Mart 1985 · s. 2 · 3 dakikalık okuma
Zirvedeki Işığın Gölgesinde

İpekten kaneviçeleşmiş satırlarıyla önümüze serilmiş ve her sayfası ayrı bir güzellik meşheri olan şu tabiat kitabını, acaba doya doya ve şuurla mütalâa edebiliyor muyuz? Güneşin kolları arasında, her mevsim ayrı bir güzellik ve görkemle nazarımıza arzedilen bu pırıl pırıl ve muhteşem kitap, herzaman başvurulacak ve dikkatle tetkik edilecek bir huzur ve enerji kaynağıdır.
Zirvedeki ışığın gölgesinde ve sinelerimizde tutuşturduğumuz çırağla, bu kitabı iyi okuyup içimizi aydınlatabiliyor, ruhumuzla varlığa erip, inançla kanatlanabiliyorsak, bedbinlik ve karamsarlığa düşmeyecek; kendimizi hiçbir zaman yalnız hissetmeyecek ve her lâhza, duyacağımız ayrı bir zevk ayrı bir lezzetle, gönüllerimiz mutluluklarla dolup taşacak ve dudaklarımız saadet türküleri mırıldayacaktır.
Durgun sular yosun tutar.. işlemeyen uzuvlar kireç bağlar.. çağlayanlar hep tertemiz ve pırıl pırıldırlar. Bütün bir hayat boyu durup dinlenmeden mekiğini, kalbi ve kafası arasında hareket ettirenler, birgün ruhlarını çok güzel şeylerle çimlendirdiklerine şahit olacak ve talihlerine tebessüm edeceklerdir. Zira, sürülen topraklar ancak, tohuma döl yatağı olabilir; bakılan bağ ve bahçeler meyve verir.
Bağ ve bahçelerimizi saran ısırganlar, ihmallerimizin ifadesi olduğu gibi, ruhlarımızı saran şirretlikler de bizim gaflet ve umursamazlığımızın ürünleridirler. Aktif ve uyanık ruhlar, güzel duygu ve düşüncelerle, gönüllerinde kurdukları cennetler sayesinde, eşyâ ve hadiselere bir başka bakar, varlıkla bir başka türlü kaynaşır ve bütünleşirler. Her varlık, Kudret kalemiyle yazılmış bir kelime veya cümle olduğuna göre, niye kaynaşıp bütünleşmeyecekler ki...!
Her canlının bir gelişme ve değişip güzelleşme yeri olan bu dünyada, eşyaya ruh gözüyle bakılabilse , hertarafta Kudret Mucizelerinin parıldadığı görülecektir: Ağaçlar, damarlarında hayat suyunun akıp durduğu muhteşem, sevimli birer canlı; dal ve yapraklar, kollarını açmış yalvaran birer âbid; toprak her lâhza ayrı bir diriliş heyecanıyla fıkırdayıp duran harikalar meşheri.. ve her tarafta, hava ile, su ile, güneş ile bütünleşen yemyeşil yapraklar ve onlardan fışkıran hayât... derken, herşeyin, renkler, çiçekler ve tatlı meyvelere doğru sel gibi akması...
Evet insan, ruhuyla gözleri arasındaki perdeyi kaldırıp idrakine mâni tıkanıklıkları açabilse, renkler kokular ve baş döndürücü desenleriyle, heryanımızı saran tabiat kitabının güzellikleri, onun ruhuna aksedecek ve onu nefsânilik zindanlarından kurtararak cennet koridorlarında dolaştıracaktır. Böyleleri, gözlerinin gördüğü, fikirlerinin ulaşabildiği heryeri, en lezzetli meyveler, en çarpıcı manzara ve levhalarla donatılmış bulacak; kalb, ruh, göz ve kulaklarıyla bunlardan istifade edip kendilerinden geçeceklerdir.
Bizlerde, zevk alma ve istifade etme duygularını va-reden Kudret, çevremizi de cennet bahçelerine çevirmiştir. Bu münasebeti kavramanın insan gönlünde meydana getireceği varidat ne muhteşem! ve her hadiseyle gönüllerimizi aydınlığa boğan Gizli Zat nemübeccel ve ne lütufkârdır...!
Herbiri ayrı bir güzellik kuşağında tecelli eden bunca oluş, dünden bugüne hep olup durdu ama; ne dün bugün, ne de bugün yarındır. Hergün ayrı bir aydınlık ve ayrı nimetlerle gelmekte; gelenler ışıktan parmaklarla O'na işaret edip geçmektedirler. Bütün bu gelip geçmelerde, herşey gibi insanoğlu da değişip başkalaşmakta, ayrı bir ruh, ayrı bir karakter kazanmaktadır. Yerinde durup kaldığını sananlar, içte ve dıştaki bu kadar başkalaşmaları sezemeyen kör ve sağır ruhlardır. Duygu ve düşünceleriyle kendilerini tabiatın güzellikleri içinde hisseden talihliler ise, bu gürül gürül ırmağın içine dalacak, onunla kaynaşıp bütünleşecek ve soluk soluğa varıp ummana ulaşacaklardır.
Katre iken derya, zerre iken güneş ve hiçliği içinde herşey olan bu babayiğitler, hiçbir zaman yalnız kalmayacak, kendini garib hissetmeyecek; kalbinin bütün kapılarını Yaratıcısına açıp O'nunla münasebete geçecek, O'na dert yanıp O'nunla hasbıhâl edecek; en gizli arzularını, en derin acılarını, en içten dileklerini O'na açacak ve O'na sığınacak... Dilini kullanmasa bile, duygu ve düşünceleriyle dertlerini O'na fısıldayacaktır. içinde O'nunla dertleşdikçe, daha başka içlere, içler ötesi içlere kanat çırpıp yükselecek, nihayet, gözlerin görmediği ve göremeyeceği, kulakların işitmediği ve işitemeyeceği, kalblerin kavrayamayacağı göz kamaştırıcı iklimlere ulaşacakdır.
Kendini keşfedebilmiş böyle bir Hak erinin iç dünyası, yıldızlarla yaldızlı semâ kadar parlak ve derin, mekânlar kadar geniş, cennetler kadar da iç açıcı ve rengârenktir. Gökyüzündeki kandiller gibi, onun sinesinde de meş'aleler ışıldamaktadır. Bu meş'aleler sayesinde o, bütün eşyâ ve hadiseleri aydınlanmış olarak görür ve hertürlü tıkanıklıklardan kurtulur.
Her hakikat önce, kendine has soyluluk ve yücelikle bir kıvılcım gibi insanın gönlünde belirir; sonra da bir aydınlık tufanı olarak her yanı sarar. Bu pırıl pırıl iklimde kitleler, sonsuza giden yolları bulur, mesafelerin sırrını kavrar, şaşkınlık ve tedirginlikten kurtulurlar.
Ruh dünyalarında aydınlığa ermiş, varlıkla bütünleşmiş bahtiyar nesillerin, eşya ve hâdiselere yeni bir bakış kazandıracak olan bu ilahî ışığı, dünyanın dörtbir bucağına götürmeleri dileğiyle!
SIZINTI