Sızıntı Arşivi

Haziran 1993 · s. 16 · 5 dakikalık okuma

Zürafalar

Şemseddin Seçilmiş · Yrd.Doç.Dr. · Zooloji

Haziran 1993 · s. 16 · 831×1065 px tarama
Haziran 1993 · s. 16 · 710×875 px tarama

İnsanoğlu, kendi dünyasını tanımak için yaptığı araştırmalarla benliğini çözmeye çalışırken, gözünü çevresine çevirip, olup bitenleri anlamakla da uğraşmaktadır. Bu yönüyle hem hal-i hazırla ilgilenirken, bazen maziye uzanır, bazen de istikbale yönelerek, dünyayı paylaştığı varlıkların hayatlarını anlamaya çalışır.

Yaratılıştan sahip olduğumuz merak hissimiz ve Mevla’nın isimlerinin tecelligâhı olan bitkilerle hayvanlar âleminin cazibedar yönleri, yapılacak yeni yeni araştırmaların güç kaynağıdır. Öyleki bu alanda çalışanların araştırmaları neticesinde araladıkları yeni kapılarla şevk ve heyecanları artmakta ve yeni çalışmalara koşturmaktadırlar. Öyleyse, böylesine dinamik bir güç kaynağının varlığını, araştırmaların devam edeceğinin en güzel bir işareti olarak değerlendirmek lazımdır.

İşte bu yazıda, hayvanlar âleminin enteresan bir üyesi olan zürafaların hayatı, Jane Stevens tarafından Kenya’da yapılan araştırmalara dayanılarak anlatılacaktır.

Zürafaların kendilerine has çok tipik oyunlarını gözlemekle işe başlayan Stevens, birbiri ile şakalaşan iki hayvanın (Resim1’deki) görüntüsünü yakalamıştır. Bu hayvanlar üzerinde çok ciddi araştırmalar yapan biyolog Dawit Pratt ve Virginia Anderson, “3 yaşındaki herhangi bir çocuğa, zürafanın resmini göstererek, tanıyıp tanımadığını sorsanız hemen tanıdığını söyleyecektir. Bu yönüyle, zürafalar yeryüzünde en çok tanınan hayvanlardandır” demektedirler. Bu özelliklerine rağmen zürafalar, Afrika hayvanlarından olan filler kadar araştırılmamıştır. Mamafih, bu alanda çalışan bilim adamları, Afrika sahrasında yer alan sekiz farklı guruptaki zürafaların davranışlarını anlayabilmek için yaptıkları araştırmalarla bazı bilgiler elde etmişlerdir.

Bu araştırmalardan, zürafaların göz ve kulak işaretleri ile nasıl anlaştıklarını, garip vücutlarını beslemek için haftada ortalama 230 kg bitki yediklerini ve günde 5 dk’lık kestirmelerle en çok yarım saat uyuyabildiklerini öğreniyoruz. Ancak biyologlar, zürafaların gösterdiği bazı davranışlar hakkında hemfikir değillerdir. Bu farklılıklar, hatalı tarihi bilgiler, yanlış yorumlamalar ve değişik sezgilerden ortaya çıkmaktadır. Tarihi bilgiler, MÖ. 46 yıllarına kadar uzanmakta ve hayvan sevgisinden mahrum Roma hükümdarı Sezar’ın, bu sevimli hayvanları aç aslanların bulunduğu arenalara atarak eğlendiğini söylemektedir. Diğer taraftan Çinliler, zürafaları “imparatorlukta ve kâinattaki mükemmel görünüşün, mükemmel devletin ve mükemmel ahengin amblemi” olarak kabul etmişlerdir.

Oldukça hareketli bir hayatı olan zürafaların günlük hayatları, bir ağaçtan diğerine dolaşmak veya geviş getirmekle geçer. Öğleden sonraları ise buldukları bir gölgelikte, ayakta ya da uzanarak bir miktar kestirirler. Tabii böyle bir uyku anında en büyük yardımcıları, küçük, sarı gagalı sığırkakan (oxpeckers) kuşlarıdır. Bu kuşlar, yaklaşmakta olan düşmanı, zürafaların yumuşak boyunlarını, başlarını tırmalayarak ve çığlık atarak haber verirler ki bu, hayvanlar arasındaki yardımlaşmanın ibretli bir misalidir.

Tabiat ile ilgili eski kitapların çoğu, zürafaların su içmediklerini söylerler. Aslında bu doğru değildir. Çünkü zürafalar, 3-4 günde bir su içerler ve bu iş onlar için oldukça sıkıntılıdır. Su içmek isteyen bir zürafa, ön bacaklarını yana doğru açmak zorunda kalmakta ve bu işlem ile başını suya uzatabilmek için 2.4 m. Mesafe kazanmaktadır (Resim 2). Suya ulaşabilmek için başını yaklaşık 5 metre aşağıya sarkıtan zürafa, muhtemel bir aslan saldırısına karşılık da başını sık sık kaldırır. Bu ani baş hareketleri insan için tehlikelidir, ancak zürafalar, insanlar gibi dolaşım sistemine sahip olmadıklarından, başın ani yükselmelerinde baygınlık geçirmezler. Hayvanın başında bulunan özel, karmaşık kan damarları, su içerken toplanan fazla kanı tutmakta ve başın ani kalkışlarında beyni beslemektedir. Carotit (şah damar) atardamarların üst bölümündeki kaslar, basıncı kontrol etmekte, toplardamarlardaki sübaplar ise kanın yanlış yönlere akışını engellemektedirler. Boyunlarının uzunluğu sebebiyle evrim teorisini destekleyenlerin delil olarak kullanmaya çalıştığı zürafaların su içerken çektikleri zorluk, bu iddiaları yalanlamaktadır. Çünkü, zürafaların ağaçların yüksek dallarındaki yapraklara ulaşma yanında, yerdeki suya da muhtaç olduklarını düşünürsek, Lamark’ın onların başlangıçta keçi kadar olup, daha sonra yaprakla beslenmeleri neticesinde boylarının uzadığı şeklindeki fikirlerini benimsemek mümkün değildir. Zürafaların bedenleri gibi kalpleri de büyük olup, vücut ağırlıklarının %4’ü kadardır ve dakikadaki atış sayısı 150’dir. Bu büyük bedene ve beyine pompalanacak yeterli oksijeni dağıtmak için görev yapan alyuvar sayısı, insan kapasitesinin iki kat yoğunluğunda olup, akciğerleri de 8 kat büyüklüktedir. Bu özellikleri, hayvanların kısa sürede büyük hız yapmalarına da yardımcı olmaktadır.

Zürafalar bazen dikenli ağaçlardan istifade ederlerken, bazen de kopardıkları kabuklarla beslenirler (Resim-3). Ağaç kabukları zürafayı beslerken, çıkan öz- sular da bir maymunun gıdası olmaktadır. Diğer taraftan büyük bir vücuda sahip olmalarıyla güven vermeleri ve düşmanı çok uzaktan farkedebilmeleri sebebiyle, zebra ve ceylan gibi diğer hayvanlar zürafaların yanında otlamayı tercih etmektedirler. Bu özelliklerinden dolayı anne zürafalar, yavrularını araziyi dolaşmaları için serbest bırakırlar. Bazen de su ve yiyecek araştırmak için, yavrularını çocuk bakıcısı durumundaki dişi zürafalara gönül rahatlığı içinde teslim ederler ve akşam olunca dönerler.

Bir saldırı ile karşılaşan yavru veya yetişkin zürafalar, hızlarını çok kısa bir süre içinde saatte 55 km’ye çıkarabilmektedirler. Fakat bu randıman, atlar gibi uzun süre korunamamaktadır.

Dişi zürafalar 4 yaşına girdiklerinde ilk defa hamile kalır ve 14.5 aylık bir dönemden sonra ortalama 70 kg ağırlığında ve 180 cm boyunda bir yavru dünyaya getirir. Doğan yavruyu ayağa kaldırmak ve hayata hazırlamak konusunda anne zürafaların en büyük yardımcısı olan kadifemsi deriyle kaplı boynuzlar, doğumdan önce ortaya çıkarlar.

Anne zürafa, doğumunu tenha bir yerde yapar ve ilk iki hafta yavruyu sürüden uzak tutar. Anne ve yavru, sürüye katıldıklarında sürüdekiler, yavruya büyük alaka göstererek, sanki “hoş geldin” dercesine, etrafında yarım saat dolaşıp başını, yelesini, sırtını okşar, koklar, böylece kendi gruplarına ait olup olmadığını anlar ve neticede adeta üyeliğe kabul ettiklerini ilan ederler.

Zürafa sürüleri, 100 veya daha fazla üyeden oluşmaktadırlar. Fakat genellikle gençlerden ve dişilerden oluşan küçük gruplara bölünürler. Üyeler kendi gruplarına mensubiyetin çalımlı edası içinde dolaşırlar.

Zoolog Bristol Foster, Nairobi Milli Parkı’nda çalışırken bir anne zürafanın 74 farklı zürafa ile dostluğunu gözlemiş, grup oluşturduğunu, grup dağıttığını ve yeniden oluşturduğunu incelemiştir.

Gözlerini dikip bakma, zürafalar arasında en yaygın haberleşme şeklidir. Bu bakışlar, aynen insanlardaki gibi dostça ya da düşmanca “buraya gel”, “git” manalarını taşımaktadır. Otlaklarda dolaşırken zürafanın sabit bakışları, diğerlerine bir aslanın belirdiğini anlatır ve grupların yaklaşık 2 km karelik bir alana dağılmalarını sağlar. Böyle bir tehlike anında anne zürafa, insanın şefkat duygularını okşarcasına yavrusunu ön ayakları arasına alarak korumaya çalışır ve yetişkinleri de bakışları ile uzaklaştırır, daha sonra da yavrusu ile kaçarak kurtulmaya çalışır (Resim-4).

Bugün Kenya’nın 8 bölgesinde 500 kadar zürafa huzur dolu hayatlarını sürdürmekte olup, davranışları üzerinde çalışan çok az bilim adamı vardır ve çalışmaları da, beslenme alışkanlıkları ve bu bölgelerdeki zürafaların ekosisteme olan tesirleri üzerinde yoğunlaşmıştır.

Zürafalar, narin hayatlarını sürdürüp bir yandan aslan gibi vahşi hayvanlarla mücadele ederken diğer taraftan da çiftçilerin katliamlarına maruz kalmaktadırlar. Sayılarının giderek azalması, güzel bakışlı bu hayvanların korunamadığını göstermektedir. Morfolojik yapısından fizyolojisine kadar bütün özellikleriyle, üzerinde Yaratıcı’nın sanatlarını taşıyan zürafalar, hayvanlar âlemindeki armoninin kıymetli bir parçasıdır. Bu sebeple, nesillerinin korunması yolunda yapılan çalışmalar hızlandırılmalı ve tesirli hale getirilmelidir. Aksi halde, ekolojik dengenin bozulmasıyla nesilleri kaybolan birçok hayvan gibi, zürafalar da yok olacaklardır. Bu da, çevreyi hergün tahrip eden 20. yy. insanı ve medeniyetinin halen mevcut mirasyedi karakterini yeniden gözler önüne serecektir.

Yard. Doç. Dr. Şerafedin SEÇİLMİŞ