Sızıntı Arşivi

Mayıs 1989 · s. 14 · 4 dakikalık okuma

Arılarda DNA Programı ve Fedakarlık

Arif Sarsılmaz · Doç.Dr. · Tabiat

may89

Doç. Dr. Arif Sarsılmaz

"NATURE" mecmuasının Mayıs 1988 sayısında çıkan iki makaleye göre, işçi arılar arasındaki iş bölümünde, bugüne kadar zannedildiği gibi çevre faktörlerinin değil, genetik programlarının esas rol oynadığı anlaşılmıştır. Halbuki bugüne kadar, işçi arılar arasındaki farklılıkların, henüz larva halindeyken beslenmelerine ve erginlerin ilk tecrübelerinden elde ettikleri malumata bağlı olduğu ileri sürülüyordu.

Ohio Üniversitesi'nden G. Robinson ve R.Page Jr. işçi arıların, bal toplamak için gittikleri yolun mesafesini ve bal toplama şeklini, ayrıca yaban arılarını kovana sokmama ve Ölü arıların cesedini yuvadan dışarı atma gibi vazifeleri öğrenmelerinin babalarından genetik yolla aktarıldığını gösterdiler.

Her canlı türünün kendine has bir genetik programla yaratılışı ve "kader kalemi" dediğimiz bu programın milyonlarca tecellisi "tabiat" dediğimiz canlı sahnede hergün görülmekle birlikte, bu muhteşem DNA programına çevrenin tesirinin ne ölçüde olduğu hususunda ileri sürülen fikirlerde ilim adamlarının inançlarının tesiri de oldukça önemli rol oynamıştır. Bazıları tamamen cebri bir genetik programı kabul ederken, bir kısmı da tamamen cebri bir çevre tesiri şeklinde ifrata varan görüşler ileri sürmüştür. Büyük bir ekseriyet ise hem genetik programın, hem de çevrenin canlılar üzerinde beraberce fakat değişen ağırlıklarda tesirleri olduğunu ve her iki faktörün de (program ve çevre) Kudreti Sonsuzun muhit ilmi ile kuşatıldığını kabul etmektedirler.

Bu zaviyeden bakınca, Kaliforniya Üniversitesi'nden Peter Frumhoff ve Jane Baker, yaptıkları çalışmada, işçi arıların birbirlerini koruma ve gözetme gibi davranışlarında, kuvvetli bir genetik tesirin mevcut olduğunu tesbit ettiler. Bu çalışmada "genetik işaretleme tekniği'nden faydalanarak, arılardaki özel "bakıp gözetme" davranışının belli bir renkle bağlantılı olduğunu buldular. Elde edilen neticeye göre, sadece yapılacak işlerin programı değil, herbir işçi arının kendine has hususi görünümü de genetik şifreyle tesbit edilmektedir.

Arı, karınca ve termit gibi sosyal böceklerin mükemmel içtimâi sistemleri ve bu sistem içindeki kompleks davranışlar, bir asrı aşkın süredir evrimcilerin izah edemeyip de çıkmaza girdikleri temel meselelerden olmuştur. Bizzat Darwin, kısır işçi arıların çeşitli alt grupları arasındaki farklılıkların "tabii seleksiyon veya ayıklanma" fikrine meydan okuyan en büyük gerçeklerden biri olduğunu düşünmüş ve teorisinin aczini itiraf etmiştir. Zira onun kafasındaki paket teori, böyle bir farklılığı kabul etmiyordu; ama bu da gerçekti.

İşçi arıların hepsi kısır dişilerdir; yani birkaç erkek arı tarafından döllenen kraliçe arının kızlarıdır. Bu yüzden, yuvadaki bütün işçi arılar birkaç farklı babadan meydana gelen yarım kardeşlermiş gibi birbirleriyle akrabadırlar. Halbuki, aynı erkek arı tarafından döllenen kraliçe arının oğulları, aynı babadan geldikleri ve dolayısıyla, genetik olarak birbirleriyle tam kardeş oldukları için daha yakındırlar. Bu yakınlık farkından dolayı, işçi arıların, kendileri yerine kardeşlerini tercih ettikleri; yani fedakârlığın ortaya çıktığı kuvvetle tahmin edilmektedir.

Üreme kabiliyetlerini kaybetmelerinin yanısıra, işçi arıların bir kısmı, yuvanın devamlılığı ve huzuru için gıda ararken, diğer bir kısmı da kovanı düşmanlardan korumaktadır.

Yuvadaki işçi arılar arasında mevcut genetik çeşitliliğin, kraliçenin birkaç erkek arı ile izdivaçda bulunması sebebiyle olduğu tahmin edildiğine göre, kovandaki vazife taksiminin bu farklı erkeklerden gelen genlerle tesbit edildiği ve daha döllenmeden önce bunun planlandığı anlaşılmaktadır.

İşçi arılar, aldıkları program gereği, yuvadaki yeni yavru işçi arıları beslemek üzere çalışırlar. Fakat bu işçilerin, nasıl olup da devamlı surette kendilerini ihmal ederek yeni yetişen nesli besledikleri ve bu fedakârlık hissinin biyolojik temelinin ne olduğu izah edilememiştir.

Ayrıca, "işçi arıların genetik programları onları niçin kısır olmaya ve hep başkaları için çalışmaya mecbur ediyor da, kendileri üreyip nesil veremiyorlar" sorusu da cevapsız kalmaktadır.

Enteresan olan bir diğer husus, farklı erkeklerle çiftleşen kraliçe arının, kovanda farklı farklı işler yapan işçi arıların sayısını nasıl ayarlayabildiğidir. Yani kraliçe arı, kovan için gerekli olan çeşitti miktarda ve farklı niteliklerdeki işçi arıyı (bal toplayan, düşmanlara karşı savaşan, kovanı temizleyenler gibi) dünyaya getirmek üzere farklı erkek arılarla yaptığı izdivaçta nasıl bir seçim uygulamaktadır?

İşçi arının, sadece kendine verilen programa göre iş yapmasında başka ne gibi vasıtalar rol oynamaktadır? Bütün bu soruların cevabı Kudreti Sonsuz'un ilim ve kudretinde gizli olduğu halde, bunu kabul etmemek için bazı kısır görüşlüler bu muhteşem programa "içgüdü" gibi ne idüğü belirsiz bir isim takarak sadece kendilerini avutmaktadırlar.

Robinson ve Page, arıların programlanmış bir şekilde belli durum ve şartlara cevap verdiğine inanmakta, dolayısıyla da bir programcıyı kabul etmektedirler. Onları böyle bir neticeye götüren çeşitli sebebler vardır. Meselâ, cenaze kaldırıcılar grubundan bir işçi arı, ölü bir arıya rastladığında onu yuvadan uzaklaştırmakta fakat, kovanın muhafazasıyla görevli bir asker işçi arı, ölüyü gördüğünde, ona dokunmadan bırakıp geçmektedir.

Juvenile hormon (gençlik hormonu) olarak adlandırılan ve böceklerde çok yaygın olan bir hormonun işçi arıların farklı alt gruplarının (kastlarının) nasıldavranacağını belirlemede rol oynadığı bilinmektedir. Ayrıca, arıların davranışlarına tesir eden ve genetik olarak kontrol edilen pekçok hormon mevuttur. Bazı araştırmacılar, arılarda görülen altruism (kendini başkası için feda etme) hususiyetinin ya kısırlığa bağlı veya kraliçenin ifraz ettiği hormonlar vasıtasıyla sebeb-sonuç münasebeti çerçevesinde kısırlığı ve fedakârlık hissini ortaya çıkaran bir sevk-i ilahiye bağlı olduğunu kabul etmektedirler.

Hakikat şu ki, hangi mekanizmayla olursa olsun, bütün hadiselerde önümüze daima o mekanizmanın Programlayıcısı ve O'nun ilmi çıkmaktadır. Mars'a Venüs'e seyahatler yapan, "Yıldız Savaşları" hayaliyle yaşayan insan, göz kamaştıran teknolojisinin bir "Bal Fabrikası" kurmaktan aciz olduğunu unutmamalı...