Sızıntı Arşivi

Kasım 1982 · s. 18 · 2 dakikalık okuma

Zirvedeki Hayat

Naci Gümüş · Biyoloji

Kasım 1982 · s. 18 · 750×1052 px tarama

Dönüşte dağcıların getirdikleri bilgiler botanikçilerce derin incelemelere mevzu oluyor. Neticede bu bitkilerde "mükemmel bir korunma mekanizması olduğu" müşahede ediliyor.

Son yıllarda tabiî çevrenin bir bütün olarak araştırılması için usuller geliştirilmeye başlanmıştır. Bizi çevreleyen fezâ kadar tabiî çevrenin de İncelenmesi, tanınması, değerlendirilmesi gereklidir. "Ekolojik parsel" olarak tarif edilen çevre, canlıların yaşadığı yer ve onların ayrılmaz bir parçasıdır. Canlılar tarafından tüketilen bütün enerji, kaynağını bitkilerden alır. Bitki örtüsü de biyosfere tesir eder. Botaniği yakından ilgilendiren ana mevzuu.. Fakat bizim gayemiz bitki morfolojisi ve fizyolojisini sunmakdan ziyade; vadileri kaplayan yabanî çiçek tarlalarından başlayıp, kar ve buzun yıl boyunca hüküm sürdüğü binlerce metre yüksekliklere çıkarak bilmediğimiz bir renk cümbüşünün varlığını insanımıza, gösterebilmektir.

Mesela Alp Yıldızı adı verilen çiçeğin üzerindeki beyaz tüyler ona âdeta kürk giydirmiştir. Karın rengine nisbetle bembeyaz bir kürk... 2500 metreden sonra yeti-şen Taş kıran çiçeği, en sert kayayı bile yarıp kendini yetiştirecek bir vasat buluyor. Adının aksine kendisi yumuşak... 1000 ilâ 2500 metreler arasında Apenin'lerde yetişen Ali çiçekleri (Aubretic). 2700 metrede Ağrı ve Alplerde yetişen Damlacık (Erica cornea) ve kırmızı kozalak; İlkbaharda çiçek açan badem, kayısı ve erik dalından daha güzel bir gürünüm arzetmektedir. Sarı şakayık, Arap gelini, hele bakmakla doyulmayan dağ lalesi, dağ zambağı ve düğün çiçeği... Haziran ve Temmuz aylarında 1800-4500 metre arasında rastlanan tipik Ağrı çiçeği Her Dem (Primula Haller) in yakın çevremizde güzelliğine eş bir çiçeğe rastlamak oldukça güçtür. Mühür çiçeği ve Mine gibi nazlı bilinen çiçekler bile kendi bünyelerindeki ısıyı uzun zaman kullanabilme hassasiyetlerinden dolayı günlerce, haftalarca güneş görmeden Alp'lerin ve Ağrı'nın tepesinde hayatlarını sürdürebilmektedirler.

Araştırmalar, kar kalınlığının bir metreyi geçtiği ısının — 30 dereceye kadar düştüğü yerlerde bile, kar tabakasının içinde çiçeğin sıcaklığının — 1 dereceyi bulmamasına rağmen çiçeklerin yaşayabilecekleri bir vasatın hazırlandığını ortaya koymuştur.

İşte deniz seviyesine yakın yerlerde bile yetiştirilmeleri çok zor olan bu çiçeklerin en sert hava şartlarına rağmen dağ zirvelerinde hayatlarını sürdürmeleri şüphesiz ki düşündürücüdür. Elbette bu itina ve tedbirler gelişi güzel ve tesadüfen meydana gelmemiştir.

Naci GÜMÜŞ