Kasım 1982 · s. 13 · 3 dakikalık okuma
Yunuslara Ait Aydınlatıcı Tablo
Yunuslar, bir batık gibi sudaki hayata uymalarına rağmen aslında memeli hayvanlardır. Aynen karada yaşayan memeliler gibi akciğerleri ile teneffüs ederler, yavrularını doğurup kendi sütleri ile beslerler. Erişkin bir yunus, takriben 200 kg. ağırlığındadır. Sırtı siyah, karın kısmı beyazımsıdır. Yanlarda orta boyda yarım kanatları (yüzgeçler) vardır. Burunları öne doğru sivrilmiştir. Sırtında da bir yüzgeci bulunur. Hem alt hem de üst çenesinde sivri 20 - 22 çift dişleri vardır. Bu dişlerin dizilişi o kadar muntazamdır ki, hayvan ağzını kapadığında alt çenesindeki iki dişinin arasına üst çenesindeki bir diş girerek ağzını tamamen kapatır. Bu sayede temel besinleri olan balıkları, mürekkep balıklarını ve karidesleri yakalayıp yiyebilirler. Sürüler halinde yaşayan yunuslar; yiyecek bolken ve tehlike hallerinde büyük sürüler halinde; yiyecek azaldığında ve tehlike geçtiğinde küçük sürüler) halinde dolaşırlar.

Çok tehlikeli ve öldürücü, 8-10 m. uzunluğunda balina cinsi bir yunus.
İçlerinden birisi yaralandığında başka hayvanlarda görülmeyen bir şekilde sağlam olan iki hayvan yaralının iki yanında başlarını yaralının hava alabilmesi için zaman zaman su yüzüne çıkartırlar; diğer balıkların saldırılarından koruyarak yardım ederler.

Daha küçük "yalancı balina" cinsi yunus balığı.
Başının iki yanında bulunan küçücük iki adet gözleri fazla keskin değildir. Koku alma kabiliyeti de çok azdır. Buna mukabil yunuslarda işitme hissi çok mütekamil olup,yarasalardan sonra işitme spekturumu en geniş hayvanlardandır. 120 kilohertz ve daha üst frekansları duyabilirler. İnsan ancak 30 kilohertz frekansı işitebilir.su altında ve su üstünde çeşitli frekanslarda sesler çıkartarak birbirleriyle anlaştıkları gibi, düşmanlarını da işitme sistemleri ile tanıyabilirler. Şöyle ki, yunuslar balıkçı teknelerine yanaşamadıkları halde,diğer yolcu yük ve savaş gemilerine yanaşıp onlarla beraber uzun süre yüzerler.
Yunuslar yüzmeyi kuyruklarını yukarıya aşağıya sallayarak yaparlar. Yassı kanatları yüzmede dümen vazifesini görür. Sırt yüzgeci ise yüzmede dengeye yardım eder. Ama yunusun dengesindeki en mühim vazifeyi vücudunun yukarı kısmında bulunan içleri hava dolu akciğerleri yapar. Yunusun akciğerlerinde 25-40 adet kapakçık bulunur. Hayvanın dalması, yüzmesi ya da su üstüne çıkmasına göre akciğer iç basınçlar ayarlanır. Yunusların akciğer kapasitesi de kara hayvanlarından daha fazladır. İlaveten yunuslar bîr nefeste akciğerlerindeki havanın % 90'ını yenileyebilirler, kara hayvanları ise en fazla % 10-25'ini tazeleyebilirler. Ayrıca yunusun nabzı su sathında dakikada 110 iken su altında 50'ye iner. Bu sayede de daha az oksijenle daha fazla zaman su altında kalabilmeleri sağlanmış olur. Hayvanın vücutlarının kalın bir derialtı yağ tabakası ile kaplı olması sebebiyle, vücut ısısının suya geçmesi önlenir. Bu şekilde de hem enerjiden hem de oksijenden tasarruf edilmiş olur.
5-6 yaşında ergin hale gelen yunus, 11-12 ay gebelikten sonra doğurur. Anne doğar doğmaz yavrusunu su yüzüne çıkartır. Doğum esnasında anne balığın iki yanında iki dişi yunus (ebe) yüzer. Vazifeleri kan kokusuna gelebilecek köpek balıklarından anne ve yavruyu korumaktır.
Yavru 6-18 ay annesini emer. İlk iki hafta yavru annesinin yanından ayrılmaz. Küçük yunus doğar doğmaz yüzmeye muvaffak olur. Sonra yavaş yavaş anneden ayrılır ve annenin yanında yavrunun bakımına, yardımcı olan "Teyze" denebilecek balıkla gezmeye başlar. Anne sadece bu teyzenin yavrusuna yaklaşmasına müsaade eder. Yavrunun doğduğunda dişleri yoktur; ancak 5 aylıkken çıkar. Emzirme su altında yapılır. Yavru memeyi ağzına aldığında yavrunun ağzına süt püskürtülür. Yavrunun nefes alabilmesi İçin de her yarım dakikada bir su üstüne çıkarılır. İlk haftalar süt çok sık aralıklarla verilirken, altıncı ayda günde altıya iner.
Görüldüğü gibi yunuslarda içtimaî hayat, insanlara benzer tarzda diğer hayvanlardan çok daha mükemmel vaziyettedir. Yunusların bu içtimai davranışları çok yüksek bir zekâyı icabettirmektedir. Fakat yapılan araştırmalar yunusların bu hareketleri yapabilecek zekâya sahip olmadıklarını göstermiştir.
Doğrusu akıl ve düşünce kabiliyeti olmıyan yunusların, böyle fevkalâde şuurlu ve planlı hareketlerini, harici bir kuvveti ve ilk bir programı hesaba katmadan anlamak çok zor olacaktır. Bence mes'elenin aslına inebilmenin tek yolu, çok karanlık ve "anlamsız" gibi görünen "iç güdü, sevk-i tabii" gibi tecrübeye dayanmayan iddiaları bir tarafa bırakarak mevzua ışık tutucu daha berrak düşüncelerle, "Yeni baştan" deyip daha pozitif bir yolla mes'eleyi ele alma mecburiyetindeyiz.
Dr. Mutlu Kağan