Mayıs 2002 · s. 186 · 6 dakikalık okuma
Yitik Gelenek veya Sosyal Sermaye : DİYALOG

Yirminci yüzyılın en mühim başarısı olan bütünü parçalara ayırma ve analitik düşünme anlayışı, sonunda bir başka önemli probleme yol açmıştır. Çünkü bir mevzuda ürettiğiniz çözüm, belli bir sürecin sonunda yeni sıkıntıları ortaya çıkarmaktadır; çözümü hayata taşırken, uykuda olan potansiyel muhtemel problemlerin de tohumları ekilmektedir. Bu yüzden meseleleri halletmede kullanılan temel prensiplerden biri, dünün çözümlerinin, bugünün problemlerini ortaya çıkardığı ve bugün ürettiğiniz çözümlerin de yarının kendine has problemlerini üreteceğinin kaçınılmaz olduğudur. Bu perspektiften bakıldığında, yirminci yüzyılın teknoloji ağırlıklı indirgemeci ve analitik düşünebilme başarısı, bütüncül, sistemci ve sentezci düşünebilme kabiliyetinin körelmesine veya göz ardı edilmesine yol açmıştır. Bu eksikliği gidermek için yirmibirinci yüzyılda hayatın her boyutunda sistemci ve bütüncül yaklaşımı taşıyabilen bir konuşma ve problem çözme biçimi, hayatın merkezine taşınacak gibi görünüyor. Bu bütün insanlık tarihinde, Afrika’daki kabileler dahil her kültürün kendine has mekanlarında (köy meclislerinde, ateş etrafında, antik tiyatrolarda ve şehir merkezlerinde) toplanıp, karşılıklı konuşma ve çözüm üretme metodu olan diyalogdur. Yirminci yüzyılda göz ardı edilen ve parçalanan hayatı bütünleştirmede kullanabileceğimiz en tesirli konuşma tarzı olan diyaloğun; felsefi temelleri, teorisi ve işleyiş modeli, son yıllarda ciddi şekilde yeniden gözden geçirilmekte ve hayata taşınmaktadır. Eğitim, insanın tabiatındaki benzerlikler üzerinden ortak paydalar üretme sanatı kadar, insan tabiatındaki farklılıkları geliştirip, üretimde kullanabilme ve toplumu zenginleştirebilme maharetidir. Bu açıdan eğitimde; benzerlik ve farklılıklarla birlikte dünyayı ve hayatı algılama öğretilmelidir. Bu da benzerlikler ve farklılıklar arasında kurulacak diyalog köprülerine bağlıdır.
Bugünkü sıkıntıların temelinde sosyal sermayemizde giderek yok olan ve yerini tartışma kültürünün aldığı, diyalog eksikliği ve bununla bağlantılı; birlikte düşünememe yetersizliği, ortak akıl ve değer üretememe beceriksizliği, farklılıkları hayata taşıyıp zenginlik ve çeşitlilik üretememe kabiliyetsizliği yatmaktadır.
Diyalog nedir?
Diyalog kelimesi Yunanca’daki dia ve logos kelimelerinin birleşiminden oluşur. Dia vasıtasıyla ve yoluyla, logos ise; kelime veya anlam, söz, ifade, bir şeyi göstermek, ortaya çıkarmak, hep birlikte bir araya gelmek demektir. Diyalog sadece iki kişi arasındaki konuşma değildir, o bir mana akışıdır; güven ve itimat inşa edici iletişim tarzıdır. Diyalog parçalı ve kısmi kaliteden, toplam kaliteye geçişin usulü, ve itici gücüdür; ferdi hayattan kolektif akıl ve şuura geçişin klasik usulüdür. Diyalog, “ben doğruyum sen yanlışsın” anlayışından, “ben de, sen de doğru olabiliriz, ikimizin de farkında olmadığı bir noktada ortak doğrulara ve işbirliğine sahip olabiliriz” anlayışına geçiş yapmaktır. Tarafları olan değil, yalnızca merkezi olan bir konuşma tarzıdır diyalog. Eflatun’un hayatı üzerine oturttuğu üçlü sacayağı olan gerçek (doğru), iyilik ve güzelliği dengeli şekilde bütünleştirmeye yönelik konuşma çeşididir. Bütünlüğe açılan kapı olan diyalog, hayatın her boyutundaki kısmi ve parçalı anlayışları, bütünleştiren konuşma türüdür. Mesuliyeti o veya bu şeklinde ikili mantığın içine hapsetmez; mesuliyet ve hürriyeti birleştirip, herkese yayan bir problem halletme usulüdür.
İnsanın tabiatında, çevrenin tasdikini ve muvafakatini almak ve sosyalleşmek eğilimi vardır. Bu da insanların bir araya gelip konuşmalarını ve düşünmelerini gerektirir. Diyalog, kaynakları doğru kullanmayla şekillenen faal ve verimli yaşama kültüründen, kaynakları doğrunun, iyinin ve güzelin sentezinde kullanarak şekillenen yaşama kültürüne geçişin itici gücüdür. Diyalog hayatın manasını keşfetmektir; hayatı bütüncül bir perspektiften anlamak için bir duruş ve tavırdır. Diyalog, bir insanın farklılıklara saygı duyarak ve onları dikkate alarak münasebetler kurması ve o münasebeti yeni boyutlara taşımasıdır; insanların farklılıklarını itici motor gücü olarak kullanıp, birlikte yeni mana keşiflerine çıkma yolculuğudur; farklı olanla, “öteki” ile bütünleşmenin veya işbirliğinin yollarını keşfetme yolculuğudur; tecrit edilmiş benliklerin ötesine geçip 'biz' havuzunda birlikte olabilmektir; parçadan bütüne geçip, bütünün mana derinliğinde ve çeşitlilikte birlik oluşturmaya zemin hazırlamaktır. Diyalog, statü ve güç farklılıklarını askıya alan ve herkesi eşit seviyeye çeken, peşin hükümsüz, duymaya, dinlemeye, anlamaya ve varolanın ötesindeki mana boyutlarında mutabakat üretmeye dayalı özel bir iletişim biçimidir.
Diyalog eksenli konuşmada, insanca atmosferin yanında farklılıkların fark edilip saygı duyulduğu, herkesin görülüp dinlenildiği ve anlaşılıp onaylandığı, takdir edildiği ve herkesin zihin ve düşünce ekolojisinin peşin hükümlerini deşifre ettiği, içten ve gönülden iradi bir konuşma tarzıdır. Diyalogda fikir müzakereleri; birbirini çürütme ve kendini ispat etme maksatlı değil, birbirinin farklılıklarını anlama ve varolanın ötesine gidip oralarda keşfedilen ortak bir noktada buluşmayı öngörür. Bu açıdan diyalog konuşmalarında etiketleme, yargılama, dışlama, hakaret ve küçümseme yoktur. (Tartışma ve diyalog arasındaki çarpıcı farklılıklar tabloda görülmektedir.) ...
Şuuraltını teşkil eden kabullenmeler, bir seri tabakalardan oluşur. Belli kabullenmeler tabakası, bir alt kattaki ön kabullenmelerden, onlar da bir alttaki temel aksiyomlardan, onlar da daha alttaki inanç ve değerlerden kaynaklanır. İşte bu kabullenmeler, inanç ve değer tabakaları, insanlar tarafından ne kadar yaygın şekilde paylaşılıyorsa, orada sosyal kavgalar ve patlamalar o nispette az olur. Eğer toplum farklı kabullenme, inanç ve değer tabakalarından oluşuyorsa, o zaman içtimai mutabakat, birlik ve beraberlik, ancak diyalog kültürü ve tecrübesinin o toplumda zenginleştirilmesiyle sağlanabilir. Toplum tabakalarının diyalogdan uzak, dayatmacı ve tek taraflı çözümleri ise o toplumu daha çok parçalar ve kaosa sürükler. Çünkü sorgulanmamış, açığa çıkarılmamış kabullenmeler, toplumdaki yanlış anlamaların, peşin hükümlerin, yargılama ve etiketleme hatalarının ana kaynağını oluşturur. Eşitliğin ve empatinin olmadığı yerde, insan zihninin ekolojisini deşifre etmek çok zordur.
Diyalogdaki gaye, birbirini anlamak veya söz konusu edilen meseleleri anlamadaki yetersizlikleri ve boşlukları gidermeye çalışmaktır. Diyalog türündeki konuşmalar çeşitli maksatlar için yapılabilir. Mesela ferdi, içtimai münasebetleri güçlendirmek; sosyal bağları ve sermayeyi artırmak; problemleri dayatmacı bir biçimde değil, diyalog eksenli çözmek; var olan ihtilafların ve ortak paydaların ötesinde yeni ortaklıklar ve mana açılımları üreterek, stratejik iş birlikleri ortaya koymak; insanlık alemi içinde ahenk ve barış üretebilmek, diyalogla gerçekleştirilmek istenen hedeflerdir.
Diyaloğun hayatı sarmalayan boyutları
Diyalog hayatın bütün boyutlarına bakan bir konuşma biçimidir. Mesela aile içi diyalog, meslekler arası diyalog, bilim dalları arasındaki diyalog, toplumun alt tabakaları arasında diyalog, kültürler arası diyalog, dinler arası diyalog, bilim ve din arasında diyalog, madde ve mana alemleriyle bilgi dünyaları arasında diyalog, kalb ve kafa kültürleri arasındaki diyalog, sosyouekonomik toplum tabakaları arasında diyalog, yöneten ve yönetilenler arasında diyalog, lider ve takım üyeleri arasında diyalog, insan ve çevre arasında diyalog, farklı paradigmalar ve ideolojiler arasında diyalog, liberal serbest pazar ekonomisi vizyonu ile sivil toplum vizyonu arasında diyalog, kapitalizm ile sosyalizm arasında diyalog, toplumun elit sınıflarıyla geniş halk kitleleri arasında diyalog, atanmışlarla seçilmişler arasında diyalog, farklı düşünme biçimleri arasında diyalog, farklı eğitim teorileri ve modelleri arasında diyalog, çocuklar ile yetişkinler arasında diyalog, işveren ile işciler arasında diyalog, insanlarla kullanılan teknolojiler ve cihazlar arasındaki diyalog, erkeğin dünyası ile kadının dünyası arasında diyalog, üreticiler ile tüketiciler arasında diyalog, sanayici ile bilim adamları (üniversite) arasında diyalog, din adamları ile eğitimciler arasında diyalog, 'doğru'yu (bilim dünyası), 'iyi'yi (ahlak ve dini kurumlar) ve güzeli (güzel sanatlar) temsil edenler arasında diyalog, farklı kişilik tipleri arasında diyalog, güç, mana ve duygu dilini kullanan insanlar arasında diyalog... diyaloğun hayatı sarmalayan boyutlarına örneklerdir.
Küreselleşen dünyada diyalog, farklılıklarla birlikte yaşamanın mümkün olabileceğini gösteren bir hayata bakış paradigması ve konuşma çeşididir. Diyalog yirmibirinci asrı kucaklayacak ve şekillendirecek insan modelinin problem çözme tarzı olmaya aday, geçmişi olan bir konuşma biçimidir.
Özetlersek diyalog, özünde insanın kendisiyle veya hayatla kurduğu bir varoluş biçimi veya modelidir. Siz, çevrenizle ben ve öteki temelli parçalayıcı ve otorite kurucu, dışlayıcı bir varoluş tarzı geliştirebileceğiniz gibi, “ben 'biz'in, biz 'ben'in içinde” temelli, bütüncül, ahenkli, barışa odaklanmış bir varoluş tarzı da geliştirebilirsiniz. Derin düşünüldüğünde ise, hayatın, 'biz'lerin birbiriyle buluşup fikir alışverişinde bulunduğu, diyalog ve buluşma köprüsü olduğu fark edilir.
KAYNAKLAR
ISAACS William (1999). Diyalog ve Birlikte Düşünme Sanatı, Çeviri: Ahmet Ünver u Neşenur Domaniç. Literatür yayıncılık, No: 61 2001. İstanbul.
Daniel Yankelovich. The Magic of Dialogue: Transforming Conflict into Cooperation Nicholas Brealey publishing ltd. London (1999)
Stewart, J.J., & Thomas, M. Dialogic listening: Sculpting mutual meanings. In J. Stewart (Ed.), Bridges, not walls: A book about interpersonal communication (5th ed.). New York: McGrawHill. (1990)
http://thataway.org/dialogue/