Sızıntı Arşivi

Mart 1988 · s. 80 · 2 dakikalık okuma

Acılarımız

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

Nice aydınlıkları özlüyoruz beraberce, yalnız bazen kaoslu atmosfere düşüyoruz. Giriveriyoruz bilmeden meçhul bataklıklara, yalnız ve mukedder olarak feryat ediyoruz. İşte toplumdan kaçışın, kardeşlik fikrinden ayrılışın, uhuvvet şualarıyla kalbi tam yoğurmayışın ceremesi...

Gözyaşlarımızı ceyhun etmeyişimizin acısını da çekiyoruz bazen. Nice menfur hadiseler içimizi burkuyor. Gençliğin acınacak hali boğazımıza takılan bir dikenli lokma gibi bizi hüzün dalgalarıyla boğulacak hale getiriyor. Fakat biz yine kendimize gelemiyoruz. Bu zavallığımızı aşıp bir Heraklit edasıyla yangına, gönülleri kavuran inançsızlık ateşine ab-ı hayatla koşup söndüremiyoruz. Zira bu iş, önce kendinden başlamayı gerektiriyor. Pehlivanlığı önce nefse göstermeyi gerektiriyor. Ve bu cihetle kendimizi yenemediğimizden, bütün bildiklerimiz beynimizde kalıyor. Belki çürüyor ve bizi de çürütüyor. Aklımızı, hislerimizi, duygularımızı dumura uğratıyor.

Acılarımız derken her birimizin acısı aynı, ızdırabı aynı olduğundan söylüyorum. Değil ki bütün yürekler ebed, ebed diye çarpar. Değil mi ki her his ve duygu, sonsuzlukla neşvü nema bulmak ve sümbüllenmek ister. Değil mi ki her yürek, Hakk’a aşk kanatlarını açtı; gayri onun önüne en cazip şeyleri de koysanız kor gözleriyle eritir; ateşten gagasıyla bir kartal gibi o engeli delip geçiverir. Değil mi ki her acımız doğruluktan uzaklaşmaktır. Hakka bigane kalıp yad ellerde kapı kapı teselli arayışımız ve bundan biçare hale düşüşümüzdür, bütün derdimiz. Yaradanımız, Rehberimiz, Kudsi Beyan’ımız bir olduğu halde birbirimize düşman oluşumuzdan, bütün ızdırabımız. Öyleyse acılarımız birdir, bu büyük dert ve yaraya tedavi sadedinde ilacımız, merhemimiz de birdir.

Öyleyse bu acılar girdabından kurtulmanın yegâne çaresi dertlerimizin davası olan Sonsuz Kudrete tam yönelip önce yaşayıp sonra idealimizi yaşatma azmi içinde olarak kulluk borcumuzu tam ödemek ve bu nurlu ve ışıklı yolda ilelebet sabit kadem olmaktır.

Yıldızları tac edip başımıza da koysalar, içteki bu sonsuzluk ateşinin yaktığı, yüreğimizdeki acılar dinmeyecek ve biz daima ızdırab mengenesinin arasında iniltili feryatlarımızı göklere yükselteceğiz.

Bizi en büyük makamlara layık görseler, en yüce mevkilere getirtip oturtsalar, yaralı yüreklerimiz bunlarla da tatmin olmayacak ve dertli bir ana gibi inleyeceğiz; çileli gönüllerimizi serip insanlık semasının üzerine kanat gibi dağılmış zülüflerinin her teli yas tutan saçlar gibi...

Hiçbir zaman bizi aldatamayacaklar, gönüllerimizi fanilerinkilere çeviremeyecekler. Zira ok saplanmıştır, bu acılar otağı gönüllerin tam ortasına. Bir ateşin mızrak batmıştır. İniltili feryatların yükseldiği çaresiz ümitsiz, zavallı kalblere.

Bize ancak merhem olacak vefalı dost ötelerdir. Öteleri elinde tutan, kâinata sözünü geçiren, Sonsuz Kudret ve kuvvetiyle her şey ona musahhar olan ve her şey emrine itaat eden, Yüce Sultan, Ulular ulusu Rabbimizdir.

Mehmet Erdoğan