Temmuz 1992 · s. 4 · 7 dakikalık okuma
20.y.y.''ın Modern Mankurtlaştırma Aracı TV (Televizyona Aykırı Bir Bakış 2)

TELEVİZYON VE EĞİTİM
Televizyonu önemli yapan unsur tembel medya olması yani insanın onu seyretmek için özel bir gayret sarfetmeyecek olmasıdır.
Göze hitap etmeyi temel metodolojisi olarak seçtiği için, akıl hafızasını fakirleştirip görme hafızasını ön plana çıkaran televizyon, yoğun ve dikkat gerektiren okuma alışkanlığına dayanan bir kültürü derinden sarsmıştır. Onun yerine en ciddi konulara bile hep eğlence, karikatür, skandal ve temaşa açısından yaklaşan gayri ciddi, asalak, saldırgan ve subjektif bir kültür nev'i olan "Kütle Kültürü"nü geliştirmiştir. (1)
Aslında günümüz televizyonunun. İnsana birşeyler öğretme yönü yok denecek kadar azdır. Bunun objektif sonuçlarını T.R.T. tarafından 2185 kişi üzerinde yapılan bir ankette görebiliriz. Bu ankete göre, "Niçin televizyon aldınız?" sorusuna verilen cevaplar oldukça dikkat çekicidir:
Ucuz eğlence olduğu için..............%30.7
Ailem istediği için.........................%29.9
Haberleri yakından izlemek için....% 22.1
Herkes aldığı için...........................% 3.0
Başka sebeplerle............................% 1.4 (2)
Görüldüğü gibi bilgi ve kültürü artırmak İçin televizyon alanlar ancak % 22.1 gibi bir oran teşkil etmektedir.
Paul Lazersfeld'de konuyu pekiştirici mahiyette şunları söylemektedir: "Genellikle insanlar, kitle iletişim araçlarından yeni bir şeyler öğrenmek eğilimi taşımamaktadırlar. Bütün aradıkları, bu araçların halihazır fikir, kanaat ve eğilimlerine cevap vermesidir." (3)
Televizyonun çocukların eğitimi üzerindeki tesirine gelince, karşımıza pek aydınlık, bir tablo çıkmamaktadır.
A.B.D'deki çocuklann pek çoğu günde 4 ile 6 saat arasında televizyon seyretmektedirler. Lise seviyesine gelen bir çocuğun 15.000 saat televizyon, 650.000 adet reklam izlediği hesaplanmıştır.
California Eğitim Dairesi'nin yürüttüğü ve yarım milyon 6 ile 12. sınıf öğrencisini içine alan 1980 yılı araştırması, çok fazla T.V. seyretme (günde üç veya daha fazla saat) ile düşük imtihan sonuçlan arasında güçlü bir istatistiki bağı gözler önüne serdi.
Eğer bu karanlık tablo, televizyon ile içli dışlı büyüyen bir çocuk nesli üzerindeki, televizyon seyretmenin ilk sonuçlarıysa ve bu çocuklar çoktan tükenmiş aile vasatı içinde büyüdüğünde, birkaç nesil sonra, bunun birikimli sonuçlan git gide çok daha ciddi bir durum oluşturacaktır. (5)
Kanada'nın televizyon yayınlarının ulaşmadığı ücra bir yerinde yapılan bir başka araştırmada da 137 öğrenci lisan ifade kabiliyetleri bakımından incelendi. Daha sonra bu bölgeye televizyon yayınlan ulaştı ve birçok aile televizyon aldı. İki yıl sonra da aynı öğrenciler bir kere daha test ediidi ve bunların sözlü ifade kabiliyetinin büyük ölçüde gerilediği ortaya çıktı. Neticede televizyon, insanların okuma, düşünme ve konuşma zamanlannı çalarak dil ve ifade gücünü büyük ölçüde dumura uğratmaktadır. (6)
Çocukların zeka, dil ve ifade göçlerinin dumura uğraması bir yana, inanç ve ahlaklarının zedelenmesi de apayrı üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.
Ülkemizde yapılan bir araştırmada: "1988 yılı T.V. çocuk programlan içinde Voltran ve He-man isimli dış kaynaklı çizgi filimler, çocuklarımızın (6-14 yaş arası) % 68'i tarafından hiç kaçırılmadan, % Î6'sı tarafından da sık sık seyredilmiştir.'' Daha açık ifadeyle, çocuklarımızın % 90'a yakını Allah'dan başka insana hükmeden güçlerin olduğunu anlatan hayal mahsulü yayınları izlemişler ve körpe dimağları bilmeden inancımıza aykırı görüşlerle kirletilmiştir. (7)
HOMOJEN BİR TOPLUMA DOĞRU
Herbert Morcuse televizyonu, "Sanayi toplumunun ideolojisini yayan ve tek boyutlu bir toplum ortaya çıkaran bir araç" olarak niteliyor (8) ve Morcuse bu tesbitinde hiç de haksız değil.
Sanayi toplumunun ideolojisi, büyük (kitlevî) çapta üretim ve tüketime dayanmaktadır. Günümüzde üretim ve tüketim sadece ekonominin unsurları olarak kalmayıp kültürel bir kimliğe de kavuşmuşlardır. Batılı uluslararası dev holdingler, mallarını dünyanın en ücra köşesindeki insanlara da satabilmek için, toplumdan topluma değişen kültürel kimlikleri ortadan kaldırıp, aynı hayat tarzını benimseyen tek boyutlu (homojen) toplumlar ortaya çıkarma gayretindedirler. Bunu da yan kuruluşları olan televizyon şirketleri aracılığı ile yapmaktadırlar.
Yapılan istatistikler, sadece Amerikan yapımı Bonanza dizisinin 350 milyon civarında seyircisinin olduğunu ortaya koymaktadır. Bu ve benzeri dizileri gösteren güçlü sermaye kaynaklarına sahip Batılı milletler, kendi popüler kültürlerini her yana yaymakta ve neticede Japonya'dan Şili'ye kadar aynı maçın heyecanını duyan, aynı liste başı parçalan dinleyen, aynı marka blue jeansı ve tişörtü giyip kovboy reklamlı sigarayı içen, aynı hamburgeri yiyip üzerine kola içen ve dünyada binlerce mazlum katliama maruz kalırken, kuzey buz denizindeki balinalara matem tutup, Şarlo'ya gülen büyük dünya köyünün tek tip insanları (robotları) oluşmaktadır.

Sosyolog Jeremy Tunstall bu kültürel çeşitliliğin yok olma tehlikesini şöyle dile getirmektedir: "Nasıl ki bir hayvan veya bitki nev'inin yok olması ekolojik dengeyi sarsıp, biyolojik hayatı tehlikeye sokuyorsa, kültürel hayatın çeşitliliğinin yok olup, dört bir yanda tek düzeliğin hakim olması da aynı şekilde insanlığın geleceğini tehlikeye sokmaktadır." (9)
OYUNCAKÇILARIN ELİNDE OYUNCAK OLAN ÇAĞDAŞ İNSAN(!)
İslam'da yabancılaşma, esas itibariyle ruhun yabancılaşmasıdır. Varlığımızın özü olan ruh, İlahî âlem ile irtibatta olduğu sürece ondan feyz alacak ve aslına uygun tarzda beslenecektir. Bunun yolu da, insanın her an Allah'a bağlı olduğunu hatırlamaktan geçmektedir.
Ruhun İlahi âlem ile olan irtibatının kopukluğu, onu madde dünyasındaki varlıkların (oyuncakların) içinde kaybolmaya kadar götürür. Bu madde bataklığında boğulma da onun kirlenmesi için kafidir. Aslından uzaklaşarak yabancılaşan ruh, kirlendiği için İlahî âiemden gelen ışıkları alamaz. Dolayısıyla İslam, hem kirlenmiş ruhu aslî temizliğine kavuşturmak, hem de temiz ruhun kirlenerek yabancılaşmasını önlemek için çeşitli ibadetler getirmiştir. Bunlardan biri de Allah'ın belli gayeye mebni olarak yarattığı gecenin değerlendirilmesi, ihya edilmesidir. Fakat bugünün modern çağ insanı, hayatını İdame ettirebilmesi için sistemin ezici çarkları içinde gündüz çalışıp didinme zorunda olduğundan, geriye kalan gecesini, kirlenen ruhunu temizleyip İlahî mesajlara açık tutabilmek için değerlendirmesi gerektiği halde o, geceyi gayesinin dışında televizyon seyrederek geçirerek tiryaki haline gelmiştir (getirilmiştir). Artık ruhunu unutup sadece hazları için yaşayan ve herşeye midesinden bakan zavallı kitleler, herkesin el ayak çektiği bu hususi zaman diliminin bereketinden ve insanın iç dünyasına açtığı ufuktan habersiz güneşi üzerlerine doğurtarak bir fasit daire içinde koşuşturup durur hale gelmişlerdir.
Seyredilen şeyler insanı narkozlamaya yönelik değil de insanın "varlık sancısı" çekmesine percere açacak şeyler olsa kimsenin birşey diyeceği yok. Kaç insan gösterebilirsiniz ki televizyon seyrederek, öldükten sonra dirilme hakikatına inanıp da hayatını o büyük gerçeğe göre istikamete soktuğunu? Cevap: Koca bir hiç... Televizyonun demirbaş haberi olan trafik kazaları da olmasa, insanlar neredeyse ölümü hiç hatırlamayacaklar.
İnsanı yaratılış gayesinden uzaklaştıran (şeytanî kültür sahibi) Batılı Muktedir Adam'ın, insanlar "neden?" ve "niçin?" sorularını soracaklar diye ödü kopmaktadır. Bunun için de onların yaşına göre oyuncaklar icad edip durmaktadır. Bu oyuncakların en tesirlisi ve cazibelisinin de sihirli beyaz cam olduğunda şüphe yok.
Dün, Avrupa'dan kaçan bir avuç kanun kaçkını, anarşist, ve yağmacı korsan, nasıl Amerikan yerlilerini incik boncukla aldatıp soyup sovana çevirmiş ve ardından da soykırıma uğratmışsa, bugün da onların torunları, televizyon ağlarıyla insanlığın, insanımızın manevî değerlerini soyup soğana çevirerek manevi soykırımına uğratmaktadırlar.

ALTERNATİF BEYAZ CAM İÇİN BİR ADIM
Dünyayı global bir köy haline getirip evimizin içine sokan bu sihirli beyaz camın zararlarından bahsedip bol bol tepki edebiyatı yapmanın meselenize çözüm getirmediği ayan beyan ortada...
Üzerimize sağanak halinde gelen bu şeytanın teknolojik oklarından kurtulmak için, bir ruhban gibi uzlete çekilmek de çare değil. Hele insanlığın kurtuluşunu hayatının gayesi edinmiş sancılı kafaların şian hiç değil. "Sizden önceki nesillerden akıllı kimselerin, (bozguncuları) yeryüzünde bozgunculuktan men etmeleri gerekmez mıydı? Ne var ki, içlerinden pek az kişi bunu yaptı" (Hud, 116) ayetinin tehdidi çok şiddetli ve inançlı insanları ciddi sancı çekmeye davet etmekte...

Fert olarak yapılması gerekenlerin önceliklisi, "tepkisiz toplum" haline getirilen günümüz insanının, üzerindeki kalınlaşmış gaflet perdesini yırtarak, beyaz camda gördüğü dinî ve millî değerlerimize aykırı her eracif sahnesi için, telefona veya kaleme sarılarak, orada gösterilmesi gereken şeylerin, azınlığın değil, çoğunluğun sesini yansıtması gerektiğini sert bir dille ifade etmek olmalı ve bu hususta her nekadar insanımızda "kağıt ve kalem " fobisi bulunsa da yine de katiyyen ihmal gösterilmemelidir.
Uzun dönemli olarak da, medyayı ellerinde bulunduran ve ondan İdealleri doğrultusunda alabildiğine istifade eden güçlerin, bu sektörle yıllar önce tanışmış oldukları, teknolojiyi baş döndürücü bir seviyeye ulaştırdıkları, kadro yetiştirdikleri, siyasî güç sahibi oldukları, hukukî problemleri aştıkları realitesini göz önünde bulundurarak, bizim değerlerimizi ifade edecek, bizim ölçülerimizi anlatacak, Özlediğimiz dünyayı tedai ettirecek ve "kelimat-ı tayyibe "denilen, başta Kur'ân-ı Hâkim ve hakikatları, imanın ve güzel ahlakın değeri ve beşere lüzumlu ve zaruri menfaatlarına dair bilgileri (10) insanımızın ruhuna bir gergef gibi İşleyecek alternatif bir beyaz camın lüzumu konusunda en küçük bir taviz vermeden, ilim, para mevki güçlerini birleştirerek belirlenen hedefler doğrultusunda, serinkanlılıkla, yılmadan çalışmalıyız. Özetle teknolojinin kölesi olma yerine, teknolojiyi dize getirmek için var gücümüzle gayret sarfetmeliyiz.
Bediüzzaman'ın, "Küre-i arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefihe ile gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır. Tadili büyük bir himmete muhtaçtır. Ve keza, beşeriyet ruhundan dünyaya nâzır pek çok menfezler açılmıştır. Bunların kapatılması, ancak Allah'ın lütfuna mazhar olanlara müyesser olur." (11) ifadelerinden aldığımız ümitle inanıyoruz ki bu "Allah'ın lütfuna mazhar olanlar"ın yorulma bilmez azim ve gayretleri sonucu sihirli beyaz camın içindeki firavunun koynundan Hz. Musa'nın çıkacağı günler uzak değil.
DİPNOTLAR
1- Özemre. Prof. Dr. Ahmet Yüksel; İlimde Demokrasi Olmaz, Yeni Asya Yay. İst/91, s. 34
2- Zaman, 7 Eylül 88
3- Brown, J.A.C; Beyin Yıkama Çev. Behzat Tanç. Boğaziçi Yay. İst/78 s. 128
4- Kaplan, Yusuf; Enformasyon Devrimi Efsanesi, Rey Yay. Kayseri/91, s.43
5- Esslin, Martın; T.V. Beyaz Camın Arkası Pınar Yay. İst/91, s.72
6- Ayvaz, Doç. Dr. Zafer, "Yeni Bir Kültüre Doğru ve T.V." Sızıntı, Ekim 1987, sayı: 105
7- Akman. Zahid; "T.V. Yayınları ve Çocuk" İslam Dergisi, Ağust/90
8- Mete, Muhsin; "Yeni Dünya ve İletişim" Dergah Yay. Nisan 90, s.20
9- Hamson, Paul; Üçüncü Dünyanın Batılılaştırılması, Pınar Yay. İst/90 s. 53
10- Nursi, Bediüzzaman Said; Köprü Mayıs/90
11- Nursi, Bediüzzaman Said; a.g.e.