Ağustos 1984 · s. 5 · 5 dakikalık okuma
Arıların Sırlı dünyası
Arif Yılmaz Y.Doç.Dr. · Zooloji

An da, çok varlık gibi âlemşümul bir di! kullanarak yüce hakikata tercüman olmaya çalışır. Onun akıllara durgunluk veren faaliyetleri ve bu faaliyetleri içinde bir gergef inceliğiyle ortaya koyduğu sanatı, tabiat ve İnsanlık yararına bu kadar hizmetlerini göremiyerek peteğindeki bir-iki basit çizgiyle ona yapmadıklarını isnat etmek, "insan ihtiyarının elinden alınmaması" düşüncesine zıt bir mantıksızlık ve Hakk'ın kendini anlatmada kullandığı âlemşumul dili basitleşdirme gibi bir safderunluktur.
Arılar deyince hepimizin aklına organize bir cemiyet halinde kovanlarda yaşayarak bal yapan böcekler gelir. Halbuki 20.000 arı nevi içinde sadece % 15'i cemiyet halinde yaşamakta olup, diğer büyük ekseriyeti yalnız başına yaşayan (Soliter) arılardır. Soliter arılar bal yapmamalarına rağmen sebepsiz yaratılmış da değillerdir. Yapılan son incelemelerle yonca gibi hayvan beslenmesinde büyük bir yer işgal eden bitkilerin tozlaşmasında bu arıların vazifesi ortaya çıkarılmıştır.

Umumi görünüş bakımından, bal arılarından ziyade eşek arılarına benzeyen soliter arıların uzunlukları, 1,5 mm. ile 46 mm. arasında değişir. Bazıları tüysüz ve açık renkli olabilirken, ekseriyeti sık tüylü ve koyu renklidir. Zar arılar (Collelidae), Kazıcı arılar (Andrenidae), Yaprak kesici ve Duvarcı arılar (Megachilidae), Dülger ve Madenci arılar (Anthophoridae) gibi dokuz familya ihtiva eden bu arıların ekseriyeti toprak altında yuva kurarlar. Yuva sahası olarak umumiyetle sabah güneşine maruz kalan çıplak, kuru, hafif topraklar tercih edilir. Bazen site şeklinde inşa ettikleri yuvalarının alanı 360.000 m2ye boyu da 7 km'ye ulaşabilmektedir.
Yuvalarını toprak altına kuran dişiler bol oda teşkil etmek imkânına sahip olmakla beraber, kuluçka devresinde larvalarının beslenmesi için odalara bıraktıkları gıdalarını toprak neminden, bakteri, maya, mantar ve solucanlar gibi organizmalardan koruma problemiyle karşı karşıyadırlar. Tabiat, içgüdü ve sebeblerle izah edilemiyecek kadar kompleks yapıdaki su geçirmez fakat hava geçirici bir madde sentezleyebilen dişi arılar, bununla yuvanın içini tesviye eder ve sonra da güzelce cilâlarlar. Böylece toprak İçindeki çukurda, plâstik bir çanta meydana getirerek içini de diliyle ve bacaklarındaki fırça tüyleriyle yuvar-laklaştırdığı gıdalarla doldurduktan sonra üzerine yumurtalarını bırakır. Yumurtadan çıkan larvalar hazır besinleri yanlarında bulurlar. Acaba hiç düşündünüz mü, yavruya gösterilen bunca ihtimam ve şefkat nereden geliyor ve dişi arı bunun altından nasıl kalkıyor?
Yavruların, gıdayı bozulmadan yiyebilmesi için arının gıdayı hızlı bir şekilde hazırlayıp, yumurtayı da vakit geçirmeden üzerine bırakması lâzımdır. Bununla birlikte çiçeklerden toplanan bal özlerinde mevcut mikroorganizmalar da normalde gıdalar İle birlikte depo edilirler. Ancak onların büyüyüp gelişmesi ve gıdaları bozması yüksek şeker muhteviyatıyla enlenir, yani arıya gıdalarını konserve haline getirerek muhafaza etme işi de öğretilmiştir. Bu işi çiçek nektarlarını enzimatik reaksiyonlarla bala tahvil ederken fazla suyu da kanat hareketleri vasıtasıyla buharlaştırarak gerçekleştirir. Daha sonra balın muhtevasındaki şekerler havadaki nemi tedrici olarak çeker ve sulanır. Böylece hem mikroorganizmaların birden gelişmesi önlenir hem de yavrunun İhtiyacı kadar bal kısım kısım sulandıkça önüne gelir.

Kuluçka odalarına gıdaları doldurduktan sonra arıların arlık onlarla alâkadar olmayıp kendi hâline bıraktıkları tahmin edilirken, incelemeler bu düşünceyi değiştirmiştir. Çünkü bu arılar kuluçka odalarındaki gıda maddelerinde herhangi bir mantar hastalığının başladığını hisseder hissetmez, derhâl odayı açarlar ve içine bol miktarda toprak doldururlar. Bu muamele, mantarın büyümemesi için, mevcut hava miktarını azaltarak; mantarların komşu odalara sirayet etmesine mani olur.

Soliter arıların bazıları aynen Guguk kuşunda olduğu gibi kuluçka paraziti olup, kendileri yuva yapma zahmetine katlanmadan yumurtalarını diğer arı nevilerinin yuvalarına bırakırlar. Ev sahibi durumunda olan soliter arı nektar toplamak için yuvasından birkaç saat ayrı kalmak mecburiyetindedir. İşte bu sırada korumasız kalan kuluçka odasına parazit arılar tarafından saldırılır. Bazı arılar bu saldırıya mani olmak için kuluçka odalarını kalın reçine bîr kapak ile sıkıca kapatırlar. Ayrıca ikinci bir tedbir olarak da yuvanın giriş kısmını gizleyecek şekilde yuvanın pozisyonunu değiştirir veya yuva ağzını toprakla örterek kamufle edebilirler.
Yaprak kesici arılar yuva olarak yer üstünde mevcut hazır delikleri kullanıp kuluçka odalarını çamur, reçine ve bitki liflerinden inşa ederler. Duvarcı arılar ise ağaç dalları ile duvarlar üzerinde yine çamur veya reçineden toplu kuluçka odaları inşa ederler. Dülger arılar ağaç gövdelerinde güçlü çeneleriyle düzgün yuvarlak delikler açarlar. Açtıkları tünellerde bir seri kuluçka odaları teşkil ederek onları pıhtılaşmış ağaç tozu ile birbirinden ayırırlar. Bu arılar bazen binaların saçaklarında ve tavanlarında mühim zararlara sebep olurlar. Soliter arıların içinde, enterasan olan bir hususiyet Hyiaeus cinsinin ipek ifraz ederek yuvasının içini bununla döşemecidir, Zehirleri pek kuvvetli olmamasına rağmen soliter arıların dişileri kendilerini İğneleriyle müdafaa edebilirler.
TOZLAŞMADA ARILAR :
Bütün tozlaştırıcı böceklerin en randımanlısı ve müessiri anlardır. Arıların hızlı uçuşları, bir uçuşta aynı nevin birçok çiçeğini ziyaret etmeleri, bol miktarda nektar ve polene ihtiyaç duymaları 15 bin kadar polen tozu tutup taşıyabilecek hususi tüyleri, arıların niçin tozlaşmada bu kadar mühim rol oynadıklarını ve Yüce Beyan'da da niçin bahsedildiğine ışık tutar.
Çiçeklerini böceklerin tozlaştırdığı 90 çeşit mahsulün değeri ABD için yılda 17 milyar Dolar'dır. Bir devletin ziraatinin üçte birinin arılarla tozlaşmaya bağlı olduğunu söylersek bunların ehemmiyeti daha iyi anlaşılır. Bal arıları bir çok bitki çeşitlerini tozlaştırabilmelerine rağmen bazı bitkileri tozlaştıramazlar. Meselâ, yonca bitkisinin çiçekleri, art başını üstlerine koyduğunda açılabilen kurulmuş yaya benzeyen bir yapıya sahiptir. Arının polenlerle bulaşması İçin çiçeğe dokunduğunda stamenlerin (erkek organlar) yukarı doğru birden fırlayıp arının başına çarpması kâfidir. Fakat bal arıları uzun dillerini çiçeğin yan tarafına uzatarak bal özünü emerler ama çiçeğin yay gibi olan kısmına dokunmadıklarından tozlaşmayı sağlayamazlar. Halbuki lif kesici soliter arılar yoncayı tozlaştırmada oldukça mahir olup, sanki bu bitkiyi tozlaştırmak için hususi yaratılmış gibidirler. Bunun için çiftçiler yonca tarlalarında kuluçka odası yapılmaya müsait delikler ve bunları koruyucu sığınaklar hazırlıyarak soliter arılara yardtm ederler. Böyece arazilerde metrekare başına 2100 kadar yuva yapılabildiği görülmüştür.
Kendisindenziraf olarak istifade edilen diğer bir soliter arı da duvarcı arıdır. Bal arıları hem yavaş çalıştıklarından hem de erkek organlarına dokunmaktan çekindiklerinden elma çiçeklerini iyi tozlaştırmazlar. 40 yıl önce Japon çiftçileri çatılara yuva yapan duvarcı arının elmaları tozlaştırmada hızlı ve randımanlı olduğunu öğrenmelerinden beri bu arılar Japonya'da elma bahçelerinde yetiştirilmektedir.
Kâinatın mânâsını ve canlıların yaratılış hikmetlerini araştırmadan, gelişigüzel ve başıboş bir şekilde sanayileşme neticesinde gittikçe artan hava kirliliği ve dikkatsizce kullanılan zararlı böcek öldürücüleri birçok arıyı öldürmekte ve soliter arıların sayısını günden güne azaltmaktadır. Tabii bunun zararını da yine çiftçiler, dolayısıyla hayvan besicileri, en sonunda da bütün bir memleket ekonomisi çekmektedir.
Y. Doç. Dr. Arif Yılmaz