen mesajlar, beyan edilerek verilenden daha faz­ladır. Mesela “Siyahi kadınlar kendilerine karşı ayrımcılık ya­pıldığını iddia ettiler” şeklindeki bir haber cümlesi imalarla do­ludur, “iddia” kelimesi, bu gö­rüşe gazetecinin katılmadığını, hatta bu kadınların söylediklerinin yalan bile olabileceğini ima etmektedir.

Tottenham’daki kargaşa­da kalp krizi geçirerek ölen ba­yan Jarret’la alâkalı bir haber şöyle çıkmıştır:

“Araştırma esnasında yak­laşık 130 kg ağırlığındaki Ba­yan Jarrett yere yığıldı.” (Telegraph, Ekim 1985).

Polisin yaptığı arama sı­rasında kalp krizinden ölen ka­dının kilosundan bahsedilmesi şunu ima etmektedir: Krizin sebebi aşırı kilo olabilir.

13 Eylül 1985 tarihli Telegraph gazetesinde yayınla­nan bir okuyucu mektubu ise oldukça ilgi çekicidir:

“Sayın Editör, Olimpiyat­larda madalya alan veya yarışmalarda başarı gösteren siyahî erkek ve kadınlar “İngiliz” ola­rak gösterilirken, ayaklanan ve molotof kokteyli fırlatanlar niçin her zaman “Batı Hindis­tanlı” olarak adlandırılmakta­dır?”

Tabii ki editör bu soruyu cevapsız bırakmıştır. Dava açıl­madıkça da gazetecilerin ve patronların bu tür sorulara ce­vap vermekten kaçındıkları gö­rülmektedir.

İDRAKİ SÜREÇLER

Tanımlayıcı ve sosyal psi­kolojiyle alâkalı çoğu teori gös­termektedir ki, insanlar metinleri tahlil ederken, anlarken ve hatırlarken pasif değil aktif bir rol oynarlar. Haberlerden “kendilerine ait” yorumlar çı­karırlar. Mevcut bilgilerini bü­yük nispette kullanırlar. Bu id­rak süreci sosyal, kültürel ve politik bir konteks içinde ger­çekleşir. Neticede her okur kendine has belli bir inanç edi­nir, bir dünya görüşüne sahip olur. Bu noktada medyanın te­siri belirir. Medya insanların ne düşündüklerinden ziyade, nasıl düşündükleri konusunda önemli bir rol oynar. Kültürün tekrar hâsıl edilmesinde ve hâkim ideolojilerin meşrulaştırılıp yaygınlaştırılmasında medyanın mesajları maya gö­revi yapar.

Okuyucular, metinleri analiz ederken kullandıkları maddeleri, daha önce seyret­tikleri TV programları, oku­dukları haberler ve yaptıkları sohbetler yardımıyla inşa eder­ler. Ancak çok azı bizzat kurdukları iletişimlerle edindikleri tecrübeleri kullanırlar. Yani okuyucuların inşa ettikleri zihnî maddelerin çoğu medya ta­rafından formüle edilir. Netice­de okuyucu kitlesinin belli bek­lentileri bu medya tarafından cevaplandırılır, inançları takvi­ye edilir ve bu karşılıklı sahip­lenme ve benimseme sürer gi­der.

NETİCE

Medyanın zihinleri manipülasyonuyla ortaya çıkan, yaygınlaştıran ve kalıcı kılınan etnik ayrımcılık ve ırkçılık gibi problemler, ancak eğitim ve yine medyayla çözülebilir. Medyanın bu konuda oynadığı sembolik rol yanında başka bi­rimlerle de ilişki içinde olduğu, yani tecrit edilmiş bir halde ol­madığı da bir gerçektir. Med­yanın politik, ekonomik, kül­türel ve diğer “güçlü” kurum­larla veya genel olarak elit ta­bakayla olan ilişkisi başlı ba­şına bir araştırma konusudur. Bu konuda politik ekonomi veya medya sosyolojisinin te­rimleriyle yapılacak bir araştır­ma, ilgi çekici sonuçlar ortaya çıkaracaktır.

Not: Bu makaledeki bilgilerin çoğu. Teun-Andrianus van Dijk’ın Racism and the Press (London/New York: Routledge, 1991) adlı kitabından der­lenmiştir. Bu konuda fikir alışverişinde bulunmak isteyenler için irtibat adresi: Professor Teun A. Van Dijk

Programme of Discourse Studies

University of Amsterdam

The Netherlands Tel: 31-20-525 38 34/3865 Faks: 31-20-639 17 27