Sızıntı Arşivi

Ekim 1981 · s. 25 · 2 dakikalık okuma

Ateşler Arasında Hayat

Talha Turgut · Jeoloji

Kâinat, milyonlarca yıldızın yüzdüğü bir deniz, bir okyanustur. Dünyamız bunların arasında canlıların yaşadığı bir gezegendir. Hayatın ne demek olduğunu ve dünya gemisinin saniyede 29,8 km. hızla se­yahat ettiğimizi hiç düşündük mü?

Zemin bahçesinde hayatın nasıl de­vam ettiğini, insanın emrine amade kılınan yeryüzünün binlerce mucizelere nasıl sahne olduğunu anlatmak istiyorum: Sema, mil­yonlarca yıldızlarla süslenen ve zaman için­de nakışları tazelenen bir mekândır. Her gökcismi için bir yörünge, bir yol vardır. Güneş, sema denizinde arkadaşı olan geze­genlerle beraber Vega Yıldızına doğru ha­reket etmektedir. Dünyamız bu sistem için­de canlıların hayatına beşik ve meskendir. 149,5 milyon km. uzağımızdaki Güneş, saniyede 560 milyon ton hidrojenin helyuma dönüştüğü mükemmel bir enerji kaynağıdır. Bir günlük enerji elde etmek için yeryüzünün denizleri kadar gazyağı, dağları kadar kömür ve bin tane dünya ka­dar odun lazımdır ki, Güneşe hararet kazandırabilelim. Araştırmalar Güneşin ya­şını beş milyar sene olarak tahmin ederken bu enerjinin nasıl devam edip gittiği bizi düşünmeye sevk etmektedir.

Hiroşima’ya atılan atom bombası yir­mi megatonluktur. Güneşte meydana gelen zincirleme reaksiyon, bundan bir milyon defa daha büyük olup dışarıya devamlı rad­yasyon saçmaktadır. Çıkan alfa, beta ve gama ışınlan gözle görülmemekle beraber florasans bir perdeye çarptıkları vakit pırıl­tıları ile belli olmaktadır. İçinde hareket et­tikleri havayı iyonlaştırdıklarından elektrik iletkeni haline getirirler. Bu üç ayrı ışından Alfa, pozitif yük elektrik taşımasına rağ­men en zayıfıdır. Bu ışınların her zerresi iki protonlu helyum atomunun çekirdeği ile aynıdır. Beta ışını, bir ışın oku şeklinde ne­gatif elektrik yüklüdür. Korkunç bir hızlahareket eder. Elektronlardan ibaret olduğu için gösterilebilmiştir. Gama ışını ise yüksüzdür.

Güneşteki zincirleme reaksiyonlar sonucu çıkan bu sakin ölüm cellâtları, dün­yamıza doğrudan gelmiş olsalardı hayat he­men sona ererdi. Çünkü atom bombası gibi tesir göstermektedir. Hâlbuki bu ışınlar Güneşin etrafında onbeş km.lik alan içinde su buharı katmanları içinde tutula­rak zarar Önlenmiş olur. Kaçan ışın­lar seksen km. lik atmosferin dışında yer alan üç değerlikli ozon tabakası tarafından yakalanarak yeryüzündeki hayat korunmuş olur.

Vücut mekanizmasının çalışmasına son vermek isteyen ikinci tehlike gökyüzün­de kayıp gittiğini gördüğümüz meteorlar­dır. Güneş sisteminde bulunan bu cisimler genellikle hesaplanmış bir yörünge üzerin­de hareket etmektedir. Bunların ışığı ol­madığı gibi Güneşten de ışık almazlar. Saatte ortalama 288 bin km. hızla hareket ederler. Dünya atmosferine girebilen me­teorlar saniyede 65 km. hız yaparlar. Zeminin 900 km.lik çevresindeki gazlarla sürtünme sonucu meydana gelen yüksek ısıparlak bir ışık çizgisi halinde görülür. 150 km.lik uzaklıkta atmosferde “kayan yıldız” lardan ancak birkaç tanesi tavanı delebilmektedir. Çoğu, içindeki gazların genişleşmesi sonucu ozon tabakasına çarpan ve patlayan meteorlar ışıklı bir görüntü ile kaybolurlar. Hayata indirilmek istenen darbelere karşı ozon tabakasının koruyuculuk vazifesi görmesi hayli enteresan değil mi?

Dıştan ateşli cisimlerin tehdidine ma­ruz kalan hayat içten de çepeçevre beşler içindedir. Zemin, kaynayan bir lav yığını olarak her otuz üç metrede sıcaklık bir de­rece artmaktadır. Kutuplar arasındaki uzak­lığın altıbin km. olduğu hesabı katılırsa dünyanın karnında ikiyüzbin derece sıcak­lık taşıdığı gerçektir. Ağzı lehimlenmiş kaynayan bir tencerenin patladığı gibi dünyamızda zaman zaman yanardarlarla te­neffüs etmek suretiyle homurdanır. İşte hayat bu ateş kütlesi üzerinde devam et­mektedir.

Ateşler arasında hayat, dikenler ara­sında gül demetidir.