Ocak 1989 · s. 462 · 7 dakikalık okuma
Batı Bilimi Sorgulanıyor
Ali Halid Aslantürk · Bilim Felsefesi

Son zamanlarda batıda, bilhassa Amerika’da önemli bir mevzu bilim çevrelerini meşgul etmektedir: Batılı bilim adamları arasında giderek yaygınlaşan ve kimi zaman skandal derecesine varan bilim sahtekârlıkları zinciri. Birçok itibarlı dergi ve gazete tarafından sebepleri, mahiyeti ve muhtemel çözüm teklifleriyle üzerinde bir hayli yazılıp çizilen bu mevzu hakkında, bazı dergilerden derlemeye çalıştığımız notları burada sizlere aktarmak istiyoruz.
Önce şunu söyleyelim: Aslında bilim sahtekârlığı konusu Batı’nın yabancı olduğu ve yeni karşılaştığı bir hadise değildir. Böyle bir şeyi doğurup sinesinde besleyebilecek mahiyette olan Batı’da bu tip teşebbüslere öteden beri rastlıyoruz. Aralarında Isaac Newton, George Mendel gibi oldukça ünlü ve “güvenilir” bilim adamlarının da bulunduğu birçok Batılı araştırmacı; rakamları yuvarlatma, hataları görmemezlikten gelme, sonuçları teorilere uydurma gibi muhtelif yollarla bilim haysiyetini yerle bir eden çalışmalarda bulunmuşlardır. Mesela “fiziğin kurucusu” lakabıyla tanınan Isaac Newton’un, ünlü bir bilim adamı Wilhelm Leibniz ile aralarındaki rekabet sebebiyle, kendi teorisini (Evrensel çekim kanunu) Leibniz’in çalışmalarından daha popüler hale getirmek için datalarla (bilgi) oynadığını tarih bizlere naklediyor. Bir başka ünlü isim, halen modern gen teorisinin kurucusu gözüyle bakılan George Mendel, araştırmalarının sonuçlarını önceden belirlediği teorilere uydurmaya çalışmıştır.
Günümüze doğru geldikçe, önceleri daha masum sebeplere dayanan bilim sahtekârlıklarının çaplarının artarak umuma zarar verebilecek şekilde dal budak saldığını müşahede ediyoruz: Mesela asrımızın başında uygulamalı psikolojinin öncüsü olarak damgasını vuran İngiliz Sir Cyril Burt, zekâ ve zekânın soyaçekimle alakası konusunda yaptığı geniş araştırmasında, en azından 30 yılın istatistiklerini ve 10 zekâ katsayısını “kasıtlı” olarak değiştirmiş ve bilim dünyasının ta 1979’a kadar yanlış istikamette seyretmesine sebebiyet vermiştir.(1)
Asrımızda cereyan eden ve biraz daha kompleks sebeplere dayanan bir başka sahtekârlık hadisesi ise, 41 yıl bilim dünyasını aldatan “Piltdown Adamı” skandalıydı. Smith Woodword ve Charles Dawson isimli araştırmacılar, Piltdown çukurunda bulunan bir insan kafatasına potasyum—dikromatik muamelesi yaparak, binlerce yıllık bir fosile benzetmeye çalışmışlardır. Kafatasının alt kısmına da bir orangutan çenesi monte etmiş, üzerine insan dişleri ilave ederek bunları da eğeleyerek eski intibaı vermişlerdi. 40 yıl boyunca üzerinde nice hipotezler kurulan ve evrimcilerin vazgeçilmez referansı olan fosilin foyası, sergilendiği British Museum paleontoloji bölümünden Kenneth Oakley’in teşebbüsleriyle yapılan hassas ölçümlerle ortaya çıkarılmıştı. Hatta enteresandır, yapılan incelemeler, dişlerin kemiğe yanlış monte edildiğini de göstermiştir.(2)

Senelerce önce uzmanın gözünün önünde olmasına rağmen “peşin fikirlilik, aşırı itimat ve hüsnü zan yüzünden gözden kaçan bu büyük sahtekârlık, böyle “ruhsuz” insanların eliyle yönlendirilen bu bilime itimat konusunda, insanı ciddi şüphelere düşürüyor. İleride anlatılacak hadiseler, bu şüphelerin ne derece yerinde olduğunu gösterecektir.
20. asrın sonlarına yaklaşıyoruz. Artık ilmi çalışmalar eskiden olduğu gibi ferdi olarak ve çoğu zaman şahsi olan laboratuarlarda yapılmıyor. Toplu araştırma komplekslerinde, devletlerin kurup desteklediği hususi araştırma merkezlerinde ve üniversitelerin bünyesinde, genellikle gruplar halinde gerçekleştirilen araştırmalarda, hataların gözden kaçma ihtimalinin azalması gerekirken; bunun tam tersi olmuştur. Araştırmacılara fon tahsisi yapılmadan evvel, genellikle çalışmalarının kontrol edilmesine, inceleme yazıları, makale olarak kabul edilmeden evvel mütehassıslar tarafından dikkatle değerlendirilmesine rağmen, hain kötü çalışmaların ve yanlışlıkların gözden kaçmasına mani olunamamaktadır.
Bir taraftan Science dergisinin editörü Daniel E. Koshland, dergilerinde basılan ilmi raporların %99,99’unun yanlışsız olduğunu iddia ededursun, diğer yandan Amerikan gıda ve ilaç işletmesi (FDA)’nın ilan ettiği istatistikler, bizlere son 10 yıldır yapılan kontrollerde %11 nispetinde “kötü davranış” kaydedildiğini gösteriyor. Nitekim 1977’den beri Amerikan hükümetine yanlış bilgi vermek ve dolandırmak gibi suçlar isnat edilen 14 araştırmacıya para cezaları ve hatta hapis cezaları verilmiştir.(3)

İnsan hayatıyla doğrudan doğruya alakalı olan gıda ve ilaç sahasında bu derece yüksek nispetlerde meydana gelen umursamazlık, dikkatsizlik ve hatta kasıtlı sahtekârlık, zannederiz sizlere hadisenin ciddiyeti konusunda biraz daha fikir vermiştir. Bu ciddiyeti biraz daha açık seçik ortaya koymak için, son aylarda Amerikan kamuoyunu oldukça rahatsız eden bir hadiseyi anlatalım:
Nöroletikler(*) üzerinde “bu ilaçların faydasından çok zararı olduğu, dolayısıyla tavsiye edilmemesi, hatta kullananlara bıraktırılması gerektiği” hipoteziyle yola çıkan Stephen Brevning isimli araştırmacı, yapmış olduğu uzun araştırmalar zinciriyle teorisini destekleyen sonuçlara ulaşmış ve hatta bu ilaçların bıraktırılması halinde hastaların IQ’larının iki katına çıkabileceğini göstermişti. Bu çalışma, bilim çevrelerinde oldukça ilgi ve itibar uyandırmıştı. Fakat eski çalışma arkadaşlarından biri olan Robert Sprogue tarafından hususi bir inceleme sonucunda yapılan “sahtekârlık” isnadı çok daha fazla yankı uyandıracak; önce Amerikan Milli Ruh Sağlığı Enstitüsü (NİMH) tarafından yaptırılan daha geniş bir tetkikle “ilaçların IQ’lara etkisi” konusunda fazladan bilgi ürettiği ilan edilecek; daha sonra ise Brevning, geniş uygulama sahası olan bu konuda hükümete yanlış bilgi vermekle 1988 Nisanında resmen suçlanacaktı. NİMH’nin raporunda belirtildiği gibi, son yıllarda nöroleptikler hakkındaki literatürün önemli bir kısmını teşkil eden makaleleriyle Brevning, Amerika’nın birçok eyaletindeki halk sağlığı politikasını yanlış bir şekilde yönlendirmişti.

Birçok insanın sağlığına karşı yapılan bu tecavüzün ortaya çıkarılmasından sonra, bilim çevrelerinin dikkatleri, bilim metodundaki yanlışlıkların ve ortaya çıkan bu çeşit problemlerin yok edilmesi üzerinde yoğunlaşmıştır. Amerika’daki üniversiteler, araştırma merkezleri ve NİMH gibi teşekküller, kontrol mekanizmaları oluşturma ve işletme konusunda ikaz ve teşvik edildiler. Mesela Brevning hadisesinde NIMH’nin bürokrasisine takılan ihbarın, ancak 3,5 yıl sonra karara bağlanabilmesi Science dergisinde çıkan bir makalede şiddetle tenkit edilmiştir.(4)
Burada, kontrol mekanizmalarının verimli işleyişi hakkında “sıcak” bir misal verelim: Söz konusu edilecek hadise, dünyaca ünlü ve muteber bir araştırma merkezi olan Massachussets Institute of Technology (MİT) bünyesinde hâlihazırda cereyan etmektedir. Senaryo şudur:

Aralarında, Nobel ödülü sahibi MİT laboratuarının yöneticisi David Baltimore’un da imzası bulunan bir grup araştırmacı tarafından, 1983’de “CELL” dergisinde yayınlatılan bir çalışmayı tekrar etmek isteyen Margot O’toole isimli bir başka MİT mensubu, genler hakkında beklenmedik sonuçlara ulaşan araştırmanın hiç de öyle reklâmının yapıldığı kadar tutarlı ve verimli olmadığını tespit etmişti. O’toole’a göre, şiddetle karşı çıkılması ve işini bırakması yolunda baskı yapılması üzerine işinden ayrılan araştırmacı, iddiasının doğruluğunu çeşitli bağımsız araştırmacıların tasdikiyle ispat ettirme yolunu seçti. Bu mevzuda toplanan kongrenin de baskısıyla Baltimore, tezin “kasıtsız” bir hata ihtiva ettiğini kabul etmek zorunda kaldı.(5) Meselenin açıklığa kavuşturulabilmesi için, oldukça yavaş işleyen bir mekanizmanın çarklarının dönmesini beklemek gerekiyor. Burada dikkati çeken bir başka husus, bilimin asıl gayesi olan “hakikati ortaya çıkarma vazifesini” gerçekleştirmeye çalışan O’toole gibi bir araştırmacının önüne koyulan engellerle “kösteklenmeye” çalışılmasıdır.
Geçtiğimiz günlerde Kaliforniya’daki Stanford üniversitesinin dekanı tarafından yayınlatılan bir raporda, üniversitenin psikiyatri bölümü araştırmacılarının 8 ilmi dergide basılan 11 makalesinin “açıklığa kavuşturulması, düzeltilmesi veya çekilmesi” yolunda tebligat yapıldı. Muhtemel bir bilim sahtekârlığı veya fonların suistimali hakkında tetkikat yapmak üzere NIMH devreye sokuldu. (6)
Bilim sahtekârlığı konusunda skandal ayarında son bir misal daha vermek istiyoruz: Avustralya’nın “güvenilir” araştırmacılarından William Mc Bride’in, 1980 yılında tavşanlar üzerinde yapılan bir tecrübenin sonuçlarını kasıtlı olarak yanlış aktardığı iddiası hakkındaki 5 aylık soruşturma sonuçlandı. Verilen kararla Mc Bride, Avustralya Biyolojik Bilimler Dergisinde yayınlanmış olan söz konusu tecrübedeki sayıları yanlış aktarmaktan suçlu bulundu. Bunun üzerine Mc Bride, kendisi tarafından kurulmuş olan ve müdürlüğünü yaptığı araştırma enstitüsünden istifa etmek zorunda kaldı(7)

Bütün bu hadiseler, batı bilim sisteminde ciddi aksaklıklar olduğunu ve bir kriz yaşandığını gösteriyor. Şu anda batılı beyinler, bilime kaybettiği itibar ve güvenilirliğini yeniden kazandırma yollan araştırmakla meşguller. Mesela, San Diego’daki Kaliforniya üniversitesi Tıp bölümünde sahtekârlık veya yanlışlık isnatlarıyla ilgili hususi bir program uygulanmaktadır.(8) Amerikan Kamu Sağlığı Enstitüsü’nün yaptığı teklifle, üniversitelerde sahtekârlık iddialarıyla ilgili kontrol mekanizmalarını hassaslaştıran yeni düzenlemeler getirildi. Ancak ne var ki, bütün bu müspet gelişmeler meselenin temelden halledilmesine kâfi gelmemektedir. Hatta bazı bilim adamları bu gidişin önüne geçilebileceği hususunda bir hayli ümitsizdirler. Mesela, Amerikan Milli Bilim Kurumu (NSF) yetkililerinden Robert M. Anderson’a göre “sahtekârlığın ispat edilmesi ise neredeyse imkânsızdır.” (9)
Problemin çözümüne “sebep tespit edip önceden izale etme” perspektifiyle yaklaşan bazı batılı mütefekkirler, ortaya birtakım sebepler çıkarmaya çalışmışlardır. Mesela araştırmacıları kasıtlı veya kasıtsız hatalara iten en önemli faktörlerden birinin “aşırı çalışma yükü” olduğu ileri sürülmektedir. Bir başka önemli faktör de, bilim adamlarının şahsi ve çevreden gelen bazı değerlerin etkisiyle “rekabet’ ve “daha başarılı olma” havasına girmeleridir. Brevning sahtekârlığını ortaya çıkaran Robert Sprogue, bu mevzuda Discover dergisine verdiği demeçte bilim adamlarını “bol sıfırlı gelirler ve masa başları, köşe başları peşinde koşan Wall Street’li hırslı işadamlarına” benzetmiştir. (10)
Hırslı
araştırmacılar, daha fazla sayıda makale
yazmayı,
kendilerini ispat için iyi bir yol olarak gördüklerinden, tek bir araştırmayı,
bölünebilecek en küçük parçalara bölüp değişik makaleler haline sokarak
“şişirmeler” yapmaktadırlar. Yapılan çarpıtmaların ve yanlışlıkların yakın
çalışma arkadaşları veya asistanlar tarafından teşhis ve ihbar edilememesi ise;
çoğu zaman “umursamazlık” veya “muhbir olmak istememe” gibi seviyesiz
sebeplerle olmaktadır.
Bütün bunlardan öte, Sicence dergisinin editörü Koshland’a göre asıl problem: “düzenlenen kontrol sistemlerinin sahtekârlığı değil, yanlışları yakalamak için olduğudur. Yani hiçbir “maddi sistem” insanları istismar etme azminde olan bir “sahtekârı tespit edip yakalayamamaktadır. Hele bu işi yapmaya yeltenenler, herkesin itibar ve itimat ettiği bilim adamları olursa, meselenin ciddiyetini tasavvur ediniz.
Birçok konuda olduğu gibi bu sahada da batı meseleye sırf maddi zaviyeden sathi olarak yaklaşmanın ızdırabını çekmektedir. İnsanla ilgili her problemin, her modelin ve her sistemin özünde yakın ‘insan” gerçeğine, materyalist perspektiften bakmayı terk etmedikçe de, gitgide kuyunun dibine sürüklenmeye mahkûmdur. Maddi-manevi bütünlüğüne saygı gösterilmesine, haklarının tanınıp gözetilmesine, sevgi, samimiyet ve itimada susamış olan topyekun insanlık, kendini bu çıkmazlardan kurtarıp selamete çıkaracak emin eller aramaktadır .
Deneyen A. Halid Aslantürk
Referanslar:
1) Discover, Nisan 88, 5. 52
2) Evrim Anaforu ve Gerçek 458-463, 1986-
3) S. American, Ağustos 88, Truth or Cansequences, s. 11.
4) Discovar, Nisan 88, 5.55.
5) Omni, Ağustos 88, Dirty Data, s.25.
6) New Scientist, 5 Kasım 88, Idn Anderson, San Fransico, 5. 24.
7) New Scientist, 12 Kasım 88,This Week, 5 19.
8) Omni, Ağustos 88, Dırty Data, s.25.
9) S. American, Ağustos 88, s.57.
10) Discover, Ağustos 88.