Sızıntı Arşivi

Kasım 1994 · s. 5 · 5 dakikalık okuma

Alerji ve bağişıkşıl sistemi

Numan Yiğiter · Tıp

kas94

Numan Yiğiter

Her canlının hayatını sürdürebilmesi için, iç ve dış çevreden gelen kendisine zararlı şeylere karşı kendini koruyacak güvenlik sistemlerine sahip olması gerekir. Yüce Yaratıcı, her canlıya uygun bir güvenlik sistemi vermiştir. Bağışıklık sistemi olarak bilinen güvenlik ve koruma mekanizmaları, en kompleks şekliyle insanda mevcuttur. Bizim bağışıklık sistemimiz yeryüzünün en mükemmel ve organizeli ordularından daha mükemmel bir şekilde çalışmaktadır. Bu sistem, hastalık yapıcı bakteri, virüs ve diğer zararlılara karşı güdümlü roketlere benzetebileceğimiz antikorlar üreterek bizi hasta olmaktan korur. Bu antikor üretim işini sağlıklı ve doğru yapabilmesi için, kendinden olanıyla olmayanı ayırt edebilmesi gerekmektedir. Ve bağışıklık sistemi %99'a varan doğrulukta bu işi gerçekleştirmektedir. Çok az bir ihtimalle de olsa kendisinden olan antikor ile yabancı antikorları ayırt edemediği durumda “alerji” ortaya çıkmaktadır.

Alerjiye çiçek tozlan, bakır paralar, nikel kaplı gözlük çerçeveleri, Hint kirazı (mango), böcek sokmaları, sıcak, soğuk vb. gibi daha birçok faktör yol açabilir. Bunların sebep olduğu alerji, deride bir kızarıklığa yol açacak kadar hafif olabileceği gibi pek çok rahatsızlığa da yol açabilecek kadar ağır da olabilir.

Bazı durumlarda alerji ırsî olabilir. İnsan yaşlandıkça, bağışıklık sistemi de zayıfladığından, yaşlı kimselerde alerjik reaksiyonların görülmesi daha sık olur.

Alerjiye yol açan antikor tipi İmmunoglobulin E'dir(IgE). IgE antikoru, normal sağlıklı insanlarda belirli bir oranda sentezlenirken, alerjik reaksiyon gösteren kişilerde, IgE miktarı 10 misli fazla sentez edilir.

Alerji yapıcı madde ile vücudumuz ilk karşılaştığında bol miktarda IgE antikoru ortama salınır. Bu IgE antikorları sindirim ve solunum sisteminin iç yüzeylerini kuşatan epitel doku arasında yer alan milyonlarca sayıdaki mast hücrelerine tutunurlar. Bu safhada IgE antikorlarının yüzeylerine bağlanmış haldeki mast hücreleri, ateşlemeye hazır mayınları andırırlar. Alerji yapıcı ajan vücuda girer veya ortaya çıkarsa, bu hücreler patlar ve içlerindeki histamin ve benzeri molekülleri dışarı boşaltarak yabancı olarak algılanan alerjenler öldürülmeye çalışılır. Antikor çeşitlerinin pek çoğu vücutta sadece üç hafta civarında kalırken, IgE antikorları ve üzerlerinde taşıdıkları mast hücreleri, yıllarca vücutta tahrip edilmeden muhafaza edilirler.

Bu durum bize, çocuklukta penisiline alerjik reaksiyon gösteren kişinin, erişkin hayatında da aynı reaksiyonu göstermesini izah eder. Başka bir ifadeyle altı yaşında iken yapılan IgE antikorları kırk yaşına ulaşıldığında mast hücrelerine tutunmuş vaziyette hiç bozulmadan, hayatiyetini ve fonksiyonunu devam ettirebilmektedir.

Bir kimsenin alerjik reaksiyon oluşturabilecek kadar IgE antikoru üretebilmesi için alerjenlere birkaç defa belirli aralıklarla maruz kalması gerekir.

Mesela, bitki tozlarına karşı alerjik reaksiyon oluşabilmesi için üç beş mevsim bu polenlere vücudun maruz kalması gerekmektedir. Alerjen ilk defa vücuda girdiğinde, IgE antikorları tarafından karşılanır. Bu karşılama, mast hücrelerinin histamin gibi güçlü kimyevî maddelerin çevreye salgılanmasını engelleyen bir hâdisedir. Histamîn molekülleri yabancı ve zararlı olarak görülen alerjenleri tahrip ederken, çevre dokularda iltihaba yol açarak, kendi dokularına da zarar verir. Meselâ bu karşılaşma, burun, sinüs ve gözlerdeki mast hücrelerini uyarmışsa, alerjik rinit (saman nezlesi) oluşur. Derideki hücreler uyarılırsa, ürtiker hastalığı ortaya çıkar.

Besinlere ve ilaçlara karşı görülen alerjik reaksiyonlar, deride kaşıntılar, kusma ve ishal şeklinde kendini belli eder. Yine alerjik rahatsızlıkların en iyi belirtilerinden olan saman nezlesi astıma benzer solunum güçlükleri, çevremizde en sık gördüğümüz alerjik rahatsızlıklardır.

kas94

Polenlerin (çiçek tozlarının) bahar mevsiminde havayı kapladığı anda bazı kimseler mevsimlik bahar alerjisine yakalanabilecekleri gibi; sıkıca kapalı, havalandırılmayan evlerdeki tozlar da, kışın alerjik rinite sebep olabilir. Kullandığımız eşyalar, evlerde beslenen hayvanların tüyleri ve çevremizdeki herhangi bir madde veya toz tanecikleri alerjik olarak fonksiyon görebilir. Değişik bünyeler farklı hassasiyette bağışıklık sistemine sahip olduklarından, herkes farklı şeylere karşı alerjik reaksiyon gösterebilir.

Sabah erken saatlerde havada polen miktarı oldukça fazladır. Evlerde ve bürolarda kullanılan klimaların havalandırma filtreleri, dışarıdaki havada bulunan polenlerin %99'dan fazlasını tutarak içeri girmesine mâni olur.

Alerjik hastalıklardan en iyi korunma şekli, alerjenlerden uzak durmaktır. Bu ise çoğu zaman mümkün olmaz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu alerjenler, günlük hayatta kullandığımız şeylerden biri olabilir. Tedavi daha çok koruyucu ağırlıklı olmalıdır. Bu yüzden polenler alerji yapıyorsa, sabah erken saatte dışarı çıkılmamalı, çalışılan odalar havalandırmamalı, varsa bunun yerine klimalar kullanılmalıdır. Kedi ve köpek gibi evde beslenen hayvanların tüyleri ve onlarla temas, alerjiye yol açıyorsa, bunlar evlerde beslenmemelidir. Bu ve benzeri koruyucu tedbirler çare olamıyorsa, kortizon veya antihistaminik ilaçlar kullanılabilir. Bu ilaçlar, mast hücrelerinden histamin salgılanmasını geçici olarak baskılar. İlaç vücuttan atılınca, mast hücreleri patlayarak histamin moleküllerini çevreye salar. Korunma çok iyi gerçekleştirilmez ve alerjik reaksiyonlar şiddetlenirse, bu ilaçlar alınmaya devam edilir. Ancak antihistaminik ilaçların çoğu uyutucu tesire sahip olduğundan ekseriyetle ilacı alan kişide uykulu bir hâl oluşur.

Arıların ve diğer böceklerin sokmalarına karşı kuvvetli alerji şoku yaşayan kimselere uygulanan tedavi şekli oldukça başarılıdır. Bu kimselere kendilerini rahatsız eden alerjenlerden düzenli olarak enjekte edilir. Bu şekilde, IgE antikor üretimi teşvik edilir ve sonuçta, vücutta IgE antikorları artırılarak kişi bu alerjenlere karşı korunmuş olur. Bu tarz tedavi, alerjik septomlarda (belirtilerde) %85 oranında azalmaya yol açar. Ancak bu uygulama pahalıdır ve doktor kontrolünde uygulanır. Tedavinin neticeleri bir yıl sonra alınır.

kas94

Astım ile alerji farklı hastalıklar olmasına rağmen, 15 yaşın altındaki astımlı çocukların %90'ı alerjik rahatsızlıklara maruzdur. Yapılan araştırmalar bu çocuklarda alerjilerinin astıma yol açtığını göstermiştir. Unutulmamalıdır ki, astımın yegâne sebebi alerjiler olmayıp, solunum yolu enfeksiyonları, iş yerlerindeki kimyevî maddeler ve çocukken sigara dumanına maruz kalma da astıma yol açabilir.

Evlerimizdeki toz, alerjik hastalıkların ana sebeplerinden birini oluşturur. Evdeki tozu, temizlik yaparken soluma, orta şiddetteki bîr kaşıntıdan, nefes darlığına kadar uzanan değişik semptomlara yol açabilir. Astımlı hastaların %40 ile %80'i ev tozunun içindeki partiküllerin bazısına karşı alerjik reaksiyon gösterebilir.

Ev tozunu teşkil eden partiküller, insan ve hayvan kılları, küf sporları, gözle görülmeyen lifçikler, tüycükler ve ölü toz keneleri ve onların havada taşınan pislikleri başlıca alerjen moleküllerdir. Tozun içinde yaşayan toz keneleri, dünyadaki en önemli alerjendir ve nisbi nemin %50'nin üzerinde olduğu yerlerde yaşarlar. En çok sevdikleri yerler, halılar, nevresimler, yastıklar ve mobilya eşyalarıdır Toza hassas insanlar, vakumlu temizlik süpürgelerini kullanmamalıdır. Zira onlar uzaklaştırdığından daha fazla tozu etrafta toplar.

Alerjik hastalıklar önceleri daha azken, bilhassa son elli yıldır yeni yeni üretilen sentetik malzemelerin artmasına paralel olarak alerjik bünyelerin de sayısı artmıştır. Bu açıdan alerjiye karşı en mühim korunma yolları, temizlik ve fıtrî yaşayış, yani mümkün olduğunca sentetik eşyadan uzak durup tabiî malzemeden yapılan eşya ve kıyafetleri tercih ermektir.