Sızıntı Arşivi

Mayıs 1988 · s. 167 · 3 dakikalık okuma

Bahçıvan Ve Çiçekleri

R.Yeşiltepe · Edebiyat

Bir gün öğrencilerinden beklenmedik bir hediye alan bir öğretmenin bu hadise karşısında en içten duygularını dile getiren bir mektubu:

Benim değerli öğrencilerim, geçen gün dersten sonra beni sınıfınıza davet ettiğinizde, doğrusu biraz merak, biraz da heyecanla sınıfınıza girdim.

Sizler bana hiç beklemediğim bir jestte bulunarak, armağan takdim ettiniz. 0 anki his, heyecan, sevinç ve burukluğumu, ifade edecek kelimeler bulamadığım için sadece boğuk bir sesle teşekkür ederim’ diyebildim. Gerçi bazı hallerde susmak, konuşmaktan daha fazla mana ifade eder. Sizlerin anlayışlı duruşunuz bana suskunluğumdaki manayı anladığınız kanaatini verdi.

Heyecanlandım, sevindim. Çünkü bu, sizin sevginizin ve şahsımda güzel okulumuza bağlılığınızın bir ifadesiydi.

Sevindim, çünkü sizler bu davranışınızla vefanın. Kıymet bilirliğin canlı bir misalini oluşturdunuz.

Sevindim, çünkü davranışımız yürektendi ve gösterişten uzaktı.

Bu sevinç ve heyecan duygularını yaşarken, gönlümün burukluğunu da silip atamadım.

Buruktum, çünkü öğretmen öğrettiği, bellettiği, gösterdiği her şeyi bir sancı halinde içinde duyan, hazmeden, safi süt haline getirip de takdim eden kişidir. Vicdanım, size karşı bu hava içinde olmadığımı söylüyordu.

Buruktum, çünkü öğretmen yemesinde içmesinde bütün hayat fonksiyonlarını yerine getirme esnasında bile, kovandan ayrılıp da tekrar kovana dönme gayret ve telaşındaki arı titizliği içinde, zihnen bile talebelerinden kopmayandır. Onlardan her ayrı kalmayı ızdırap, her buluşmayı sevinç sebebi sayandır. Vicdanım bu mevzuda da bana yeterli not vermiyordu.

Buruktum, çünkü öğretmen öfkesinde, neşesinde, gamında, tasasında, talebelerini merkez kabul edip ona göre çizeceği dairenin değerini hesaplayan kişidir. Vicdanım bu hususda da yine önüme ferah bir tablo çizmiyordu.

Buruktum, çünkü hepiniz yatılısınız ve ben kah sevmiş, kah bağırmış, kah azarlamış bir kişi olarak, bütün bu hareketler içinde bulunurken acaba geniş perspektifli açılar çizebilmiş miydim?

Fakat bütün bunlar ve bunlara benzer burukluklarımın bir tesellisi var; sizleri aranızda fark gözetmeksizin seviyorum. Hayatımın yaşama gayesi, sizlere iyi, güzel şeyler vermek olduğuna inanıyorum.

Şu anda sizlere bakıyorum ve duygularımı kırık dökük ifadelerimle anlatmaya çalışıyorum.

Bayram: Suskunluğunda olgunluğunu okuduğum,

Akif: Tebessümünde ve saygıyla her yanıma gelişinde ayrı bir heyecan duyduğum.

Ahmet: Hüzünlü çehresinde, tebessümlerine bayram ettiğim.

Tufan: Zaman zaman bora gibi, tayfun gibi hırçınlıklarında, çevreye meltem olup estiğini düşlediğim.

Serkan: Vakar ve ağırbaşlılığı, kendinde müşahede ettiğim.

Gülenay: Her dalgalanışında, Bir iç hesaplaşmaya yönelse durulur” diye sayıkladığım.

Nafiz: Hüzünlü dünyasında, hüznünü paylaşamamanın sıkıntısını duydu ğum.

Dönmez: Büyük göllerin görünüşteki durgunluğu altında, dipdeki büyük kaynakların fışkırışlarım hissettiğim.

Gökçen: Hayat çizgilerinde, geçmiş hayatımın bazı çizgilerini okuyup, bir başka duygulandığım.

Ümit: Bütün takılmalarımda, bir gönül yapmanın mutluluğunu, tattığım.

Hasan: Düşüncelerinde sancı, bazı davranışlarında da derin ruh coşkusundan kaynaklanan öğretmenlik hazzını tattığım,

Hüseyin: Hep babacan ve sevilen bir abi gördüğüm, fakat niye yeterince sosyal faaliyetlerde bulunmuyor diye kahrolduğum,

Cüneyt: Mahçup bakışlarının altında, yaptığı yanlışlık veya eksik bıraktığı bir işin ezikliğini görüp duygulandığım,

Kemal: Arkadaşlarının haksız salvoları karşısında, azgın dalgaları, heybetli ve gülümser bir tavırla karşılayan yalçın kayalıkları hatırladığım,

Süleyman: “Deniz dalgasız olmaz, Süleyman da kararlı” misali kâh fırtına olup esen, kâh imbat olup gönül rahatlatan,

Şimşek: Ciddiyetiyle beraber mizahı da becerebilen, çevreye birşeyler aktarabilmenin heyecanını çeken bir sima olarak bildiğim,

Nasuhi: Fitili yakıp da patlaması için sadece saliselerin kaldığı dinamit başında, “patlasa da sonuç belli olsa’ sabırsızlığını çeken mühendis misali sabırsızlanıp durduğum,

İsmail: ‘Sevimli ve müşkülatsız insan” tarifine, ismini rahatlıkla koyabileceğim,

Mustafa: Çok şey yapıp da, sessiz âleminde kendini afişe etmeyen, geleceğin “Güçlü kalemşörü” olacağını hissettiğim,

Ali: Reklâma kaçmayan, fakat cümle içindeki virgül gibi geldiği yere mana kazandıran insan olarak gördüğüm,

Ömer: Yüz yüze geldiğimde öfke ve kırgınlıklarımın sancısını duyduğum, uzaktan baktığım zaman, ‘niye, niçin” gibi kahırlı sorularla kahrolduğum, iyi kalpli, yanlış metotlu, hareketli gördüğüm,

Sizler hepiniz işlenmeye hazır birer cevhersiniz.

Sizin elde ettiğiniz her güzellik, bizim mutluluk vesilemizdir. Hepiniz ayrı ayrı özellik ve kabiliyetlerinizle birer hazinesiniz.

Önünüzde engeli çok olan hayat yolu var. Fakat şanslısınız, bu yolun en kritik bölümünü size rahatlıkta aşıracak güzel bir okulunuz var. En önemlisi sizlerden, bütün bunlara karşılık çok şey beklemek hakları olan anneniz, babanız, milletiniz var.

Sizler ümit tomurcuklarısınız. Hele böyle olunca derslere sadece geçme ölçüsü içinde bakmayınız. Zevkle, şevkle, azimle, bugünden yarını kucaklamaya çalışınız.

Bu tarz çalışmanızla bizleri de, sizleri emanet edenlere karşı mahçup etmemiş olacaksınız. Bu son isteğimi, sevgimden kaynaklanan samimiyetin ricası kabul edin.

R. Yeşiltepe