Sızıntı Arşivi

Nisan 1989 · s. 26 · 4 dakikalık okuma

Anne Mahrumiyeti Sendromu

Osman Küçükmehmedoğlu · Dr. · İnceleme

nis89

Dr. Osman Küçükmehmedoğlu

Bütün canlılar içerisinde en uzun süreyle bakım gerektiren insan yavrusudur. İnsanın kendi kendine yeterli duruma gelebilmesi, uzun seneler sabırla, sevgiyle, şefkatle, dikkatle bakılıp beslenmesi ve korunmasıyla gerçekleşir. Süt çocuğunun sadece gelişmesi değil, sağ kalabilmesi dâhi özenle bakılmasına bağlıdır. Bu durum şüphesiz, insanoğluna Yaratıcısı tarafından bahşedilen, onun bütün canlılar içinde en gelişmiş ve en kâbiliyetli bir yaratık olma özelliği ile ilgilidir. Ancak insan, yapısının mükemmelliği ve kâbiliyetlerinin üstünlüğü ölçüsünde nârin bir yaratıktır aynı zamanda.

Doğumdan 12. aya kadar olan anne-bebek beraberliğine "müşterek hayat" veya "simbiyotik devre" denir. Bu devrede bebekte anneye karşı derin bir bağlanma (attachment) hissi oluşur. İlk 6 ayda, anneyi kendisinden ayrı biri olarak farkedemeyen bebek, bundan sonra anneyi artık başka bir varlık olarak algılamaya başlar (1a).

Anne sevgisi bu devrede çocuğun ruhi kişiliğinin tohumunu atarken, bebeğin "Temel Güven Hissi"ni geliştirir. Yine anne sevgisi zekâ ve diğer ruhi yapıların gelişmesini ve çocuğun içtimâi hayatta yerini almasını sağlayan en önemli faktördür. Annenin çocuktan kısa veya uzun süreli ayrılması, bu bağlanma hissinin oluştuğu çocukta ayrılma bunaltısını (seperation anxiety) ortaya çıkarır.

Asrımız ruh hekimlerinden Dr. R. Spitz "yetersiz annelik" meselesini ilmî olarak inceleyerek, yetersiz anne sevgisi gören çocuklarda "kısa süreli" ve "uzun süreli anne mahrumiyeti" adı altında iki klinik sendrom tanımlamıştır.

nis89

Kısa Süreli Anne Mahrumiyeti (Anaclitic Depression)

Bebeklik depresyonu olarak da bilinir, özellikle ilk 6 aydan sonra, bazı bebeklerin annelerinden birden ayrılmaları veya bakımevlerine verilmeleriyle ortaya çıkan akut ve ağır bir ruhi hastalıktır.(2)

Anneden ayrılarak yuvaya verilen çocuklar ilkönce çok şiddetli, uzun süreli, dindirilemeyen ve yatıştırılamayan tarzda ağlamalarla tepki gösterirler. Kısa-süreli susmalar esnasında yanlarına birisi yaklaştığında tekrar ağlamaya başlarlar. Sustuklarında yüzlerinde yorgun ve küskün bir ifade belirir (protesto devresi). Yemek yeme giderek azalır, kilo kaybı başlar, fizikî gelişme durur, kusma ve ishal görülür. Sonraki 2-3 hafta zarfında bir durgunluk ortaya çıkar. Bu devrede küskün ve üzüntülü hal belirgindir (depresyon devresi). İkinci aydan sonra da çocukta hissî tepkiler giderek azalır ve küntleşir; çocuk çevreye ve yanına yaklaşanlara ilgisiz kalır. Yavaş yavaş ağlamaların yerini inlemeler alır (içe kapanma devresi) (1b). Dr. Spitz'in bebeklik depresyonu ismini verdiği bu tepkinin mânâsı nedir? Anlaşılan odur ki, çocuk, anneden ayrılışı tepkiyle karşılıyor, sonra da matemini tutuyor. Ancak ümidi kesilince ruhi çöküntüye uğruyor ve içine kapanık bir kişilik kazanmaya başlıyor (3a).

Annenin 3 ay içerisinde dönmesi durumunda bebek iyileşmekte ve tekrar eski halini kazanmaktadır. Ayrılık 3 ayı geçtiği takdirde geriye dönüş ve iyileşme olmamakta, bebekte giderek uzun süreli anne mahrumiyeti yerleşmektedir.

Uzun Süreli Anne Mahrumiyeti (Yuva Hastalığı):

Küçük yaşlarda ailelerinden ayrılıp yetiştirme yurtlarına verilen veya uzun süre hastanede kalan çocuklarda görülen sendromdur. Bedenî, ruhî, içtimâî ve zihnî gelişme eksiklikleriyle karakterize olur.

Özellikle simbiyotik devrede çocuk için "teke tek ve yeterli bakım" elzemdir. En programlı ve profesyonel yuvalarda bile bebekler, annenin sağladığı yakınlığı, sıcaklığı ve sevecenliği bulamazlar. Bu tür bakım evlerinde en iyi şartlarda dahî yaklaşık 15 bebeğe bir bakıcı düşmekte, bu da bebeğin beslenme ve bakımına yetecek bir alâkadan öteye birşey sağlayamamaktadır. Bebekle içten ilgilenme, kucağa alma, sevme, okşama, konuşup gülme eksiktir. Başka bir deyişle bebek, çorak bir toprakta yetişen bitki gibi kavruk ve cılız kalmaktadır. (3 b).

Erken yaşlarda ailelerinden ayrılıp yetiştirme yurtlarına verilen çocuklar anlayış ve adaptasyon güçlüğü gösterir, uyarmalara geç ve güç cevap verirler.

Oturdukları yerde sallanma, bir yere yaslanma, başını duvara vurma, saçlarını yolma, kulak memesiyle oynama ve kafa sallama hareketleri bunlarda çok görülür. Bu tür davranışlar, anne eksikliği hisseden çocuğun kendi kendisini uyarma ve ruhundaki boşluğu doldurma çabalarıdır. Ayrıca yalancı zekâ geriliği (secondary mental retardation) de bu çocuklarda sık görülür ve kalıcı olabilir. Zira, çocuk normal bir zekâya sahip olarak doğmuş olsa bile zekâsı biçimlenememektedir. Küçük yaşlarda yuvaya verilen çocuklar 3-4 yaşından sonra tekrar annelerine kavuşsalar bile zekâları normale dönmeyebilir. Beslenme ve bakım yönünden uygun şartlar içinde bulunsalar dahi, böyle çocuklar arasında hastalanma ve ölüm nisbetlerinin yüksek olduğu, araştırmalarla tesbit edilmiştir. Bunların yürüme, konuşma ve tuvalet eğitimleri geridir. Boy ve kiloları akranlarının altındadır (lc). Sevgiye susamışlardır ama sevgi ve yakınlık gösterildiğinde kuşkulu ve kayıtsız davranırlar.

Güven hissinden mahrum çocuklardan bazıları içine kapanık, çekingen, sıkılgan ve pasif bir kişilik kazanırken, birçoğu da kavgacı ve saldırgan olur; hırsızlık ve okuldan kaçma gibi davranış bozuklukları gösterir. Bunlar arasından, yetişkinlik döneminde suça yönelenler çıkar (3c). Ruh hastaları ve suçlular arasında yapılan araştırmalarda, bu kişilerin çocukluklarında şu veya bu sebeble anne ve babalarından ayrı kaldıkları tesbit edilmiştir. Bunlar ayrıca, depresyon ve intihar eğilimi de göstermektedirler. (4).

Ne yazık ki, "Uzun Süreli Anne Mahrumiyeti"nde ortaya çıkan rahatsızlık ve kişilik bozuklukları kalıcı olmaktadır. Bebek ne kadar erken ve ne kadar uzun süreyle yuvaya verilirse, tablo da o ölçüde üzücü olmaktadır.

Netice olarak, ilk yıllarda annenin yavrusuna gösterdiği ilgi ve sevgi, bebeğin geleceği açısından o kadar önemlidir ki, bu açık sonradan kapatılamamaktadır.

Yuvalardan alınıp evlât edinilen çocuklarda da bu durum açıkca müşahede edilmektedir. Bu çocuklar sonradan bir anneye kavuştukları halde, uzun süre uyum sağlayamamakta, ondan gelen sevgi ve alâkaya karşılık verememekte ve sokulgan davranamamaktadırlar.

Kaynaklar:

1) Öztürk, O.: Ruh Sağlığı ve Bozuklukları,Nural Mat. 1988. a) 379, b) 382.

2) Spitz, A. A.: Anxiety in Infancy, 1950, s. 138 - 143.

3) Yörükoğlu, A. : Çocuk Sağlığı, İş Bank. Yay. Ank. 988, a) s.29, b)30, c)33,d)34

4) Brown, F.: Depression and Childhood Bereavement 1961, s. 754.