Sızıntı Arşivi

Mayıs 1989 · s. 16 · 3 dakikalık okuma

Arayışlar

M. Garib · Edebiyat

may89

M. Garib

"Arayı arayı bulsam izini

İzinin tozuna sürsem yüzümü.."

diye diye bir arayışa düşmüşüzdür. Bir arayıştır hayatımız, bahtımız. Bir arayışın mahkûmudur insan, devamlı arayacaktır. Nedir bu aramak zorunda olduğu?.. Sırrı, sırrıdır o. İnsan kendi sırrını arayıp bulacaktır. Arayıp bulacak ve olacaktır. Bulduğu şeyle olacak ve dolacaktır, insan. Aynalarda kaybeder, aynalarda buluruz kendimizi. "Mü'min müminin aynasıdır. " hükmü altın bir ölçüdür, inananlar için. Yoksa insan başka aynalar da bulur, o aynalarda bakar kendisine. O aynalarda değer biçer varlığına. Ya eşyanın, ya hayvanatın, veya o cins insan gölgelerinin aynasında kaybederek buldum sanır kendini. Bir kutlunun deyimiyle, "Altın, para için ne ise; mü'min de insanlık için odur." İnsanlığın endam aynası, iç ve dış aynası, ruhun kendi aksini görebileceği ideâl ayna, Yunus'un izini sorduğu aynadır, tozuna yüz sürmek için aradığı izin aynası. O, insanlığın ufkudur. Ufuk insandır. İnsan, ancak o aynada bulup görecektir özünü.

"Ruh ufuksuz yaşamaz.'' diyor Yahya Kemal. Ve, "dağlar ufkunda mehabet, ova ufkunda huzur, deniz ufkunda teselli duyulur." diyor. Ruhun, ezeli lezzetini yalnız onlarda bulacağını söylüyor. Ancak, bu ufuklar, ruhu belli vakitler için avutur. Onun yalnızlığını tam gideremez. Ruh kendine bir Ruh Ufku arar daim. İnsan, ancak bir başka insanla idrak eder kendini. "Ben", bir başka Benle bulur varlığını.

Mutlak olanla dudak dudağa, en geniş ufuk, Peygamber ufkudur. Zirvedir, O, İnsan, oradan bakmalı kendine. "Mânevi ufku çok engin ulu peygamberler" insanı ideâl ufka çeker ulaştırır. Kundakla kefen arasında gerili ömrünü böyle bir arayış ve anlayış ufkunda tüketmeyen, "Hak nasib eylese görsem yüzünü— Ya Muhammed canım arzular seni" demeyen, diye diye gezmeyen hangi ufka ermiştir, neyi bulmuş ve ne olmuştur?

"Ey aşk eri aç gözünü, yeryüzüne eyle nazar" diyen Yunus, bizi bir ufka çekiyor. Toprağının altı ve üstüyle, geçmişi, şimdisi ve geleceğiyle bütün bir yer yüzüne. Böyle bir tabloya ''Aşk" ile bakılmalıdır. Aşk kılıncını kuşanmadan gezen er, tâğut çerilerine yenilir, yolda kalır, kaybolur. Oysa, Aşk Erinin aradığı, kendi özü, kendi ruhu, kendi varlık hikmetidir. Onun için, "İş bu vücudum şehrine, bir dem giresim gelir-İçindeki Sultanın yüzün göresim gelir." der. Sözünü işitip de yüzünü göremediği o sultanı merak etmekte, hatta yüzünü görmek için çanını bile vermeye razı olmaktadır. Büyük Mevlâ'na öyle diyor ya, "Ah, cam aynasında ten suretini gördüğün gibi, can aynasında da ruhunu bir görebilsen, kıyamete kadar ayılamazsın." Ah, o nasıl Sultandır ki Yunus onu görmeye can atıyor? Onu görmenin yolu ölmeden önce ölmek midir yoksa? Yunus, o sultanın halvetini biliyor. Onun yedi hücresi vardır. Her kapıda bir kişi yüz bin çerisi vardır. İşte bütün bu engeller Aşk kılıcını kuşanarak kırılır ve asılır, fakat buna da "Marifet" gerek. O da erenlerin sohbetinde bulunur. O sohbete de "Dertliler" alınır ancak. Şeyda-yi Rahman olanlar alınır. Gerçek İsmail gibi kurban olanlar alınır. O zaman Erenlerin Nazarı toprağı gevher eyler. Aşk Eri, Erenler kademinde toprak olursa nefsi de dört tabiat içinde can sırrına, aşkla, gizlice varır, ulaşır.

Erenler, Aşk Erinin ufkunu aydınlatan zirvelerdir. Onlar Aşk Erini ideâl ufka hazırlar, döndürür, yürütürler. O er, orada maksuda erer. Zira herkes maksudunun resmini taşır. Her ne yana bakarsa, orada, o ufukta maksudunun yüzüyle karşılaşır. Safi gönülde, sırrını bulmuş gönülde bir nabız gibi vuran tek söz: La maksude illa hu" olur artık. Arayışlarımız bizi bu ufka itmiyorsa, Erenler izi o yöne gitmiyorsa, ellerde "La" süpürgesi, "illa" sarayının yolunu yitirdik demektir.

Sahte vakitler ve sahte nakitler içinde kaldık. Sentetik bir zamanın suni ışıkları içinde kaybolayazan benliğimizi nasıl bulup nasıl koruyalım? Sokaklar, caddeler ve meydanlar, ufuklara kapkara dumanlar püskürten çerilerle dolu. Ruh atmosferi şeytan soluklarıyla sürekli kirleniyor. Ruh bu hava kirlenmesine mahkumsa o saraya nasıl ulaşılır? Kendi öz dünyasını, kaybolmuş cennetini yeniden bulmuş, öz ruh iklimini kurmuş gönüllerin kokusu da duyuluyor. Yemen kokuları da geliyor artık. Gönül prizmanı hep karanlığa tutma. Onu hiç Rahman aydınlığından çevirme. Allah'ın boyasıyla boyanmış gönüllerin yüzlerine çevir. Onlar ruh prizmalarının tayflarıyla kutlu Kitab 'ı aksettiriyorlar. Yarasa tabiatlılar dönüp bakamazlar, baksalar da anlamaz rencide olurlar. Nur suretinde kandil misin ey gönül? Itrinı ne güzel süzmüş süzen. Rengini seklini ne güzel düzmüş düzen? Sen ne güzel, ne engin ufuksun ki bakışlar sende yorulmuyor. Aksine mehabet, huzur ve teselli duyuyor. Sen, insanlığın ideal ufku, iftihar tablosuna açılan pencere misin? Sen, o kutlu iklime giden yola açılan kapı mısın? Yoksa O'nu temsil eden yapı mısın?